OVACIK
Öyle susuz ki özlemlerim,
Ne umudum kaldı, ne tâkâtım...
Ey topraksızların toprağı, ben Ovacıklıyım, burası Ovacık mı?
İki muhabbeti demleyecek dost arıyorum.
Birimiz zamanın son limanında,
Bir diğerimiz gülistan olmuş toprağın koynunda.
Toprağına ağlıyorum.
Sinmiş kokusu yağmur yüklü çamurlarına.
Sana olan özlemlerim zemheri ayına dönüşmüş.
Kekik kokan nazlı dağlarım,
İncinmiş, buruşmuş, kırılmış zamanım.
Mevsimlerin rüzgarlarına sıkışmış kederlerim.
Artık bulutsuz, yağmursuz topraklar gibidir,
Sana yazdığım ağıt yüklü mektuplarım.
Dört mevsim talana uğramış,
Silindi bendeki isimlerin.
Artık söylenmez oldu umut yüklü esmer türküm.
Ormanlarım yanmış, kuşlarım yuvasız, çiçeklerim susuz kalmış.
Ormanların içinde, kaybolan ismini arıyor yağmur yüklü duygularım.
Yosun tutmuş bir bedenle, darılmış vefasız yollarım.
Senin yokluğunla eriyor yaşlı yorgun bedenim.
Ey topraksızların toprağı!
Soruyor gözlerimin son ışığı,
Burası doğduğum topraklar mı?
Bense sınırlarında geziyorum.
Anılarımın merkezine yine seni sarıyorum
Sana kavuşacak zamanın sınırlarında bekliyorum.
Ömrüm tükenmiş, şu giden gemiye binmiş,
Hatıraları benimle dolaşıyor.
Oysa tükenmiş ömürler bu gemide,
Son limana yanaşıyor.
Gel dört mevsim susmadan.
Son kirpiğime ak düşmeden.
Ömrüm hazan mevsimine dönüşmeden...
Dön gel artık buko,
Son nefesim toprakla buluşmadan...
Aylin Altun Gül



