Bu seferki deprem çok geniş bir alana yayıldı. 10 il köyleri, kasabaları ve ilçeleriyle acı çekiyor, donuyor, enkaz altında kurtarılmayı bekliyor. Bütün binalar yıkılmış, alt yapı tesisleri yok olmuş, hastaneler yerle bir. Enkaz altından kurtarılmayı bekleyen insanların çığlıkları duyuluyor. Bazıları da kurtarılıyor yıkıntıların arasından; insanlar o zaman nasıl seviniyor anlatılamaz. Bir canı kurtarmak yürekleri tutuşturuyor, bu dayanışma sevincini ekrandan izliyoruz. O anda tüm duyarlı insanların yürek atışları bir oluyor.

Elbistan’ın, Hatay’ın…. Başka illerin binalarının yerle bir olduğunu duyuyoruz. Bu ekran görüntüleri insanı büyük bir hüzne boğuyor. Ekrandan haberleri izlerken üzülüyoruz, ağlıyoruz ve gözyaşına boğuluyoruz. Bu yer sarsıntısı karşısında, şimdiye kadar böyle çaresiz olmadık.

Bir de kışın şiddetli soğuğu yaşanıyor. Bu sarsıntıdan sağ kurtulunca bile kalpler kırık, insanlar şaşkın. Ağlıyorlar, çaresizler, çığlıklar göğe yükseliyor. Yıkıntıların arasından sağ çıkanlar da sevinemiyor; ailelerinden birkaç kişiyi yitirmişler.

Ülkemiz, felâketten felâkete koşuyor. Korona salgınında da sayılarla ifade edilemeyecek kayıplar yaşadık. O salgında da her gün bir arkadaşımızı, bir dostumuzu, bir akrabamızı yitirdik. Hep üzüntü ve gözyaşıydı yaşananlar.

Bu karlı kış gününde daha çok üzülüyoruz, donuyoruz. Çünkü insan kardeşlerimiz orada donuyor; kışla beraber bu felâketin yaşanması daha büyük bir şanssızlık. Yurdumuz insanı bu çaresizliği görünce büyük bir çırpınış içine girdi. Herkes elinden geldiğince bir şeyler yapmanın, dayanışma içine girmenin uğraşında.

Yurdun her yerinde halk seferber olmuş durumda. Yardımları sağlamaya, deprem yerlerine ulaştırmaya çalışıyorlar. Yardımlar yerine ulaştığında buruk bir sevinç içinde oluyorlar. Denizli’de halk eli kolu sıvamış, yardımların bir ucundan tutmaya çalışıyor. Büyük bir imece örülmüş görünüyor. Öğretmenlerin topladıkları yardımın Hatay ve İskenderun’a ulaştığını duyduğumuzda, nasıl sevindik anlatılamaz. Denizli’de herkes olağanüstü bir çaba içinde. Bir şey yapmanın iç rahatlığını da hissediyor, yardım çalışmasına katılanlar.

Bilim insanları geliyorum diyen bu felâketi vaktinden önce uyardılar; tüm kurumları duyarlı olmaya çağırdılar. Deprem mühendisleri ve yerbilimciler haklıydı. Bilimin verilerini halka duyuruyorlardı ama söylenenler kulak ardı edildi. Bu ülkede deprem felâketlerinin sonu hep acıdır. Erzincan, Marmara ve büyüklü küçüklü depremler yaşadık.

Umarız bu felâketten sonra daha dayanıklı binalar yaparız. Başka ülkeler bunun olabileceğinin, örnekleriyle dolu. Deprem öldürmüyor, çürük yapılmış binalar öldürüyor. Gelişen teknoloji, depreme dayanıklı binaların yapılabileceğini başka ülkelerde gösterdi. Biz de bilim insanları ve mühendislerin uyarılarına kulak verirsek, daha az hasarla kurtulabileceğiz.

Umalım, halkımızın elbirliği ile gösterdiği dayanışma yaralarımızı sarmakta yardımcı olsun. Halkımızın başı sağ olsun, kalanları da elbirliği ile destek olup yaşama tutulmalarını sağlayacağız. Halkın felâketler karşısında böyle bir dayanışma deneyimi var.

Mehmet PEKDÜZ