Biz oturduğumuz şehrin kenarına itilmiş varoş çocuklarıydık. Yeterli eğitim alamadık, ömrümüz arka sıralarda geçti. Özgüvenimiz hiç oluşmamıştı zaten. Sorulursa konuşan çok fazla konuya müdahil olmayan, hatta babasının amelelik mesleğinden bile utanan çocuklardık.
Ayağımdaki çizme abimden, üstümüzdeki önlüğü ise komşu çocuğundan giyerdik. Önlüğümün büyüklüğünden değil ama dizimdeki yamalıktan çok utanırdım. Biz varoşlu bireyler olarak hep boynu bükük gezerdik. Olmadı bizim hiç bisikletimiz, onları apartman çocuklarında görürdük. Apartman çocukları bizimle arkadaşlık etmezlerdi, çünkü babaları tembihlemişti o piçlerle gezme diye. Zaten o sıfır kollu anneleri bize öyle bir bakış atardı ki defolun la fakirler demesine gerek kalmazdı. Bize bakış açısı önyargı ile böyle kodlanmış, onun için bizler hep geçmişimizle tetikleniriz, çünkü olumlu veya olumsuz bilinçaltı kayıt tutar kodlarmış. Psikoloji öğretmenim söyledi, bizim en büyük eğlencemiz lastikçide hiçe çıkan tekerlerdi. Bizim için sokak, tehlikeli bir yer değil, evin uzantısıydı.
Biz imkânın değil imkânsızlığın içinden karakter devşirirdik. Mahalle kültürüyle büyür, dayanışmanın, paylaşmanın, ayakta durmanın ne demek olduğunu çok erken öğrenirdik. Çoğu zaman hayat bize zor sorular sorar, biz ise bu sorulara okul kitaplarından değil, hayattan cevap vermeyi öğrenirdik, fırsat eşitliğinden mahrum bırakıldık.
Bizler milli gelirden payımıza ne düşmüş diye çöp kutularını karıştırır dururduk. Eğer bize yeteri kadar fırsat verilseydi şehrimizin hatta ülkenin bile kaderini değiştirebilirdik.
Babam hep oku oğlum bak bizim gibi olma derdi. Oku oku ama baba enine mi boyuna mı, anam ile sen niye okumadın, diyemedim kırılır diye. Bu can sıkıcı oku lafı niye tehdit ile sürekli başımıza balyoz gibi inerdi.
Mahallede maç sesi var, geçen sefer yenildiğimiz mahalle maça gelmiş, sahamızda yenilmemek için benim defanstaki yerimi almam gerek. Kafa dışarıda okusan ne anlayacaksın ki, kim icat etti lan bu okula gitmeyi?
Her iklime göre oyunlarımız vardı bizim, yağmur, çamur, kar, boran bizim oyun arkadaşlarımız sayılırdı.
Anam, elindeki kıt kaynaklar ile bizi mutlu etmeye çalışan çileli anam..! Bazen içli içli türkü mırıldanırdı..
Karalar giyilir mi alın üstüne
Söyle, acı yenir mi balın üstüne
Oğlum okula gitmeden bir şeyler yeseydin...!
Aç değilim ana, biz doğuştan feleğin sillesini yemişiz zaten.
Ağır ağır ölürmüş isteklerinden yoksun çocukluğunu yaşayamayan insanlar. Ağır ağır yürürmüş içine girmeye cesaret edemediği ışıltılı lüks dükkanlar önünde, vitrine bile bakmaktan utanan babalar.
Büyüyünce büyük şeherlere gidecem bu mahalleden,
Hoşçakal ayak izim,
Tozlu sokaklar sizde hoşçakalın,
Karşıdaki büyük marketten sürekli kroşe yiyen bakkal bayram amca sana da hayırlı işler.
Ben gidiyorum...!
Feleğin sillesini yediysem nolmuş?
Fazla acımadı ki..!
Kim bilir belki de gelecekte
Boynunda papyon, elinde JAMES Bond çanta
Büyükşehir sokaklarında tüm dikkatleri üzerine çeken bir bey bile olabilirim,
Niye güldünüz?
Siz beni kimsesiz mi zannettiniz?
Nasıl görmezsiniz arkamda KOSKOCA Yaradanımı.....
Necati KÖSE
nkose23@hotmail.com



