Dersim denildiğinde ilk akla gelen yerleşim yerlerinin başında Hozat ilçesi yer alır. Tarihin birçok döneminde Dersim vilayet merkezinin Hozat oluşu, bu ilçemizin önemini de haliyle ön plana çıkarmıştır. Siyasal ve idari yönden merkez konumda olmasının yanı sıra Alevi inancında kutsal birçok ocağın da burada olması nedeniyle de manevi açıdan ayrı bir değer kazanmıştır.

Sarı Saltuk, Derviş Cemal, Ağuiçen (Ağuçan) ocaklarının Hozat ilçesinde olmasının yanında, Dersim aşiretlerinden birçoğu da bu ilçemizde yoğunluktadır. Başka bir deyişle bu aşiretlere ev sahipliği yapmaktadır.

Bahtiyariler, Abbasanlılar, Derviş Cemallılar, Karaballılar, Ferhatanlılar, Kırğanlılar, tabi ki Dersim'in önde gelen aşiretlerinden olanlar da vardır. Merkezi konumları Hozat olmadığından dolayı burada yazmadım.

Bu kısa bilgileri anımsattıktan sonra yazı konumuz olan Tandır Kebabına dönelim.

Hozat ilçemizin sosyal, siyasal ve kültürel özelliklerinin yanı sıra, Hozat ilçesiyle özdeşleşmiş bir ürünümüz üzerinde durmak istiyorum.

Hozat Tandır Kebabı, çok eski tarihlerden günümüze uzanan yemek türü olmasıyla ünlenmiş ve Hozat ilçesinin simgelerinden biri olmuştur. 1990'lı yıllara kadar, Elazığ'dan, Tunceli'den ve komşu ilçelerden çok kişinin Tandır Kebabı yemek için, özel olarak Hozat'a geldiklerini hepimiz biliyoruz. Hozat Tandır Kebabının ünlenmesini sağlayan etkenlerin başında kullanılan et gelmektedir.

Hozat'ta en lezzetli Tandır Kebabı Keçi etinden(çepiç döneminde olanlar) yapılır. 1990'lı yıllarda köy boşaltmaları sonucunda hayvan kalmayınca Tandır Kebabı da eski cazibesini haliyle yitirdi.

Çok kişi haklı olarak ilk başta hemen şunu söyleyecek, "Tandır Kebabının yapılmadığı, bilinmediği bir yer mi var?" Bugünkü zamana göre yok. "Peki, neyin peşindesin?" diye soru da yönelten olacaktır. Bu sorunun yanıtını bildiğim kadarıyla açıklamaya çalışacağım.

Asıl amacım Tandır Kebabının buraya ne zaman ve nasıl geldiğini, gelmiş olabileceğini belirlemeye çalışmaktır.

Tandır Kebabının Hozat'a nasıl geldiğine ilişkin eski yıllarda epeyce araştırma yapmıştım. Tarihçilerin, araştırmacı yazarların belirttikleri bilgilerle yola çıktım. Ben tarihçi değilim; tarihi bilgiler üzerine ahkam kesmek, karar vermek gibi bir düşüncem de yok. Haddim de değil. Ben tarihçilerin yazdığı tarihi olayların, gelişmelerin ışığında Tandır Kebabının tarihsel serüvenini, ortaya çıkarmaya çalışmaya, tahinin zaman tünelinde yola çıktım. Bu yolculuk beni 1514 yılına kadar götürdü.

Çok kişi bilir, 1514 yılı denildiğinde, akla ilk Osmanlılarla Safeviler arasındaki Çaldıran Savaşı gelir. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında yapılan bu savaş, tarihsel bir sürecin de dönüm noktası olur.

Yavuz Sultan Selim, savaş öncesi yola çıktığında ilk işi yol boyundaki Alevi-Bektaşi inancındaki aşiretleri, boyları, toplulukları bertaraf etmek olur. Özellikle Fırat nehri havzasındaki Alevilere yönelik katliam boyutunda hareketler, saldırılar yapıldığı birçok tarihi kayıtlardan biliniyor. Bu katliamlarda kırk binin üzerinde insanın katledildiği de iddia edilir.

Peki, bu düşmanlığın, kinin nedeni ne? Sorusunun yanıtı tarihi kayıtlarda belli. Başlıcaları şunlar: Selçuklular, bu bölgeye girmek için verdikleri savaşlarda, Alevi-Bektaşi inancındaki aşiretler, Selçukluların yanında olmuş ve katkı sunmuşlardır. Selçuklular'a destek sunan aşiretlerin başında Şeyh Hasananlılar gelir. Selçukluların, Arapgir bölgesini ( o tarihlerde Arapgir belli başlı merkezi yerleşim yerlerindin biriydi) ele geçirmek için yaptıkları savaşta Şeyh Hasananlılar çok büyük destek vermişlerdir. Verdikleri bu destekten ötürü de Arapgir'in ele geçirilmesinden sonra, Şeyh Hasananlılar şehrin yönetiminde önemli görevlere getirilmişlerdir. (Subaşı gibi yetkili görevler)

Şeyh Hasananlıların bu bölgedeki yerleşim yerlerinde ağırlık kazandıkları ve bilinen tarihi kayıtlarda ilk cemevinin 1200'lü yıllarda Arapgir'de yapılmış olması bunun kanıtıdır. Subaşılığın görevi, Sancak Beyi ve Kadı’dan sonra gelen ve de güvenlikten sorumlu olan bir mevki, makam olması, Şeyh Hasananlıların önemini ve gücünü oldukça yükseltmiştir.

Akkoyunluların 1503 yılında yıkılması ve Safevi devletinin kurulmasından sonra, bu bölgedeki Alevi-Bektaşı inancındaki aşiretlerin yeni kurulan bu devlete Şii inancında olmalarının da etkisiyle sempati duydukları da bilinen bir durumdur. Sempati duymasalar bile, en azından düşman görmüyorlardı.

Yavuz Sultan Selim bu özellikleri dikkate alarak, algı ve korkudan kaynaklanan varsayımları vahşete dönüştürmüş ve binlerce insanın katledilmesin neden olan, imha hareketini başlatmıştır.

Alevilere-Bektaşileri yönelik bu katliam hareketinde en büyük bedeli Şeyh Hasananlılar ödemiştir. Malatya-Arapgir hattından başlayan Fırat Nehri ve daha doğu taraftaki Murat Irmağı, Peri suyu havzalarındaki yerleşim yerlerinde yaşayan değişik Alevi-Bektaşi aşiretleri de bu katliamdan nasiplerini almışlardır.

Fırat havzasındaki yerleşim yerlerinde yaşayanlardan canlarını kurtaranlar Baskil-Keban üzerinden Dersim coğrafyasına, bir kısmı Divriği üzerinden Sivas (Zara-İmranlı-Hafik; Divriği) yöresine göç etmişlerdir. Çok az miktarda da yaşadıkları yerlerde şöyle, böyle canlarını kurtarmış ve oralarda kalmışlardır.

Oralarda kalan Şeyh Hasananlılardan insanların yaşadıkları bir köyün olduğunu bizzat bundan 30 yıl önce gidip görmüştüm. Bun köyün ismi Şeyh Hasan Köyü. Kömürhan Köprüsü'ne varmadan, köprünün Kuzey-Batısında Karakaya Barajı yakınında Elazığ-Baskil ilçesine bağlı oldukça güzel bir köy. Baskil ilçesine 10-15 kilometre uzaklıkta bir köy. Köyde Şeyh Hasan'ın kardeşi Şeyh Ahmet'in türbesi bulunmakta. Köy halkının bir kısmı Sünni, bir kısmı Alevi. (Mezheplerinin şu veya bu oluşu önemli değil. Biç bunun peşinde de değiliz. Sadece tarihsel bir süreçle ilgili gözlemlerimiz ve bulgularımızı somutlaştırma amacındayız.)

Bu köydeki incelemem sonucunda, Şeyh Hasananlıların bu bölgede yaşamış olduklarının yüzde yüz doğru olduğunu görmüştüm.

Şeyh Hasananlılar konar-göçer bir aşirettir. Hayvancılıkla (Koyunculuk) yaşamlarını sürdürüyorlardı. Kışın köylerinde kalıp, yaz aylarında da ise Kuzeydeki yaylalara göç ederlerdi.

Göç ettikleri yaylaların başında ise Dersim coğrafyası gelirdi. Özellikle Munzur Dağları, Erzincan tarafındaki yaylalar, tercih ettikleri yerlerdi.

1514 yılında yaşanan trajedik katliamlardan canlarını kurtaranlar Baskil, Keban, Arapgir üzerinde Dersim coğrafyasındaki Hozat-Ovacık-Çemişgezek üçgeni içerisindeki yerlere göç etmişlerdir. Hozat Taner Köyü çevresine, Kırmız dağ, Beyaz Dağ çevresini kendilerine yurt edinmişlerdir.

Yüzyıllar içinde nüfusları artmış, yeni yeni yerleşim yerleri kurmak zorunda kalmışlardır.

Kültürleri belirleyen unsurların başında ekonomik yapı gelir. Ekonomik yapı üretim şekline göre şekil alır; ivme kazanır. Kültürlerde bu etkileşim sonunda oluşmaya başlar.

Şeyh (Şeyx) Hasananlıların ekonomilerinin hayvancılığa dayalı olduğunu yazmıştık. Yeme-içme kültürleri hayvansal üretimden etkilenmeleri ve o doğrultuda oluşması da kaçınılmaz olmuştur.

Yaylalarda, günlük yaşamda yemek kültürü koşullara göre ortaya çıkmıştır. Kesilen hayvanların yemek olarak değerlendirilmesine en pratik çözüm, kazılan küçük kuyularda (Tandırlarda) meşe odunlarının ateşinde pişirilmesiyle bulunmuştur.

Kuyularda pişirilen et, Tandır Kebabının başlangıcı olmuş ve yemek kültürüne girmiştir.

İlk başlarda dağlarda, yaylalarda zorunlu koşullarda yapılan bu yemek, yerleşik topluma geçilen kent merkezlerinde de yapılmaya ve tüketilmeye devam edilmiştir.

Yerleşik yerlerin merkezindeki Hozat ilçesi bu kültürü yüzlerce yıldan beri devam ettirmiştir. Hozat Tandır Kebabının bu merkeze girişi, kabullenişi ve sürdürülmesi; tarihsel süreç içerisinde böyle oluşmuştur.

Hozat Tandır Kebabının öyküsünü naçizane düşüncelerim, bilgilerimle anlatmaya çalıştım.

Başka bir yazımda çok kadim bir ürün olan Şavak Tulum Peynirini yazacağım. Şavaklılara ait bu muhteşem peynir, günümüzde ne yazık ki Erzincan Tulum Peyniri olarak adlandırılmıştır. Dersim-Savaklılara ait bu kadim ürünün isminin başkalarınca kullanılması ve sahiplenilmesi beni çok rahatsız etmektedir.

ERGÜDER ÖNER