Konuşmacı salona girer girmez, merhaba arkadaşlar, aranızda Yaşar Kemal'in YALAN adlı romanını okuyanlar var mı? diye sordu.

Seyircilerin yarısından fazlası el kaldırdı.

Ve konuşmacı; Evet arkadaşlar tam yerine gelmişim, Yaşar Kemal'in böyle bir romanı yoktur.

Konumuz Yalan...

Sonra salon buz kesti, el kaldıranların yüzü yere düştü...! Yalanın yan etkileri işte.

Hayret...! Bazı insanlar Pisa kulesi kadar eğri, ama yine de ayakta durabiliyor...

Durabilir doğaldır ama..!

yalancılar sıkılmayan somun gibi yalama olur, artık doğruları bile acaba olur.

Yalan, gerçeğin bilinçli olarak çarpıtılmasıdır. Kimi zaman insan kendini korumak, çıkar elde etmek, ya da bir hatayı gizlemek için yalana başvurur. Ancak söylenen her yalan, güven duygusunu biraz daha zedeler.

İnsan ilişkilerinin temeli güvendir. Güvenin olmadığı yerde dostluk, sevgi ve saygı uzun süre ayakta kalamaz.

Yalan insanın kendi Vicdanını yaralamasıdır.

Lügatim Namusumdur.. Cemil Meriç

Kelimelerin kanatları yoktur ama..! Binlerce kilometre uzağa uçabilirler, eğer bu kelimelerin yalanı varsa, yankısı ve ekosu tekrar sahibine bumerang gibi iade olunur.

Yalan söyleyenleri yüzüne vurmadan dinleyenler günahta ortaktırlar, çünkü gerçekleri öğrenme, düşünme ve sorgulama özürlüdürler.

Bazen ezberleri bozmak lazım,

Dar kafalılıktan bıktı bu toplum.

Yaşamı tek bilinmeyenli bir denklem gibi ele almak, altı boş kulağa hoş laflarla konuşup toplumu uyutmak bütün medeniyetlerde etik kurallara aykırıdır, zamana göre kendini geliştirmeyen, saplantı slogan hükümlerine göre mevzi alıp dayatmaya çalışmak kolaycılığı hiç kimseyi ve de toplumları bir yere götürmez.

Yaşamda soruların pek çoğunun tek bir cevabı yoktur...

Nefis insanı bir anda yenmez önce doğrularını tartıştırır, sonra ilkelerini esneyerek çalışır, her tacize makul bir gerekçe bulur, sonra insanı doğrularından milim milim uzaklaştırır.

Önce küçük bir taviz ister, sonra bir tane daha, çünkü karakter büyük kararlarla değil, küçük tavizlerle aşınır.

Hayatta Özgürlüğünü kaybetmek tutsak olmak değil, asıl sınav ahlakını şartlara teslim etmemektir.

Köre renk, sağıra aheng anlatılmaz.

Güzeli güzele söyle ki

Mana incinmesin... Muzaffer Özak

Bir annenin memesi ile çocuğu beslediği gibi maneviyatta ruhu besler, ama ruhuna sahip çıkarsan besler, maneviyatı ranta çevirirsen zehirler.

İstersen bu dünyada bir bardak su vermeyecek, sadakasını verse, altın varaklarını satsa, şaşaalı mabetler ve malikaneler yapmasa, fakirliği bitirecek kişiler, öbür dünyada bizi hizmete boğmak için aklına gelen her şeyi vaat ediyor.

Enfal suresi - 22 ...Yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir..

Allah yalancıyı sevmez, zenginleri sever, ama malında alın teri varsa..

Firavun kendi izniyle Mısır’dan sınır dışı ettiği halde, neden Hz. Musa ve ahalisi İsmailoğlularının peşine düştü?

Çünkü onlar gidince, Firavunu Firavun yapan gizemli AHİT sandığını yerinde göremedi.

Yakaladığımız ÇAĞ nereye gidiyor?

Biz neredeyiz?

İnançsız dindarlar, yoksul gözüken zenginler ve acımasız hayırseverler, evet bunlar çağımızın maskeli modası ve bu moda maalesef rol model oldu...

Başkalarının günahlarıyla Aziz de olunmaz, İmam da ...Anton Çehov

Hiç kendine sordun mu? Yalanım ve inkarım var mı? Beni kaybeden çok şey kaybeder mi diye..?

Arifler duygularını anlatamaz, semboller ile izah eder.

Aristoteles der ki; Ruhunu alçaltmış, karakteri diz çökmüş bir insan uğradığı hiçbir hakaretin acısını hissetmez. Oysa onurlu ve asil bir ruh için tek bir söz, küçük bir fısıltı bile dünyaları yıkmaya yeter.

Aşağılanmaya bir kez boyun eğen için zillet artık bir yük değildir. Çünkü ölmüş bir bedene saplanan hiçbir bıçak can yakamaz.

İnciniyorsan hâlâ yaşayansın, onurunu koruyorsun demektir, uğradığın haksızlıklar karşısında hiçbir şey hissetmiyorsan, ruhun çoktan teslim olmuş demektir.

Dini bütün, Kalender ve Nezaket sahibi insanlar yalanı çok vasat ortamlarda nefes bile alamaz, ve o ortamı terk eder, çünkü o ortamda aldığı nefesten haya eder...

İçgüdü Nedir...?

Şuursuz varlıklara şuurlu iş yaptıran güdü ye İçgüdü denir..

Sözlerin uçuyor havaya ama düşüncenin yerde, öz olmayınca söz yükselmiyor göklere..

Kendi istek ve tutkularını ilah edineni gördün mü?

İnandığınız şeyi ezberleyerek değil, düşünerek savunun.

İnsanlar bazen kibirli ve kısıtlı algılarıyla doğal yasaları çiğneyerek kayaya çarpıp kendini çiğneyebiliyor.

Dünya var oluş ile başlar yok oluş ile biter, her insanın kıyameti farklıdır, önemli olan kıyamet öncesi sessizliğe gömülmemektir, ÖLÜM farklı bir boyuta yelken açmaktır, anlama ve algılama yeteneğimiz sınırlıdır, öteki boyutu çözecek akıl yapımızın tükendiği yerde inanç devreye girer, bu sürecin sonu HİÇ’liktir, geride kalan sadece ismimizdir, onu da mezar başına gelenler okur.

Kendimizi olduğumuzdan farklı gösterme eğilimimiz vardır. İnsanız işte bazı zaafiyetlerimiz var.

İstiyoruz ki, biz geldiğimizde topluluk Kızıldeniz gibi ikiye ayrılsın, neden? Saygınlık yargısı, kişiliğimizin yeteri kadar oturmaması. İnsanoğlu organlardan oluştuğu gibi yargılardan da oluşmuştur, bu yargılar kişiliğimizi oluşturur, yalancıya karşı hemen önyargımız oluşur.

Yargıları yönetmek üstün insan olma becerilerini geliştirir.

Geçenlerde Kurtuluş savaşında neyden kurtulduk? Diyen Sayın Milli Eğitim Bakanımızı yadırgadım, valla bunu bilmeyen bir bakana karşı önyargının oluşması gayet doğaldır.

Tarihi hangi taraftardan okudu acaba? Keşke açıklama yapmadan önce Genel Kurmayın arşivini karıştırıp, Büyük Taarruzun ne anlama geldiğini öğrenseydi. Kurtuluş savaşı sayesinde Vatansız kalmaktan, köle olmaktan ve mağlup olmaktan kurtulduk.

Sevmeyince yük olur karınca, sevince filler karınca... Şems-i Tebrizi

Hapishanedeki insan nüfusumuz çok fazla, Dünyada ilk beşteyiz. Suç teşkil eden kaynakları kurutmak, insan gücümüzü hayatları çürütmeden verimli bir şekilde kullanma görevi öncelikli olarak Milli Eğitim Bakanımızın görevleri arasında yer alır. Toplum olarak tüm bakanlardan beklentimiz, kimseye faydası olmayan kısır ideolojilerden uzak, ülkemizi çağdaş MUASIR medeniyetler sınıfına sokmaları, refahı artırmalarıdır.

Bakanların asli görevi çağ dışı boş mevzular ile gündemi işgal etmemektir.

Birey düşünür, kitle sürüklenir.

Kitle nedir? Gerçek toplum nedir? Biz toplum muyuz? yoksa hala geri kalmış kabile mi?

Tarihimizi tartışmaktan, havanda su döğmekten, hedefe ve gerçeklere ulaşamıyoruz.

Gel seni bakan yapayım

Ne bakanı?

Adalet bakanı!

Ama burada yargılanacak kimse yok ki..!

O zaman sen de kendini yargılarsın.

En zoru da budur zaten.

Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen ve hatalarına gün verirsen gerçek bilgesin demektir.

Yargı siyasetin etkisi altında hareket ettiği zaman ülke hareketsiz kalır.

Yanlışım varsa düzelt.

Hz İsa Fırat nehrini yüzerek geçti...

İsa değil Musa’ydı, Fırat değil Nil’di, yüzerek değil yürüyerek geçmişti, hiç doğrun yok ki neresini düzelteyim.

O kadar çok kuru gürültü var ki, ezilen mazlumların öldürülen çocukların hiç sesi duyulmuyor.

Beyinlerde olmayıp ta benliğine bel bağlayanların beyni pozitif değildir.

İnsanda zevk değil de stres yaratan ne varsa o virüstür.

Bir merek dolusu samanlık bir buğday başağı etmez..

Allah'ım bizlere değişmesi gereken şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştirilemeyecek şeyleri kabullenmek için huzur, aradaki farkı anlamak için de bilgelik ver.

Geçmişi görebildiğiniz kadar geleceğe bakabilirsiniz..

Kişi mutluluğu başkasını suçlayarak değil, başkaları ile eğlenerek ulaşır, mutsuzluğun ve gelişmenin temel kuralı önce bilmediğimizi eksikliklerimizi bilmektir.

İnsanda sahip olma duygusu, paylaşma duygusundan önce gelir, bu duyguyu dengeleyebilen insanın dünyası dengededir.

Güle naz, güle naz

Gül eyler, bülbüle naz

İndim dost hanesine

Ağlayan çok gülen az... Harput Manisi

Bize bahşedilen Hayatı heba ederek, Yaradana güven sorunumuz sonucu olumsuz düşünceler ile maalesef ağlamayı sızılamayı ve yalana sarılmayı gülmeye tercih ediyoruz.

Bir gün mutlaka öleceğiz, ama önceki günler hep yaşayacağız, bir gün için bütün günlerimizi yas ile geçirmenin kime ne faydası var..?

Zaman değilmiş gideni getiren, aslında zamanmış gideni götüren..

 

Uyumak istiyorum

Biraz

Bir dakika

Bir yüzyıl

Ama herkes bilmeli,

Ölmediğimi.... Federico Garcia Lorca

Bilincin boyut atlama dönemi geldi de geçiyor bile.

Algıladığımız fiziksel dünyada felsefi olarak boyut beşe ayrılır

Zihinsel boyut: Düşünceler, akıl, hayal gücü ve bilinç.

Duygusal boyut: Sevgi, korku, umut, öfke gibi duyguların yaşandığı alan.

Ruhsal boyut: İnsanın anlam arayışı, vicdanı ve manevi yönü.

İlahi boyut: Tasavvufta, tüm varlığın kaynağı olan Allah'a yöneliş ve O'nun varlığını idrak etme çabası.

Dengesi bozulan, zamanında atlanmayan boyut kuralını gerçekleştirirken senin ne hale düşeceğine hiç aldırmaz.

Sen hiç General olmuş birinin acemi er ile eğitim yaptığını gördün mü? BOYUT atlanmış çünkü boyutta anarya yoktur.

İleri eğitim için beyindeki lobların kapısı aralanmazsa hücreler ışık vermez, A planı olmayanlar B planından bahsedemez.

Hakikati haykıranlar kulaklara hoş gelen bir ağız değildir, lakin bunlar yaprağı büyüten gök gürültüsü değil, yağmur olduğunu da çok iyi bilirler.

Kendi cennetini yaratmak isteyenlerin amacı insanları gerçeklerden uzaklaştırmak, bilgi eksikliği ile bu kişilere binme isteğidir, maneviyat adı altında kelepçe takılmış kişiler esaretin ve yalancının farkına varmaz.

Gelişen toplumları filozoflar, bilgeler, bilginler üretti, gelişemeyen toplumları ise dünün rüzgarı ile bugünün harmanını savurmaya kalkan mitolojik nakliyeciler mahvetti.

Biz bu dünya yalan diye, yalan söylemeyi ve yalana inanmayı marifet zannettik..

İstemeye hakkım var mı? bilmem..! Ama ben de herkes gibi, her şeyin Orijinal olmasını istiyorum, çünkü yan sanayi yalancı sanayidir, onun da ömrü uzun olmuyor.

Her gün ömrünü azaltıp ta malını çoğaltanlar var yaa...

İşte bunlar kimsesiz yalnız ve zavallıdırlar.

Belki davul dengi dengine vurmaz ama, bu zurnaları hiç ilgilendirmez.

Yalanım varsa yüzüme vurun..

Durur deryada balık, durur gökte TURNALAR,

Bizim Çaydaçıraya başlayınca ZURNALAR

Söylemleri eylemleri ile örtüşmeyen insanları yalancı olarak yaftalayabilirsiniz..

Gülümseyen bir insanın sabah günaydın demesi bile, o günün pozitif geçmesine bir sebebiyettir.

Günaydın; Ne kadar yakışıyor sabahlara, ne merhabanın soğukluğu, ne de elvedanın burukluğu, o kadar saf ve temiz bir kelime ki, aydınlığa yeniliğe çağdaşlığa çağırıyor insanı.

Faydası olacaksa eğer; Cümleten Günaydın...

Necati KÖSE