Tuncay Sonel’in 2017-2020 yılları arasındaki görev dönemi, Dersim’de kamu bütçesinin nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Bu dönemin önemli bir bölümünde kayyum olarak da görev yapan Sonel, kamu kaynaklarını kentin kalıcı ve ortak ihtiyaçları için kullanmak yerine daha çok kısa vadede dikkat çeken, görünür olan, sınırlı sayıda kişiye hitap eden ve etkisi sınırlı kalan uygulamalara yöneltmiştir.

Bu nedenle Dersim’in altyapı sorunlarının giderilmesi, üretim kapasitesinin artırılması ve toplumun geneline uzun vadeli yarar sağlayacak kamusal hizmetlerin geliştirilmesi gibi temel gereksinimler ikinci planda bırakılmıştır.

Bu tercihlerin etkisi yalnızca o dönemle sınırlı kalmamıştır. Kamu bütçesinin kentin kalıcı ihtiyaçları yerine geçici ve görünür harcamalara yönlendirilmesi, Dersim’in bugün sahip olduğu kamusal varlıkların azalmasına yol açmıştır. Günümüzde belediyeye ait sınırlı sayıdaki gayrimenkulün mevcut kayyum yönetimi tarafından satışa çıkarılması ise bu durumu daha da ağırlaştırmaktadır. Geçmişte etkin kullanılmayan kaynakların yarattığı kısıtlı imkânlar, bugün elde kalan kamusal varlıkların da halkın görüşü alınmadan, tepeden inme kararlarla elden çıkarılmasıyla daha da daralmaktadır. Bu yaklaşım, hem geçmişte yapılan hataları derinleştirmekte hem de kentin geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir.

Sonel dönemini değerlendirirken öncelikle şu nokta dikkate alınmalıdır: Sonel, aynı dönemde hem vali hem de kayyum olarak görev yapmıştır. Bu nedenle bu dönemi olağan bir belediye başkanlığı dönemiyle karşılaştırmak doğru değildir. Çünkü bu süreçte valiliğin, belediyenin, il özel idaresinin, milli eğitimin, sosyal yardım kurumlarının ve diğer kamu kurumlarının imkânları aynı yönetim anlayışı içinde birleşmiştir.

Böylece Sonel, olağan bir belediye yönetiminin sahip olamayacağı ölçüde geniş bir yetki ve kaynak alanına sahip olmuştur. Bütçe, personel, iş makineleri, idari yetki ve kurumlar arası koordinasyon aynı merkezde toplandığı için, bu dönemde yapılan işler de bu güç birikimi dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Buna rağmen bu geniş imkânların, Dersim’in temel sorunlarını çözecek kalıcı yatırımlara dönüştürüldüğünü söylemek zordur. Kayyum yönetimi, bütçeyi istihdamı artıracak, üretimi destekleyecek, altyapıyı güçlendirecek ve toplumun ortak yaşamını iyileştirecek hizmetlere ayırmak yerine geziler, konserler, hediyeler ve ikramlar gibi geçici harcamalara yöneltmiştir.

Bu nedenle kamu kaynakları, toplumun geneline uzun vadeli fayda sağlayacak bir araç olmaktan çıkmış ve daha çok belirli kesimlere kısa süreli memnuniyet sunan bir yönetim pratiğinin parçası haline gelmiştir.

Dikkate alınması gereken ikinci temel nokta ise yerel basına ve resmi açıklamalara yansıyan rakamsal verilerin halkın denetimine açık olmamasıdır. Sonel’in açıklamalarında yer alan 200 bin metrekare peyzaj alanı, binlerce ağaç dikimi, 950 bin metrekare sıcak asfalt ile kente kısa sürede milyonu bulan araç girişi yapıldığı yönündeki iddialar, kentin ölçeğiyle karşılaştırıldığında abartılı görünmekte, güven vermemekte ve doğrulanabilir bir nitelik taşımamaktadır. Benzer biçimde, kamusal yatırımlardan ziyade devlet teşvikiyle desteklenen özel mülkiyete ait tekstil fabrikaları ve çağrı merkeziyle 2.500 kişiye iş ve aş sağlandığı, Avrupa’dan Avustralya’ya uzanan bir coğrafyaya ihracat yapıldığı yönündeki iddialar da hem rakamsal doğruluk hem de çalışma koşullarının niteliği açısından ciddi biçimde denetlenmeye muhtaçtır.

https://www.tunceliemek.com.tr/haber/18864049/15-aylik-sureyi-konustuk

Halka hesap vermeyen bu yönetim anlayışı, kayyum görevi sona erdikten sonra yapılan resmi açıklamada da sürmüştür. Seçilmiş Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun devralınan borçlara ilişkin açıklamalarına karşılık Valilik, Sonel adına bir yanıt yayımlamıştır. Bu yanıtta, kayyum öncesinde 29 milyon TL olan belediye borcunun Sonel döneminde 16 milyon TL’ye düşürüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca 31,7 milyon TL kredi kullanılarak 625 milyon TL tutarında projenin hayata geçirildiği ileri sürülmüştür.

Ancak bu iddiaların hangi belgelere, hangi bütçe kaynaklarına ve hangi somut harcama kayıtlarına dayandığı kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Bu nedenle söz konusu açıklamalar demokratik denetime açık hale getirilmemiştir.

Ayrıca söz konusu yatırımların belediye bütçesiyle mi, yoksa genel kamu kaynakları ve valilik bütçesiyle mi yapıldığı da belirsiz bırakılmıştır. Böylece valilik ile belediyenin yetkileri, bütçeleri ve imkânları birbirine karıştırılmıştır. Toplam tutarının 625 milyon TL olduğu ileri sürülen 62 projenin tamamı, kayyum yönetiminin başarısı gibi gösterilmek istenmiştir.

Bu açıklamada Maçoğlu’nun bu çalışmaları görmezden geldiği iddia edilerek kamuoyunda yapay bir tartışma da yaratılmıştır. Oysa asıl mesele, bu projelerin gerçekten hangi kaynaklarla yapıldığı ve kente ne kadar kalıcı fayda sağladığıdır. İleri sürülen 625 milyon TL’lik yatırımın Dersim’in üretiminde, altyapısında ve kalıcı gelişiminde bir iz bıraktığını söylemek zordur.

Sonel döneminin uygulamalarına bakıldığında, kalıcı ve yapısal hizmetlerden çok etkisi sınırlı, ömrü kısa ve kamu bütçesinin toplumsal amacından uzaklaşmasına yol açan harcamaların öne çıktığı görülmektedir.

Kentin hafızasında yer eden bazı uygulamalar, bu harcama anlayışının somut örnekleri olarak değerlendirilebilir. Sonel’in kayyum olarak göreve başlamasının ardından belediye binasının önüne barikatlar ve kontrol sistemleri kurulmuş, bu uygulamalar için kamu kaynağı kullanılmıştır. Ancak Maçoğlu’nun göreve gelmesiyle birlikte bu barikatlar kaldırılmıştır. Bu durum, söz konusu bütçenin kalıcı bir kamusal fayda üretmeden etkisiz kaldığını ve fiilen boşa harcandığını göstermektedir.

Benzer bir durum belediye binasında yapılan dış cephe tadilatı için de geçerlidir. Yüksek maliyetli olduğu belirtilen bu tadilatın ardından belediye binası, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle tahliye edilmiştir. Böylece binanın dış görünümüne yapılan harcama, kentin bütçesinin verimli kullanılmadığını gösteren bir başka örnek haline gelmiştir.

Yeraltı Çarşısı’nın üzerine inşa edilen ve yarattıkları sorunlar nedeniyle kısa süre sonra kaldırılan süs havuzları ile kent merkezinin girişinden çarşıya kadar uzanan ana güzergâha yerleştirilen, ancak daha sonra verimsiz oldukları için kaldırılan lale motifli sokak lambaları da bu yaklaşımın diğer örnekleri arasında gösterilebilir. Bu uygulamalar, kamu kaynaklarının kentin yapısal sorunlarını çözmek yerine görünür, kısa ömürlü ve tartışmalı işlere yöneltildiğini göstermektedir. Daha önemlisi, bu kararlar halkın katılımı ve kolektif iradesiyle değil, tepeden alınan idari tercihlerle hayata geçirilmiştir.

Bütçenin yanlış ve kötü harcanması, zamanla kamu hizmetlerinin toplumsal bir hak olmaktan çıkarılıp, yöneten ile yönetilen arasında asimetrik bir ilişkiye dönüştürülmesine yol açmıştır. Sonel’in, “Yaklaşık 15 aydır hem belediye başkanlığı hem valilik görevini yürütüyorum. Bu süre içerisinde devletimizin şefkatini ve merhametini yöre halkına, özellikle şehirdeki ailelerimize, gazilerimize, yetim-öksüzlerimize, yaşlılarımıza, engeli olan vatandaşlarımıza sunmaya çalıştık.” sözleri, bu anlayışı açık biçimde ortaya koymaktadır. Burada kamu hizmeti, yurttaşların eşit ve kolektif haklara dayalı olarak talep edebileceği kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmakta ve yöneticinin halka yukarıdan aşağıya sunduğu bir “şefkat” ve “merhamet” ilişkisi içinde tanımlanmaktadır.

Bu dil, halkı kamusal yaşamın eşit özneleri olarak değil, yöneticinin ilgisine ve lütfuna muhtaç edilgen kesimler olarak konumlandırmaktadır. Oysa kamu hizmeti, yöneticinin kişisel iyiliğiyle açıklanabilecek bir alan değildir. Kamu hizmeti yurttaşın hakkıdır ve yöneticinin görevi de bu hakkı eşit, kurallı, denetlenebilir ve sürdürülebilir biçimde güvence altına almaktır. “Merhamet” dili halkçı bir yönetim anlayışında çoğu zaman hak ilişkisini zayıflatır. Çünkü hak talep eden yurttaş ile merhamet bekleyen kişi aynı konumda değildir. Hak, eşitlik üretir buna karşın merhamet ve şefkat ise minnet ilişkisi kurar.

Bu yazı, üç bölümlük kapsamlı bir bütçe ve yönetim değerlendirmesinin girişidir. Serinin sonraki yazılarında, kayyum döneminde kamu kaynaklarıyla düzenlenen Paris, Prag ve Barselona turları gibi yurt dışı gezileri, konserler, sıra geceleri, yoğun hediye dağıtımları ve ikram harcamaları yerel basındaki haberler üzerinden somut verilerle ele alınacaktır.

Bu tür lüks ve doğrudan tüketime dönük uygulamaların, kentin sınırlı bütçe imkânlarını nasıl tükettiği ve bugün belediye bütçesi üzerinde nasıl bir baskı yarattığı tartışılacaktır. Ayrıca daha ilkeli, tutarlı ve kamusal yararı önceleyen bir bütçe politikasının Dersim’e neler kazandırabileceği üzerinde durulacaktır.

Mehmet AŞKIN

Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı