Mevsim sonbahar. Yeşil zümrüt toprakların bağrında, sarıya giyinmiş bir hükümdarın eline geçti tüm düzen.

Kararlar verildi kararlar alındı. Duruşundan taviz vermeyen, dört mevsim yeşile giyinmiş çam ağaçları sarı kentin kurallarından muaf tutuldu.

Herkes şaşkın şaşkın bu olayı anlamaya çalıştı ama yolları ayrı ayrı, eşsiz bir dostlukla, ormanlarda yeniden kesişti.

Kendi kendine akan dereye Uzun Mehmet neden karıştı?

Altun kadın girdi araya, seslendi etrafa: “Toplayın hasılatı dönün geriye.”

“Burada her şey birbirine benziyor.” söyleminde bulundu kız oğlan kız Reyhan.

Armut ağacı, sararmış sarı altınlarıyla, etrafa caka satıyor. “İncitmeyin dallarımı, zorlamayın sabrımı, sorumluğunuzun bilincinde olun, kıymetini bilin toprak ananın. Çabasının üretim merkezi, sizin varlığınızın sebebidir.” söyleminde bulundu.

Ceviz ağacı kayıtsız kalır mı bu duruma? O da eteğindeki tüm cevizleri pişmiş kestanelere dönüştürdü: “Hazırdır benim de hasılatım.” dedi.

Derken, kış kapıya dayanmış, yaşam kolay gözüküyor ama zamanla karadan kaçışlar başladı.

Kentin huysuz adamı, dönüp dolaşıp söylendi, herkes burayı terk ederken, özellikle bir kırmızı kuşburnu anne son bir kez daha umudunu büyütmeye çalıştı.

Ama olmuyor muhtar olmuyor. Gurbet yollarına düşme vakti geliyor. Gün geçtikçe umudum tükeniyor. Kar fırtına buraya doğru akın akın geliyor.

Birkaç gün sonra bütün insanlar yollara düştü. Uzun bir yolculuğun ardından mevsimin yönetimi ilkbaharın alanına geçti.

Üsteki tavandan üstümüze doğan güneş, yüreklerin heyecanını yeşile dönüştürdü. Herkes bayrama hazırlanır gibi, kiracısı olan kış mevsimini kovarcasına evden dışarı attı.

Hükümdarlık artık ilkbaharın yönetimine geçti. Toprak tüm varlıkların gücüyle söz sahibi oldu. Uyanın uykunuzdan, bahar gelmiş. Heybesi yeni yeni umutlarla doluymuş.

Ayşe fasulye heyecanla bostana kök salmış. Usulca, yağmur yüklü bulutlarla güneşin dönüşünü bekliyormuş.

Gece sabaha dönünce, bir de baktım merhaba demişiz yaza. Bolluk bereket her yeri sarıyor. Fatma Teyze’nin aklı, soğuk yaylaların sularında kalıyor ama “Şu an burada kalmak daha güzel.” diyor. Dağların yaşamını düşünüyor. Bu dağlarda huzur kokan gizli dünyaların olduğunu hayal ediyor.

Şimdi artık geride yaz mevsimi gibi sıcak anılarıyla sitemkâr konuşan düşleri kalıyor. Ve yazdığı şiiri sesli sesli sanki etraf insanlarla dolu gibi okudu:

Herkes üstümüze yağdı fırtınalı kar gibi.

Donmakla göçe zorlanıyordu yaz güneşi.

Hazırdı insanların büyük göçü

Yaz mevsimi oldukça kısadır kış gibi, Hatice teyzem.

Kurtarıcı bir melek bekleme dedi Mor menekşe, son dükkân kapanmak üzere.

Zaman kısa, gece erken, güneş batmış, gece kapıya inmiş.

Gözle görülmeyen toprak katlanarak

üretime ara vermiş ..

Aylin Altun Gül..