Dersim’de Kırmançkî üzerine yürütülen çalışmalar, diller arası etkileşime dair yerleşik bir yanılgıyı açığa çıkarmaktadır. Kırmançkî ile sınırlı temas kuran Türkçe konuşanlar arasında yaygın olan kanının aksine, iki dilde ortak kullanılan kelimelerin büyük bölümü köken bakımından Türkçe değildir. Bu kelimeler, çoğu zaman hem Kırmançkî’nin hem de Türkçenin Arapça ve Farsça ile kurduğu tarihsel temasların sonucudur.

Kırmançkî ve Türkçe karşılaştırıldığında; mevsim, hafta ve gün isimleri gibi zaman kavramlarından; taksi, kamyon, otobüs gibi ulaşım araçlarına; radyo, televizyon, telefon, internet gibi teknolojik terimlerden; doktor, mühendis, avukat gibi mesleklere ve banka, kütüphane, müze gibi kamusal alanlara kadar geniş bir ortaklık görülür. Bu benzerlik çoğu zaman hızlı bir sonuca götürür ve bu kelimelerin doğrudan Türkçeden Kırmançkî’ye geçtiği düşünülür. Ancak bu çıkarım çoğu durumda yanlıştır ve örnek olarak verilen kelimelerden hiçbiri köken olarak Türkçe değildir. Bir kelime Kırmançkî’ye Türkçe aracılığıyla girmiş olsa bile, bu durum o kelimeyi köken olarak Türkçe yapmaz. Nihayetinde, aracı dil ile kaynak dil aynı şey değildir.

Bu durumu şu örnekle somutlaştıralım: Her perşembe bu meydanda taze portakal, mandalina, muz, vişne, şeftali ve nar satılır.

Dışarıdan bakıldığında bütünüyle Türkçe görünen bu cümleyi kelime kelime incelediğimizde karşımıza geniş bir ortak miras çıkar: her, taze, perşembe, şeftali ve nar Farsçadan; meydan ve muz Arapçadan; portakal Portekizceden; mandalina İtalyancadan; vişne ise Slav dillerinden gelmiştir. Bu cümleyi “Türkçe” kılan şey kelimelerin kökeni değil, o kelimelerin Türkçenin dil bilgisi yapısıyla birbirine bağlanma ve bir arada tutulma biçimidir.

Kırmançkî’de şu örneği inceleyelim: Qeza ra têpa mı bisikletê xo berd tamir.

Bu cümledeki kaza, bisiklet ve tamir gibi kelimeler ilk bakışta tanıdık gelebilir ve hemen Türkçeden ödünç alındığı düşünülebilir. Oysa kaza ve tamir Arapça, bisiklet ise Fransızca kökenlidir. Bu kelimelerin bir kısmı Kırmançkî’ye Türkçe aracılığıyla ulaşmış olsa bile, bu durum onları köken olarak Türkçe yapmaz. Kırmançkî bu kelimeleri sadece ödünç almamış; kendi ses yapısına, ek sistemine ve iç işleyişine uydurarak yeniden kurmuştur. Bu yüzden o kelimeler artık yabancı birer “misafir” değil, Kırmançkî’nin kendi dünyasında yerleşmiş unsurlardır.

Bu gerçeği daha somut görmek için şu örneğe bakalım: “Teknik direktör, deplasman maçından önce futbolculara şut, pas ve pres direktifleri verdi.”

Bu cümledeki teknik terimlerin neredeyse tamamı Fransızca ve İngilizce kökenlidir. Cümleyi Türkçe kılan ana unsurlar ise önce ve verdi gibi (ayrıca -dan, -a, -lar, -i gibi ekler) sınırlı sayıdaki Türkçe kökenli kelime ve eklerdir. Buna rağmen bu ifade “yabancı” değil, bütünüyle Türkçe olarak algılanır. Çünkü bir dili tanımlayan şey kelimelerin hangi kökenden geldiği değil; o kelimelerin hangi sistemle işlendiği ve hangi dilin yapısı içinde anlam kazandığıdır. Aynı ilke Kırmançkî için de geçerlidir. Bu yüzden Kırmançkî’nin ortak kelimeler kullanması bir eksiklik değil; aksine yaşayan, dış dünyayla bağ kuran ve üretken bir dil olduğunun açık bir göstergesidir.

Buradan iki temel sonuç çıkmaktadır: Birincisi, ortak kelimelerin Kırmançkî’ye mutlaka Türkçeden geçtiği söylenemez; çünkü bu kelimelerin önemli bir bölümü Türkçenin de mülkiyetinde değildir, Türkçe de onları daha geniş bir dilsel mirastan almıştır. İkincisi ve daha önemlisi, burada açık bir bakış açısı sapması vardır: Türkçenin başka dillerden beslenmesi doğal ve zenginleştirici bir süreç olarak kabul edilirken, aynı durum Kırmançkî için çoğu zaman bir “eksiklik” gibi sunulmaktadır. Bu çifte standart dillerin yapısından değil, onlara hangi hiyerarşik konumdan bakıldığından kaynaklanır.

Bu nedenle, iki dilde ortak bir kelimeyle karşılaşıldığında o eski soruyu artık geride bırakmalıyız. “Bu kelime Türkçeden mi geçti?” sorusu yerine şunu sormalıyız: “Kırmançkî, bu ortak kelimeleri kullanırken kendi özgün yapısını ve ifade gücünü korumaya devam ediyor mu?”

Eğer bazen Kırmançkî’deki kelimeler size “yabancı” gibi gelirse —örneğin “Mı banka ra perey onti” cümlesindeki İtalyanca kökenli banka ve Farsça kökenli para kelimeleri gibi— neredeyse her kelimesi dışarıdan gelmiş olan şu Türkçe cümleyi hatırlayın: “Kredi talebi için asistanla, hesap ekstresi için dijital kanalla irtibat kurun.” Ödünç kelimeler dilsel işleyişin doğal bir parçasıdır; bir dili belirleyen şey kelimelerin kökeni değil, o dilin bu kelimeleri kendi sistemi içinde nasıl yaşattığıdır.

Mehmet AŞKIN

Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı