Nasıl ki, balıklar suda, kuşlar havada, köstebek te toprağın altında rahatsa, her insan da kendine uygun atmosferde ve ortamda rahattır.

Defne, akşam paydostan sonra istemeye istemeye evin yolunu tuttu, eve geldiğinde eşi Mert her zamanki gibi yine evde yoktu. Son zamanlarda zaten hep gece yarısı sarhoş olarak eve geliyor kendisiyle hiç ilgilenmiyordu. Evde her taraf sigara külü ve girdiği her oda dağınıktı. Kullandığı yerleri görmek istediği gibi terk etmiyor, Defne sürekli arkasını toplamak zorunda kalıyordu. Onun bu sorumsuzluğundan ötürü Mert’ten bir çocuğu olsun istemiyordu. Aralarındaki sevgi bağı çoktan kopmuştu, geceleri o gelene kadar stresli ve tedirgindi. Teklikten biraz da ürküyor, her ne kadar odasını ayırsa da o gelmeden gözüne uyku girmiyordu. Evin sessizliğinde duvarları ve eşyaları da kendine düşman görüyordu. Odadan odaya, mutfaktan odaya geçerken lambaları hiç söndürmüyordu. Kapalı bir toplumdan geldiği için bu sorununu ailesi ile de paylaşamıyordu.

Defne eve gelir gelmez kabanını çıkarıp, çantayı karşı kanepeye fırlatıp, yorgunlukla kanepeye uzanıp uyku moduna geçmişti ki telefonu çaldı. Telefonun diğer ucunda işyerinde oda arkadaşı Arzu'ydu. Akşam sekizde motivasyon konferansı vardı. Arkadaşı Arzu’nun eşi üniversitede öğretim görevlisiydi. Defne'nin durumunu bildiği için kampüste ki seminere onu da davet etti. Defne'nin bir anda gözleri ışıldadı, hiç düşünmeden teklifi kabul etti.

İki saat vakti vardı hazırlanmaya, hemen duşunu aldı, makyajını tazeledi, kırmızı desenli siyah elbisesini giydi kokularını sürdü, başladı beklemeye...

Pencereden Arzu ile beyi otomobilleri ile geldiklerini görünce aşağı indi.

Girdikleri salon bayağı kalabalıktı. Kendilerine ayrılan yere oturdular. Erkek konuşmacı sahne aldı. Biraz kendini tanıttıktan sonra;

Konferans Başladı;

İçimizdeki Sessiz Motor

Motivasyon, insanın iç dünyasında yanan görünmez bir ateştir. Dışarıdan bakıldığında başarı, diploma, makam ya da alkış gibi görünür. Oysa o başarının arkasında, çoğu zaman kimsenin görmediği bir iç mücadele vardır. İşte motivasyon, tam da bu görünmeyen mücadelenin yakıtıdır.

Başarı için önce başlamak lazım.

Hayat her zaman düz bir yol sunmaz. Engeller, gecikmeler ve hayal kırıklıkları kaçınılmazdır.

Başlamak zordur, uçak yükselmek için en fazla yakıtı kalkışta harcar, araba ilk hareket için en fazla birinci viteste zorlanır, pazartesi haftaya ilk başlamadım günü olduğu için sendrom yaratır.

Henry Ford, bir işi yapıp yapmayacağını düşünmek bile başarı sayılır demiş.

Descartes ne demiş? Düşünüyorum öyleyse varım.

Biz ne demişiz? Düşün düşün b*ktur işin.

Biz millet olarak başlamadan bütün işleri bitirmişiz.

Halbuki insanı ayakta tutan şey, şartların kolaylığı değil, hedefinin anlamlı oluşudur. Anlam bulan hedef, yorgun bedene güç, kararsız zihne yön verir.

Başarı yolunda surat isteğin şiddeti kadardır der...Dale Carnegie

Gerçek motivasyon dışarıdan zorla yüklenmez. Övgü geçicidir, korku ise yorucudur, kalıcı olan, insanın kendi iç sesiyle yaptığı anlaşmadır. “Vazgeçmeyeceğim.”

Bu cümle küçük görünür ama büyük dönüşümlerin başlangıcıdır. İnsanı başarıya götüren şey mükemmel olmak değil, vazgeçmemektir.

Küçük adımların gücünü küçümsememek gerekir.

Kayayı delen damlanın gücü değil, sürekliliğidir.

Bazı şeyler yüksek sesle başlamaz, yavaşça yerleşir.

Gör Zahid-i kim sahih-i irşâd olayım der.

Dün mektebe girdi bugün üstad olayım der....Bağdat'lı Ruhi

Dün mektebe girmekle bugün üstad olunmuyor, LİYAKAT a temel lazım.

Maharet noksanlıktan muaf olmaktır.

Unutulmamalıdır ki motivasyon, her gün yeniden üretilmesi gereken bir iradedir. Dün güçlü olmak bugünü garanti etmez. Bu yüzden küçük adımlar atmak, ilerlemeyi görmek ve şükretmeyi bilmek motivasyonun sürekliliğini sağlar.

Serengeti’de düşünürmüş bütün antiloplar.

Sonuçta motivasyon, mucize beklemek değil, adım atmayı sürdürmektir. Çünkü yol, yürüyene açılır.

Motivasyon, insanın içindeki kıvılcımı diri tutma sanatıdır. Her sabah yeniden başlamayı göze almak, yorgunluğa rağmen bir adım daha atabilmektir. Motivasyon dışarıdan gelen alkışlarla değil, insanın kendi vicdanına verdiği, devam et sözleriyle beslenir.

Hayat çoğu zaman net cevaplar sunmaz, belirsizlik, başarısızlık ve bekleyişle sınar bizi. İşte motivasyon tam da bu noktada anlam kazanır. Koşullar düzelince değil, koşullar zorken yürümeyi seçmektir. Çünkü insanı büyüten şey rahatlık değil, dirençtir.

Gerçek motivasyon, büyük hayallerden çok küçük istikrarlarla oluşur. Her gün biraz daha sabretmek, biraz daha öğrenmek, biraz daha iyileşmek…

Kimse sürekli güçlü olmak zorunda değildir, önemli olan düştüğünde nasıl ayağa kalkacağına çareler aramaktır.

Bunu canı gönülden istemektir. Çünkü yaradan vermeyi istemezse, istemeyi vermezdi.

Yol uzun olabilir ama yön doğruysa, yavaşlık bir kusur değil bilgeliktir.

Her insan türümüzün bir üyesidir, sosyal bir varlıktır ve olmak zorundadır, ancak insanların bazıları içinde yetiştirdiği tohum sonucu antisosyal da olabiliyor.

Anti sosyal kişileri toplum, aynı denizin çöpleri sahile atması gibi, sistem dışına atar.

21. yüzyıl bilgi çağında cehalet bir kader değil, tercihtir.

Bir insan Sosyalleşme yolunda SOSYAL SERMAYESİ yoksa, insanlar ile kaynaşma noktasında kaynayamaz, kaynamayan insan kendinde antipati oluşturur, zamanla herkes onu terk eder yalnızlaşır, kendi başına her gün rutin alışkanlıkları ile eşelenir durur, bu işin sonu depresyondur.

( Depresyon, beyinde düşünce sisteminin dosyalama arızasıdır.)

Yanınızda sürekli olumsuz düşünen biri varsa sizi sürekli aşağı çeker, çünkü neyi düşünürsen ve neyi çok konuşursan onu çoğaltırsın, güzel düşün güzellikler çoğalsın.

Sinir hücrelerini besleyen hormon serotonindir, serotonin yapan gıdalar ağırlıklı olarak muz, kuru yemişler, süt ve süt ürünleri olsa da, en fazla mutluluk hormonu salgılayan arkadaşlar ile sosyalleşme aktiviteleri ve karşı partner ile birlikte bir araya gelme AŞK yaşama aktiviteleridir.

Kapalı toplumlarda bitmek bilmeyen şiddet ve huzursuzluk büyük ölçüde sosyalleşme sevgi ve aşk eksikliğidir.

Beyin laboratuvarları arızalı insanların toplumları yönlendirmesi, kitlesel travma yaratır.

İnsanları sevgi ve aşktan uzaklaştırıp stres ve gerginliğin kucağına atılması sonucu katliamlara yaltaklık yapılmış, zamansız gelen intiharların sebebi olmuş, içine kapanıp sorunlarını dışa vuramayan insanlık kendince yaşamanın çözüm yolları aramakta, bulamayınca da, çareyi ya içe kapanmakta, ya da intihar ile hayatı sonlandırmakta bulmuştur.

DNA sarmalında ( kromozom) ; Beyin donanım, zeka yazılım, akıl işletim, mantık ise doğru ve yanlışı ayırma disiplinidir.

Mantıklı insanlar, olaylar ve nesneler arasında kolaylıkla ilişki kurabilirler.

Zihni vasatlık üzerine kurulu bir ahmağı asla gerçeklere ikna edemezsiniz.

Mantık bilmeyenin de ilmine itibar olmaz.

Bize mutluluk ve motivasyon veren yaşam kaynağımız içimizdeki madenleri işlemektir. Maddenin işleyişi ruhu var eder, bu ruh insanı bilgin yapar, bilgelik bilgi birikimi ile olur, bilgelik bilginin inançla yoğrulması sonucu yaratıcıdan gelen donanımda kayıtlı içsel içgüdü mesajlardır, bu içgüdüsel tatmin ve mesajlara ulaşamayan her insan mutsuzdur, insanların yaradanına yakınlığı AKIL ları kadardır.

Hayat geçmişe bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır, mutlu değilseniz sizi baskılayan sorunlarınız var demektir, ve yaşamın gerçek yanını göremezsiniz..

Dedikten sonra;

SALONA SESLENDİ..

İçinizde kendini mutsuz hisseden var mı? Bir kaç kişi el kaldırdı, sanki bu seminer özel olarak kendine düzenlenmiş hissine kapılan Defne'de biraz çekinerek el kaldıranlar arasındaydı, güzelliğiyle dikkat çeken Defne'yi konuşmacı sahneye yanına çağırdı, Defne mankenleri kıskandıran fiziğiyle ürkek bir ceylan gibi ses çıkaran topuklu ayakkabısı ile sahneye doğru yürüdü, konuşmacı elini sıkıp gözlerine bakarak bu güzel gözlerle senin mutsuz olmaya hakkın yok, çünkü hayata 1 sıfır önde başlamışsınız, yüzünden güzellik ve mutluluk fışkırıyor, lütfen seyircilere bakıp gülümser misin dedi, o çekinerek gülünce tüm salonda güldü, konuşmacı seyircilere, lütfen herkes işaret parmağını bu güzele doğru uzatır mı? Herkes parmağını Defne'ye doğru uzattı, konuşmacı bak herkes seni parmakla gösteriyor, deyince alkış koptu, alkış bittiğinde Arzu devam ediyordu alkışlamaya.

Ürkek bir ceylan gibi sahneye gelen Defne gururla başı dik yerine dönerken, güzellik yarışmasında TAÇ almış kraliçe gibi hissetti kendini, o an kendisine hak etmediği halde mutsuzluk veren hayatındaki Mert'i çoktan silmişti bile ....

Gel güneşlenelim soğukluk girmesin aramıza dedim,

Ayrılıklar da sevdaya dahildir dedi.

Hayallerime otopsi istiyorum hakim bey eceliyle ölmüş olamazlar.

Mühendis eşinden boşanan Selda’ya sordular, niye boşandın eşinden? Selda cevap verdi , aylar yıllar mevsimler ile birlikte Dünya değişti de, benimki bir türlü değişmedi , ayol bıktım onun mükemmeliyetçi simetri hastalığından , beni bile gönyeye getirmeden....! tövbe tövbe anlat anlat anlamıyor bildiğin Kütük.

Kemikleşmiş fikirleri iyileştirmek için gayret göstermeyin,

Aptala akıllı olduğunuzu hissettirirseniz, sizinle alay eder.

Dünyada iki zararlı insan çeşidi vardır

1- Aklını kullanmayanlar

2- Aklını kullanmayanları kullananlar

Hayatınızda iki önemli gün vardır doğduğunuz gün, ve bunun nedenini bulduğunuz gündür...Mark Twain

Hayatınızda sizi mutsuz eden ve özgürlüğünüzü kısıtlayan insanları AZAD etme hakkınız vardır, Nazım üstadın dediği gibi,

-İnsan insana iyi gelmeli, gelmeyecekse hiç gelmemeli-

Yanınızdakileri azad ederken affederek azad edin. Çünkü;

Affetmek menekşenin kendini ezen topuğa yaydığı kokudur...

Doğal ve sade olun.

Kibir ve yüksek ego, insan ilişkilerinde kanserli hücrelerdir, bu hücreler ile kimse komşu olmak istemez.

Sadelik en yüksek gelişmişlik düzeyidir...Da Vinci

Sizin sadece kendinizi değil, çevrenizi de mutlu etme göreviniz var unutmayın, mutluluk ta, üzüntü de BULAŞICIDIR ..Tercih Sizin..

Geçip giden ömürdü, biz zaman sandık.

Hayatla zıtlaşmayın, hayat bir düğündür aslında, düğünde eğlenirken ölüm düşünülmez.

Size sürekli motive olabilmek için bir sır vereyim mi?

Ne parti tutun, ne de takım.

Sadece Kalem ve Kitap tutun.

Kainatta şahit olduğunuz olayları sorgular mısınız?

Einstein sorgusuz bir yaşam yaşanmamış sayılır demiş.

İzninizle, size bir soru ile makaleyi bitirmek istiyorum.

Hani makalenin başında balıkların yaşam ortamı SU dur dedik ya..!

Soru; Bazı balıklar kuyruğunu sağa sola sallarken, bazıları niye yukarıdan aşağıya sallıyor?

Ne okuyorsan o sun , hayatı okuyor onu yazıyorum, yazarken de yaşamı temize çekiyorum..

Her daim yüksek bir motivasyonla, gerçek yaşamı sorgulayarak Aramaya devam edelim, bulamasak ta gezmiş oluruz...

Necati KÖSE