Dersim coğrafyasının kendine özgü kadim ürünleri, doğal kaynakları, yerel varlıkları; kısacası değerli tüm kazanımları korunmamış, talan edilmiş, yok edilmiştir. Yok edilemeyenler de başkaları tarafından sahiplenilmiş ve de elimizden alınmıştır.
Geçenlerde, Dersim arıcılarıyla ilgili yapılan habere kısa bir yorum yaparak, Dersim'de yüzlerce yıldan beri bu coğrafyanın yerel arı ırklarının yok edilmesini dile getirmiştim.
Eski yıllarda çıkarttığım Dersim'de İklim Gazetesi'nde bu konuyu çokça yazmıştım. Konunun önemini fark eden Dersim Ekspres Gazetesi'ni zor koşullarda, dijital ortamda; büyük bir özveriyle çıkartan Ercan Topaç kardeşimin isteğini dikkate alarak bir kez daha gündeme getirmek amacıyla bu yazıyı yazıyorum.
Tüm canlılar, yaşadıkları coğrafyanın özelliklerine ve koşullarına uyum sağlamak zorundadırlar. Bu uyum ve kazanımlar; yüzlerce bazen de binlerce yılda oluşur. En küçük değişkenlik bile yüzlerce yılda meydana gelir.
Bitkiler ve hayvanlar yaşadıkları coğrafyanın özelliklerine uyum sağlayamadıklarında nesilleri kaybolur. Doğanın bu kuralını yakinen bilen ve izleyen canlılar, kendilerini bu doğa yasasına göre planlar ve genetik hafızasına bunu mutlaka kayıt ederler.
Dersim coğrafyası, arıcılık açısından çok değerli kazanımlara sahip bir bölgedir. Bitki örtüsü, flora zenginliği, derin vadilerdeki çok değişik meyve türlerine ev sahipliği yapması, arı için en ideal ortamdır.
Çok eski tarihlerden beri arılar, bu zengin coğrafyada kendilerini ona göre uyarlamış ve konumlamışlardır. Bu coğrafyanın kendine özgü arı ırkları vardı. Bu ırkın Muğla ve Karniyol arı ırklarının melezine çok yakın olduklarını bilim insanlarının tespit ve iddialarndan biliyoruz. Ama en somut olarak bildiğimiz, sarı renkli bu arıların saldırgan ve üremeye çok yatkın oldukları. Bal toplama hortumları kısa da olsa en kurak mevsimlerde dahi bal topladıklarını da biliyoruz.
Üremeye çok istekli olan bu ırk, kovanlar oğul verdiklerinden dolayı bir dezavantaj gibi algılanmış ve olumsuz bir özellikmiş gibi gösterilmiş ve değerlendirilmiştir. Aslında bu özelliğin dezavantaj değil, artı bir değer olduğunu anlayamadık.
Bugün tüm ülkelerin en büyük beka sorunu genç nüfus artışının çok düşük oluşu. Arı kolonileri için de bu geçerlidir. Bal toplama mevsiminde bir kovanda 70-80 bin işçi arı mevcudu yoksa o kovan dağ, taş bal da olsa bal toplayamaz. Eski kara kovanlar küçük ve dar olduğundan, nüfusu artan koloniler kovanlarına sığmayınca zorunlu olarak oğul vermeye yelteniyorlardı.
Tüm bu özelliklerden sonra, Tarım teşkilatı olarak (Emekli bir tarım uzmanı olarak ben de dahil) kurtuluşu, Kafkas Arı ırkında gördük. Yıllarca Kafkas Arısına övgüler dizdik. Efendim çok uysal bir ırk. Hortumları uzun, daha fazla bal toplayabiliyorlar. Oğul vermeye pek yatkın ve istekli değil gibi gerekçeleri sıraladık.
Sıraladığımız ve belirttiğimiz bu özelliklerin hiçbiri yalan değil. Hepsi doğru. Doğru olmasına doğru da bu ırkın yaşadığı coğrafya ile Dersim coğrafyası aynı mı? Bitki örtüsü, flora durumu benzerlik gösteriyor mu?
İklim koşulları nasıl vb. birçok can alıcı özellikleri göremedik, incelemedik, ıskaladık.
Yıllardan sonra eski arı ırklarının yerine Kafkas Arısını getirdik Kafkas Arısının hortumu uzun, daha fazla bal toplar iddiamız pratikte doğrulanamadı. Doğrulanması da çok zor olurdu. Çünkü uzun hortumun toplayacağı bitki, çiçek (flora) bu coğrafyada yoktu. Sadece Munzur Dağları'nın bazı bölgelerinde, Pülümür, Bingöl arasındaki bazı bölgelerde çanak yaprağı derinde olan çiçek çeşitleri var. Kafkas Arısının hortumu binlerce yıl sonunda uzamışsa; o coğrafyadaki bitki örtüsünden dolayı olmuştur.
Ben bu durumu şöyle ifade ettim, etmeye de devam edeceğim. Bizim coğrafyada, yerli sığır cinsi ineklerimiz vardı. Az süt verirlerdi ama dağda, taşta kendi karnını doyuracak otu bulurlardı. Köylerde nahırlar, yakın dağlara sürülür, hayvanlar karınlarını doyurur ve eve dönüş yaparlardı. Evde ona fenni yem, hazır yem hatta saman bile verilmezdi. Çünkü buna gerek kalmazdı. Şimdi Holstein veya Montofon ırkı bir ineği dağa sürmeyi bırak, hazır yem vermezsen merada dahi gezip, karnını doyuracak durumu yok.
Arı ırkı değişiminde hepimizin günahı çok. Arıcılık yapacak olan ve halen yapmakta olanlara önerim; yerli arı ırklarını tekrar canlandıralım.
Arı ırkıyla ilgili şimdilik bu kadar yazmam yeterli.
Benim yıllardan beri üzerinde en çok durduğum konuların başında üretim gelir. Üretmeyen bir toplum ne kimliğini, ne de kültürünü koruyabilir.
Bu nedenle küçük ve basit konularla günlerimizi geçirmeyelim. Bugün Dersim'in çok büyük kısmında yoğurt, peynir, yağ, dahi üç harfli marketlerden satın alınıyor. Bu ayıp hepimize yeter.
Köyde yaşayan insanımızın karnını nasıl doyuracağız, gençlerimizi kötü alışkanlıklardan nasıl koruyabileceğiz? İşsiz insanlarımızın dertlerine nasıl çözüm bulabiliriz? Bunların üzerinde durmalıyız.
Davulcunun, zurnacının, çalıp söylediklerinden çok, onun karnını nasıl doyurabiliriz'e kafa yormak gerekir.


