Günün akşamında ormana dönen Hesene Bır, yorgun, dargın ve kırgın bir gününü daha tamamlamıştı. “Bir lokma yiyecek uğruna bugün ne çok dolaştım” dedi.

Eşi Fate, kocası Hesene Bır’ın dönüşüne sevindi. Heyecanla kocasını karşılamaya yöneldi ve elleri boş görünce hayal kırıklığı içinde seslendi kocası Ayı Hasan’a: “Hayırdır Hesene Bır? Sakın boş geldim deme bana. Çocuklarım aç, seni bekliyorlardı. Hani ne getirdin çocuklara?”

Hesene Bır başladı ağlamaya: “Ere Fate, biliyor musun iki gündür ne çekiyorum? Hele bir sor bana... Hani şu Tilki Şadiye var ya, komşu çiftliğin tavuklarını çalmış. Sahibi silahla dere tepe Şadiye’yi arıyordu. Beni fark edince bir el ateş etti. Canımı zor kurtardım inan bana. Dolaşmaktan tabanlarıma kara sular indi. Tâkâtım kalmadı benim. Gitmek istemiyorum artık bir yere, anla beni. Bu gece de aç kaldık affet beni Fatıkam, affet ne olur” dedi.

Fate bir hışımla: “Ne diyorsun Hesene Bır? Dalga mı geçiyorsun sen benimle” dedi.

Anne babalarının kavgalarından sıkılan çocuklar açlıklarını unuttular. Dayanmayıp, ağlayan abalarının boynuna sarılıp: “Tamam baba ağlama, biz aç falan değiliz, yarına kadar dayanırız. Olmazsa bizi de yanında götür. Sana yardım ederiz” dediler.

Baba ayı sevgiyle sarıldı çocuklarına: “Kıya-mam ben size, siz henüz çok küçüksünüz. Bu iş benim görevimdir. Siz düşünmeyin bunları, gidin oyunlarınızı oynayın ve kaygılanmayın. Elbette bir çaresini buluruz. Babalar ve anneler her zaman çocuklarını düşünür. Siz mutlu olun, bu bize yeter tamam mı? Şimdi gidin uyuyun” dedi.

Şadiye tilki, komşusunun aç olduğunu duyunca, akşama hazırladığı yemekle ve çiftlikten çaldığı bir tavukla komşularını ziyarete geldi. Kümesten çaldığı tavukların birini onlara borç olarak verdi ve “En kısa zamanda borcunuzu öderseniz, gecikme faizini almayacağım sizden” dedi.

Derken döndü: “Fate Ere, sen ne oturuyorsun? Benim kadar olamıyor musun kıçı kırık Fate? Gece sen de işe git. Bu çocukların rızıkları bol olur” dedi.

“Doğru söylüyorsun komşu!” dedi Fate.

Arkadaşları Davaroğlu Davar’la ormana otlamaya giden Boğa Caro yoruldu, “Azıcık mola versem ne çıkar?” dedi. Mola verdiği yerde uyudu. Uyandığında karanlık inmişti tüm ormanın üstüne. Dönüş yolları saklambaç oynar gibi saklamışlardı kendilerini.

Her tarafı mayın tarlası gibiydi. Ölüm yavaş yavaş etrafa inmiş, Boğa Caro’nun yüreğini korku sarmıştı. Kendi kendine söyleniyordu: “Ah ulan Caro, bize boş yere öküz demiyorlar. Ne yapacağım ben şimdi? Ne yapsam nereye gitsem? Gördün mü zamansız ve sorumsuz bir molanın başıma ne işler açtığını?”

Pişmanlıklar içinde gözyaşlarını tutamadı. “Galiba bu gece son gecem olacak” diyerek hep ağladı. Onu başıboş şekilde ormana salan sahibine öfkelendi ve “Neden zamanında bize sahip çıkmadın, Allah’ın vakası Bilo!”

Çobansız saldın bizi buraya. Şimdi dere tepe ne anırıyorsun “Caro Caro” diye? Yüreğin yetiyorsa gelsene benim bulunduğum bölgeye. Karanlıklar içinde benim dönüşümü beklersin öyle mi? Oysa zamanında uyansaydım, ben de dönebilirdim köyüme. Beni düşmana yem ettiğin için, hakkımı helal etmem Sana Bilo. Şimdi kal kaldığın yerde. Yarın yaşayacağız ikimiz de sonumuzun son pişmanlıklarını…” dedi Boğa Caro. Sahibi Bilo, dizlerini döve döve, pişmanlıklar içinde: “Ne yaptın sen Bilo? Sorumsuzluğun bedelini Boğa Caro’ya mı ödetiyorsun? Caro’nun başını da yaktın” dedi.

Düşman çoktan gecenin içine akmış ve sınırları aşmıştı. Orman kanunlarının kurallarına göre, sakinleri çoktan işbaşı yapmışlardı. Bu gece sanki verimli bir geceye benziyor.” dedi dişi Fate.

Boğa Caro”nun sahibi Bilo, umudunu şafağın seher vaktine bağladı. Çaresizce güneşin dönüşünü beklerken, kara haber uzaklardan göründü. Boğa Caro yoktur artık, bunu anladı. Daha dün çiftliğin etrafında dolaşan ayıyı hatırladı. Uzun uzun onun kaçtığı yöne baktı: “Ah ki ah… Seni nasıl öldürmedim şerefsiz, haysiyetsiz ayı!” dedi.

Sürüden ayrılan Boğa Caro’nun sonu ne mi oldu? Tuzaklarla dolu o geceye yem oldu.

Ayı Hasan’la, eşi Fate’nin çocuklarına yemek olurken, Tilki Şadiye’nin faizsiz ödenen borç senedi oldu.

Aylin Altun Gül