Dersim’de son dönemde artan insan–yaban hayatı karşılaşmaları, yaban hayvanlarıyla temasın ekolojik olarak doğru kurulmasını zorunlu kılıyor. Dersim’in yabanıl ekosistemi yalnızca zengin tür çeşitliliğine değil, nesli tehlike altında olan türlere de ev sahipliği yapar. Bu bütünlük içinde dağ keçileri, hem biyolojik çeşitliliğin parçası hem de kentin kolektif hafızasında, mitoloji ve inanç dünyasında büyük değer atfedilen simgesel varlıklardır. Ancak bu değer, sahada gözlenen bazı insan davranışları nedeniyle risk altına girmektedir.
Bu bağlamda, iyi niyetle yapılan bazı davranışlar-yol kenarında yiyecek ve tuz bırakma, fotoğraf için aşırı yaklaşma, atıkların açıkta bırakılması-istenmeyen süreçleri tetikler. Gıdaya koşullanma, hayvanın insanı ve belirli alanları “yiyecek ödülü” ile eşleştirmesidir; bu, aynı noktaların tekrar tekrar ziyaret edilmesine yol açar ve mekânsal sadakat oluşur. Tekrarlanan, tehdit içermeyen temaslar ise insana alışma (habituasyon) sürecini güçlendirir; böylece hayvanın insanı tehdit olarak algılaması zayıflar.
Bu birleşik etkilerin ölçülebilir sonucu, tehdit anında kaçış başlatma mesafesinin kısalmasıdır. İnsana alışmamış dağ keçilerinde bu mesafe çoğunlukla 50–100 metre düzeyindeyken, insan varlığının yoğun olduğu alanlarda insana alışmış bireylerde birkaç metreye kadar düşebilmektedir. Kaçış mesafesinin kısalması, dağ keçilerinin tehditlere karşı yeterli refleksi zamanında geliştirememesine yol açar; bunun sonucu olarak yerleşim ve yol hatlarına yönelim, araç çarpması ve diğer insan–yaban hayvanı çatışmaları artar; yaralanma ve ölümlü olay riski belirgin biçimde yükselir.
Bunun yanında, uygunsuz besleme ve tuz, metabolik dengenin bozulmasına; mineral–su dengesizliklerine, sindirim sorunlarına ve patojen ile parazit yükünde artışa yol açabilir. Habituasyonun ilerlemesi kronik stres göstergelerini yükseltebilir, sürü dinamiklerini bozabilir ve genç bireylerde riskli davranışların öğrenilmesini hızlandırabilir. Mekânsal sadakat, hayvanları öngörülebilir toplanma noktalarında bir araya getirerek tuzak/avcılık gibi kötü niyetli uygulamalara karşı savunmasızlığı da artırabilir. Dersim’de yaban domuzlarında gözlenen yerleşime alışma örüntüsü, eğilimler değişmezse dağ keçilerinde de benzer bir sürecin gelişebileceğine işaret etmektedir.
Bu tablo karşısında, ihtiyat ilkesi doğrultusunda hareket edilmelidir: besleme ve tuz bırakmadan kaçınmak; atık yönetimini güçlendirerek insan kaynaklı çekim unsurlarını (tuz, gıda artıkları vb.) ortadan kaldırmak; asgari yaklaşma mesafesini koruyup sessiz, saygılı, müdahalesiz gözlem yapmak. Bu tutum yalnızca çevresel duyarlılık değil; Dersim’in ekolojik dengesinin korunması ve bu değerin gelecek nesillere aktarılması açısından da zorunludur. Bu aynı zamanda kültürel süreklilik, toplumsal sorumluluk ve ekolojik adaletin gereğidir.
Mehmet AŞKIN
Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı



