Toplanıp gitti, hiç sormadım nereye diye, çünkü bahanesini bavulundan önce hazırlamıştı...

Çok içiyorsun diye...

Aşk bir denizdir enayiler girer, ama beni ittiler.

O gidince özgürlüğüm bir kaç gün sürdü, sonra duvarlar üstüme gelmeye başladı, bu böyle gitmez deyip değişmeye karar verdim ve yine her gün olduğu gibi masayı hazırladım.

Ama bu sefer harbiden değişmeye karar verdim.

Başladım içimdeki ben ile muhabbete...

Hani sen hep bu huyunu değiş derdin ya..!

Değiştim işte.

Sen yokken ben çok değiştim, bir kaç günde değişir mi insan deme, çekildim kabuğuma, kapattım pencereleri, çektim perdeleri, konuştum kendimle, egoyu ve kibri çıkarınca üstümden, meğer ne kafa dengiymişim.

Ben tam kendime göreymişim

Hor görmeyi bıraktım kendimi Hoş görmeye başladım. Biraz geç oldu ama anladım, insan şapkasının altındaki ile geçinemez ise damın altındakiler ile nasıl iyi geçinsin ki? Sürekli sert olma, sakin ol derdin ya..! Valla sen haklıymışsın.

Değiştim işte, insan kendisi ile barışık olunca savaşacak düşmanı kalmazmış, kendimle barışınca bakış açım da değişti, alçak diye gördüklerim, meğer alçak gönüllülermiş..

Ben görkemli bir çınardım, ilk kasırgada kırıldım, sürekli hor görüp tepeden baktığım altımdaki otlara yerindim. Kasırganın gücü esnek oldukları için onlara yetmemişti, ben sertliğimden kırıldım, aslında ben FEODAL ailemin ve egomun kurbanı oldum.

Benim elimde değil ki, bastırılmış kadın, azdırılmış erkek toplumunda dünyaya gelmek. Bende dedem gibi erkeklik yapmak istedim.

Meğer en büyük uyanış, gözleri açmakla değil, alıştığımız her şeye yeniden bakabilmekmiş hüner.

Son pişmanlık fayda verir mi bilmem? Ama değişmekte kararlıyım.

Ruhumun Kıyısında

Çayların da tadı yok, titreyen dudaklarda

Sensiz ve kimsesiz, köhne bir barınakta

Bir duvar gibi dilsiz, bir ışık gibi sessiz

​Alev vurdukça tenime, bir mazi anlatır içimdeki çığlık

Toprak yavaşla der, tohum vaktinde canlanır.

Gökyüzü bu kadar geniş iken, insan nasıl darlanır?

Sen gittin gideli en sadık dostum dayandığım değnek, arıstakta örümcek, kovduğum hamamda böcek.

​Ne bir söz gelir kulağa, ne de gülüş çınlanır.

​Şimdi bir dağ başında, bulutlara komşuyum.

Kendi iç denizim de çırpınıp ta durmuşum.

Dünya telaşı kalsın, zamanı durdurmuşum.

Rüyalarım çözülür bu virane mekanda,

Hasret yüreğimin sabır taşı ucunda.

Ha çatladı ha çatlayacak yine masa başında.

Aşk, en çok ta uyurken konuşurmuş,

Uyanınca anlarsın...! Bir ocağın başında.

Sevdalar YARık kalbin en derin çukurunda...

Senden sonra son çare gelecek misin diye FALCI ya da gittim...

Avucumda gönlümü okuyan bir ihtiyar dedi ki..!

Kabil mi bir ruh bu kadar derdi çeksin?

Lakin sana gülecek bu gece sevdiğin yar, onu sabaha karşı rüyada göreceksin...!

Çatlayacak gibiydi kalbim hızlı atmaktan.

Hiçbir haber yüzümü bu kadar güldürmedi.

Uzandım yatağa o gün Güneş batmadan.

Güneş doğana kadar gözüm uyku görmedi.....Faruk Nafiz Çamlıbel

Yoksa ben şu an sarhoş muyum, niye bu kadar mutluyum? Hayır, bünye alışık değil yaa, yadırgadım...

Şişede bayağı küçülmüş, hiç olumsuz düşünce kalmadı kafamda.

Ama o hala aklımda, aklım çıkıyor O çıkmıyor…

Keşke hep sarhoş kalayım, sarhoşken bu kadar azap içindeyim , ayılınca onsuz ölürüm herhalde..

Sarhoşluk insanı çirkinleştirir ama! AŞK sarhoşluğu güzelleştirir.

Düşüncelerimi değişmem iyi oldu, değişen düşünceler de nehirler gibiymiş artık geriye doğru akmazmış.

Zamanın nostaljik aydınları nice Romantizm yaşattı bize, keşke bırakmasaydı yerini bir türlü alamadığımız elektriğe.

Baharı yaz uğruna tükettik

Aşkı naz uğruna

Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna

Derken ömrü tükettik bir hiç uğruna.... Sezai Karakoç

Yarime bir haber salın, sızladı yine sol yanım.

Soluk alıp vermek kadar güzeldi.

Seni Sevmek

Ne yüreğim pişman..Ne de ben...

Neden mi Sen?

Çünkü

Yanımdaki hiç kimse, aklımdaki Seni çıkarmayı başaramadı.

Her tartışma beni büyütmeyip eksilttiğini sen gidince kavradım.

Meğer Dünya ele avuca sığarmış,

Eline salınca anladım...

Şimdi başımı eyvandaki taş duvara yasladım, hava raporunu atlatan bu damlalarda neyin nesi, yoksa bu halime taşlarda mı ağladı?

Taşlardır beka, taşlardır ebediyet… Zaten Taştan başka ne bıraktı ki Medeniyet..?

Gece oldu, nasır tutmuş zihnimi aydınlattın, şimdi ben senden yine elektrik mi aldım?

Nerde o günler, özlemin vurgun yemekten de beter.

Gece

Ne mehtap görünürde,

ne de yıldızlar gökte

Güneşi de yok etmiş

bütün bulutlar perde

Eyy karanlık geceler

söylesene derdin ne

Ne istiyorsun benden

Benim sevdiğim nerde

Ben bilmem ki sevmeyi

gönlüm istedi seni

Hiç bana danışmadan

aldatarak hep beni

O gelmeden gün doğmaz

Hayatın ritmi olmaz

Hala anlamadın mı?

O gelse GECE olmaz..N.Köse

Değiştim, işte.?

Çünkü yaşadıklarım beni aynı insan olarak bırakmadı.

İnanmıyor musun? çok samimiyim bak..! Valla bundan sonra inciten değil, onaran olacağım.

İnce sızım aşk hırsızım

Sen güllere özenme, güller sana özensin.

Üzme tatlı canını hayatım, sen güllerden de güzelsin...Necdet Civelek

İçkiyi de bıraktım kitap okuyorum artık. Elimdeki kitap:

-Dost kazanma ve insanları etkileme sanatı-

Şöyle diyor; Dale Carnegie

“Bir insanın davranışı sözlerinden daha yüksek konuşur...”

Okuyunca ferahladım, görecekler bak..! Bundan sonra bütün kötülüklerin anasını ağladım.

Küllerime söz verdim

Köklerimden doğacam

Gelen bütün dertleri

Acılarda boğacam

Benim dünyaya bu gelişimi lütfen saymayın

Bu bir prova

Beni bir de öteki gelişimde görün

Ayakta alkışlayacaksınız...H.Şefik Güzelsoy

Alim bin bilir BİR söylermiş, cahil bir bilir BİN anlatırmış..

Konuşmuyorum artık bak, değiştim işte.

İnanmıyorsan gel de bak...!

Tak tak tak

Ooo sen mi geldin...? Hoşgeldin değişken yüreğime...

Necati KÖSE