İlkbahar mevsimi olsun adın, yeni bir güne uyanan zamanın, omuzlarında bahar yüklü toprakların türküsü yankılanıyordu, yeşille boyanmış ormanların bağrında...

Ara ara molaya çıkan papatya suratlı güneşi özlüyordu, mavi boncuklu gökyüzünün, sırmalı çocukları.

Aralıksız yağan yağmurların getirdiği fırtınalara dayanamayan, kaybettiği yaprağına ağlıyordu sessizce çınar ağacı. Öfkeliydi rüzgârın katı tutumuna.

Seslendi dalgalı sesiyle kendi içinden rüzgâra: Ey rüzgâr! Neden kıydın körpe kuzuma? Ne yapmıştı o sana?

Gelip bir hışımla kopardın dalımdan!

İhanetini görmek istemedi düzenbaz rüzgâr.

Bir hışımla çıkıştı ona: “Ne yapmışım ben sana ey çınar ağacı!

Haydi oradan! İnkâra sığınma rüzgâr. O sen değil miydin yüreğimi yakan, yeşilin kırmızısına kıyan?

“Bulutların telaşla taşıdığı yağmurların getirdiği fırtınalar ne çok yordular bizi” dedi elma ağacı.

Nisan sonu, mayıs başı ılık bir rüzgârın kanadına takılmıştı süt kokan yeşil toprakların kokusu. Ne güzel yalıyordu boydan boya yüzümü ve yüreğimin direğine sinmişti huzur veren kokusu.

Etrafı yeşil kırmızıya boyamış bir çiçek, göz kırpıyordu çevresine.

“Neden herkes konuk olmak ister ki bana?” diye söylendi onu duyan beyaz çiçekli kuşburnu. Bilmiyor musun? Burası gelinciklerin tarlası.”

Az ötede hummalı bir çalışma içinde, sabırla askerlerini göreve hazırlıyordu ana kraliçe bal arısı. Çok mutluydu baharın gelişine.

Öyle bir heyecan sarmıştı ki yağmurlu bir gün olduğunun farkında bile değildi. Şarkılar söylüyordu çalışkan çocuklarına. “Çoğalıp boy verecek askerlerim, yeni kentler inşa edeceğiz! Dünyanın en faydalı sermayesi bizde olacak” diyordu.

“Beni iyi dinleyin çocuklarım? Size verdiğim görevin bilincinde olun. Doğadaki tüm bitkilere uğrayın. Sağlam olsun alışverişimiz olur mu?” dedi.

Hep bir ağızdan: “Merak etme sen, kazanca dönüştüreceğiz tüm mevsimi!” dedi askerleri.

“Haydi, o halde iş başı!” dedi ana kraliçe bal arısı.

Baharların yeşil ovalarına çadırlar kurmuştu insanoğlu.

Yayılmış kuş sürüsü gibi çoluk çocuk, genci yaşlısı hep bir arada. Kimi yeni umutlar ekiyordu yarınlarına, kimi yan yatıp hazırı tüketerek zarar veriyordu geleceğine.

Neler oluyordu çiçeklerin dünyasında? Olağanüstü coşkulu bir yaşam dalgalanıyordu rüzgârların güvertesinden.

“Bunun adı olsa olsa, farklı bir çabanın ortaya çıkarma gücüdür” dedi mormenekşe ve yüzünü döndü gökyüzü-ne...-

Fikirlerin tiyatrosu yeryüzü, müthiş bir heyecana kapılmış, ensesini saran dalgalı saçlarıyla toprağı ayağa kaldırdı. Çatık kaşlarıyla: “Birbirine sarılacak doğanın akrabaları” dedi.

İşte böyledir yağmurla güneşin, toprakla umudun sevdası...

Aylin Altun Gül Nisan 2025.