Dersim, "dağın dumanı, suyun sesi, taşın duası" ile örülü bir coğrafyadır. Bu toprakların kadim inancı olan Rêya Haq, insanı sadece bir et ve kemik yığını olarak görmez; insanı *"Zat-ı Kibriya"*nın bir yansıması, yeryüzündeki tecellisi olarak kabul eder. Bu bakış açısıyla, insanın kendine zarar vermesi, sadece kendi bedenine değil, o bedende konaklayan "Can"a ve o Can’ın asıl sahibi olan Hakk’a karşı yapılmış bir hürmetsizliktir.
Beden Hakk’ın Emanetidir
İnancımızda beden bir mülk değil, bir emanettir. "Okunacak en büyük kitap insandır" diyen bir öğreti, o kitabın sayfalarını (aklı ve bilinci) uyuşturucuyla karartan bir eylemi asla kabul etmez. Uyuşturucu, insanın "kamil insan" olma yolundaki en büyük engeli olan "nefs-i emmare"nin (kötülüğü emreden nefis) en karanlık halidir. Genç bir fidanın, zihnini uyuşturucuyla köreltmesi; Hakk’ın ona bahşettiği akıl, irade ve vicdan nurunu kendi elleriyle söndürmesidir.
Rıza Şehri’nde Zehre Yer Yoktur
Dersim inancının toplumsal hedefi *"Rıza Şehri"*ni kurmaktır. Bu şehirde kimse kimseden incinmez, kimse kimsenin hakkını yemez ve herkes birbirine "rızalık" verir. Uyuşturucu ise doğası gereği "rızasızlık" üretir.
Zehir taciri, bir gencin geleceğini çalarak rızasızlık işler.
Bağımlı hale gelen genç, ailesinin ve toplumun huzurunu bozarak rızasızlık üretir. Dolayısıyla uyuşturucu trafiğine göz yuman veya buna zemin hazırlayan her el, Rıza Şehri’nin kapısından içeri giremez; yolun ve erkanın dışına düşer.
"Eline, Diline, Beline Berk Ol" Düsturu ve İrade
Pirim Aras’ın, Hacı Bektaş-ı Veli’nin bize bıraktığı "Eline, diline, beline sahip ol" ilkesi, aslında tam bir "özdenetim" manifestosudur. Uyuşturucu, insanın kendi eline, diline ve beline sahip olma iradesini felç eder. Aklın devre dışı kaldığı yerde edep biter, edebin bittiği yerde ise yol tükenir.
Bugün Dersim’in sokaklarında, kutsal ziyaretlerimizin yamacında bu zehrin yayılması; atalarımızın "yol evladı" olarak yetiştirdiği nesillerin, uyuşturucunun kölesi haline getirilmesidir. Bu, sadece bir asayiş sorunu değil, bin yıllık bir manevi mirasın yağmalanmasıdır.
Çözüm: Ziyaretlerin Ruhuyla Arınmak
Bizler darda kaldığımızda Munzur’a, Düzgün Baba’ya, Kureyş Baba’ya sığınan bir toplumuz. Gençlerimizi bu bataklıktan kurtaracak olan da yine o manevi köklerdir.
Cemevlerimiz: Sadece cenaze erkanı yürütülen yerler değil, gençlerin dertleriyle hemdem olunan, onlara "can" olduklarını hatırlatan irfan merkezleri olmalıdır.
Pirler ve Analar: Gençliğin içine düştüğü bu boşluğu "Hak sevgisi" ve "insan onuru" ile dolduracak öğütleri daha gür sesle söylemelidir.
Sonuç
Dersim’in her bir taşı "Xızır dokunmuştur" diye kutsal sayılıyorsa, o taşın üzerinde yürüyen genç de kutsaldır. Kutsalımızı korumak; sadece doğamıza baraj yapılmasını engellemek değil, gençlerimizin damarlarına zehir akıtılmasını da engellemektir.
Unutmayalım ki; bir genci uyuşturucudan kurtarmak, bir canı Hakk’a ulaştırmak kadar sevaptır. Bir gencin uyuşturucuyla solmasına seyirci kalmak ise, o kutsal emanete ihanet etmektir.
Yazarın Notu
Bu yazı, bir din dersi değil, bir vicdan muhasebesidir. Dersim’in direniş ruhu sadece dışarıdan gelen tehditlere karşı değil, içeriden bizi çürüten bu "sessiz düşmana" karşı da uyanık olmalıdır. İnancımız bizi "diri" tutmak içindir; uyuşmak ve uyumak için değil. Gençlerimizin gözündeki o "Hak nuru"nun sönmesine izin vermeyelim.
Barış İMRE



