2003 yılı Haziran ayında Dersim'de İklim Gazetesi’ni çıkartmak için Ankara'da emniyet müdürlüğüne müracaat ederek izin talebinde bulunmuştuk. O tarihlerde gazete çıkarma izni emniyete aitti. Emniyetteki yetkili, gazetemizin isminde "Dersim" kelimesi geçtiğinden dolayı izin vermedi.

Ben, bunun üzerine Malatya Bölge Güvenlik Mahkemesi'nin "Dersim" isminin tarihi ve kültürel kadim bir isim olduğuna dair vermiş olduğu kararı ibraz edince gereken izni verdiler. Dersim isminin hukuksal tapusunun verilmesi Avukat Hüseyin Aygün'ün başvurusu, gayreti ve emeğiyle elde edilmişti.

Temmuz 2003'te gazetemizi yine bir festival döneminde çıkarmıştık. Hatırladığım kadarıyla 4. Festivaldi.

Gazetemizin ilk sayısında başlığımız şöyleydi: "Dersimlilerin Evrensel Buluşması." Bu buluşmanın, bugün 23.'cü yılında kutlanmakta oluşu bile önemli ve kıymetlidir.

Festivallerin bugüne kadar gelmesinde çok büyük emeği ve katkısı bulunan tüm Dersim Derneklerine ve yöneticilerine, ilk kutlamasından bugüne kadar görev yapan belediye başkanlarımıza, yerel yöneticilerimize, iş insanlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza vefa borcumuz olduğunu unutmadan çok teşekkür ediyorum.

Festivalin ilk yıllarında o günkü Tunceli Belediye Başkanı Hasan Korkmaz'ın verdiği katkı nasıl unutulur?

Festival projesini yaşama geçiren İstanbul'daki Dersim Dernekleri Federasyonu yöneticileri, İsmail Aslan'a, Ali Rıza Bilir, Hüseyin Tuluk, Hasan Şen, Murat Onay olmak üzere şu anda ismini yazamadığım birçok arkadaşa, yine festivallere büyük emek veren Selman Yeşilgöz, Nesimi Aday, Ruhi Çelik, Ali Rıza Aydın, Hüseyin Zeytin, İbrahim Ögeyik, Kalan Müzik'in efsane sahibi merhem Hasan Saltık'ı, sanatçı Emre Saltık, Avukat Murat Cano, Avukat Hüseyin Aygün, Avukat Barış Yıldırım, Avukat Haydar Kaya ve daha birçok ismini yazamadığım kişilere ve de yıllarca Dersim'e gelen giden on binlerce kişiye ev sahipliği yapmış, 2018 yılında yitirdiğimiz Yusuf Cengiz'e, şu anda tüm oluşumlara destek sunan Erdal Güntaş'a şükranlarımızı sunmak istiyorum.

Bu yıl 23.'cüsü yapılan Munzur Kültür ve Doğa Festivaline ilişkin çok değişik eleştiriler yapılmakta olduğunu görmekteyiz. Bu eleştiriler doğrudur veya yanlıştır. Bunların dışında bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Eleştiri yapanlar da eleştirilen kişiler de festivaller sürecinde çok emek vermiş kişilerdir. Eleştirilen ve eleştiri yapanların karşı karşıya getirilerek bunun bir savaş boyutuna dönüşmesini isteyen ve kışkırtan bazı kesimlerin olduğunu da hayret ve üzüntüyle takip etmekteyiz.

Dersim toplumunun yıllardan beri bölünmesi ve ayrıştırılması için tezgahlanan bir çok oyuna, şimdi de festivaller üzerinden bu ayrıştırmalar eklenmek istenmektedir.

Ancak iyi niyetle yapılan eleştirileri de yok saymak yanlıştır. Bu eleştirileri dozu ve amacı dışında değerlendirecek yorumlardan da kaçınmak gerekir.

Özellikle dil konusunda çok dikkatli ve hassas davranılması lazım. Her dile sevgi duymak ve onun varlığını yok saymamak insan olmanın başta gelen görev ve sorumluluğudur.

Dil ve etnik kökenlerin kalıplara sokulması, eklemler yapılması, montaj edilmesi çok yanlıştır. İnsanlar kendini nasıl tanımlıyorsa, hissediyorsa, öyle ifade etsin. Onun aidiyet tanımına müdahale etmemek gerekir.

Hele hele demokratik toplum inşası konusunda çok iddialı olduklarını belirten yapıların bu konularda çok daha duyarlı olmaları gerekir.

Festivallerin içeriklerine, kapsamına yönelik daha önceki yıllarda çok eleştiri yapmış ve önerilerde bulunmuştum. Benim eleştirilerim daha çok eksiklikler ve yapılmayanlar üzerineydi. Yani öneri niteliğindeydi. Örnekler vermiştim. Aklımda kalanlardan bazıları şunlardı:

-Festivali ulusal ve uluslararası bir kulvara taşımak.

-Festivalin programlarını günümüz koşullarına göre belirlemek.

-Edebiyat konusunda "Munzur Roman, Öykü, Tiyatro" ödüllü yarışmalar düzenlemek.

-Aynı şekilde film yarışmaları düzenlemek.

-Çevre ve doğayla ilgili ses getiren çalışmalar yapmak, projeler üretmek.

-Yıllar önce Sinan Samat, Yusuf Demir ve arkadaşlarının öncülüğünde yaptırılan ve bugün cemevinin bahçesinde Dersim'e çok yakışan "Pir Sultan Heykeli" gibi yeni eserlerin yapılmasına öncülük etmek. Örnek olsun diye yazıyorum.

Maçoğlu, belediye başkanlığını kazandığı dönemde bir öneride bulunmuştum. "Komünist Başkan, dünya edebiyatının önde gelen kişilerinden Şair Nazım Hikmet'in mezarının Dersim'e getirilmesi için girişimlerde bulunulsun. Bazı arkadaşlar buna karşı çıkmışlardı. Gerekçe: 1938 katliamıyla ilgili Nazım Hikmet hiç bir şiir yazmamış. Yazmadığı doğru. Yazamazdı da. Çünkü 1938-1952 yılları arasında Bursa Cezaevi zindanlarında yatıyordu. Hiç bir araştırma yapmadan böyle eleştiriler yapmak çok kolay.

-Nazımiye'de elinde fenerli bir Kamer Genç heykeli neden olmasın.

-Çok kişinin hemen baştan itiraz edeceğini çok iyi biliyorum. Hozat'a bir Diyap Ağa heykelinin yapılması ne kaybettirir. Diyap Ağa, Seyit Rıza'nın kayın pederidir. Hepimizin bildiği gibi kurucu mecliste Dersim milletvekili olarak yer almış, Atatürk'ün Emperyalizme karşı verdiği savaşta onun yanında yer almış, önemli bir şahsiyettir. Bunun karşısında olanlara sormak lazım. Bu adam, hangi suç işlemiş, Dersim'e yönelik hangi ihanette bulunmuştur da buna itiraz ediyorsun.

Kısacası önyargılardan arınmamız ve olaylara, o olayın olduğu tarihteki koşullara bakıp değerlendirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Yazımın sonunu Varvara oyununun kahramanı Uzun Memet'le bitirmek istiyorum. Uzun Memet'i geçen günlerde kaybettik. Benim çok sevdiğim ve önem verdiğim değerli bir insandı. Varvara'yı seyredenlere sevdiren bir kişiydi.

En ufak bir tıngırtıda halaya kalkan ve oynayan kişilerin çoğu Uzun Mehmet'in icra ettiği "Varvara" oyununun öyküsünü bilmezler.

1916 yılında Ruslar Erzincan'a kadar ilerler. Erzincan'ın işgalinden sonra Pülümür'e kuzeyden saldırırlar. Pülümür'ün işgaline karşı bölgede çok sevilen ve sayılan Süleyman Dede'nin önderliğinde savaşa başlarlar. Halkın kurduğu milis güçlerinin doğru dürüst silahı yoktu. Silahı olmadığı gibi üzerlerinde doğru dürüst giyecekleri de yoktu.

Beyaz don (şalvar) ve yelekli halk, ellerine geçirdiği sopalarla, taşla, kürekle, bıçakla Rus güçleri geri püskürtmüştür ve 17 Aralık 1917'de işgale son vermişlerdi.

"Varvara Sılemanu" oyununun öyküsü bu. Bu oyunun tanıtımını yapan, sevilmesini sağlayan Uzun Memet'i sevgiyle, rahmetle anıyorum.

Son söz; Dersim halkının Kürdüyle, Türküyle, Zazasıyla, Alevisiyle, Sünnisiyle her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı var.

ERGÜDER ÖNER