Çocuğunuza hiç yalan söylediniz mi? Söylediyseniz zamanın aleyhinize işlediğini unuttuğunuzdan olmalı. Çünkü çocuğunuzun, söylediğinizin yalan olduğunu öğrenme şansı sizin gerçekleri gizleme imkânınızdan mutlaka daha fazladır. Bu gerçeğin en yaygın örneği “seni leylekler getirdi“, çocuğunuz için en zararlı örneği de ona verip tutmadığınız sözler.

Çocuğunuzun ‚ seni leylekler getirdi’nin yalan olduğunu anlaması biraz zaman alır, ama verip de tutmadığınız sözler çocuğunuzun size güvenini azaltır, güven kaybıyla da saygısını.

Ruhsal gelişimi, merakını giderme ve isteğine ulaşma güdüsü ile beslenen çocukların, bu güdü ile yılanın başını ağzına alabildikleri bilinir, bir istek için verilip tutulmayan sözü sürekli hatırlatan çocukları da anneler, babalar bilirler.

Uzun vadeli yalanlarımızı bir yana bırakalım, (onların gerçek olmadığını çocuklar büyüyünce nasılsa öğrenecekler), kısa vadeli yalanlarımızın çocuklarımızı nasıl etkilediğine, onlara nasıl zarar verdiklerine bir göz atalım.

Doğum sonrası ilk yıllarında hayatı duyu ağırlıklı algılayan çocuklar, gerçek ile hayal, doğru ile yalan arasındaki sınırı hissetseler de, henüz tanımlayamadıklarından, bir bütünsellik içinde yaşarlar. Doğru ile yalan arasındaki sınır çocuklarda soyut/kavramsal bilinç gelişimi ile giderek belirginleşir ve yargısal bir irade oluşumu sağlar.

Burada çocukların yargısal iradesinin oluşumunda masalların önemini vurgulamakta yarar var. İyilik ve kötülük, doğru ve yalan üzerine kurgulanmış masal kültürü çocukların yargısal iradesinin oluşumunu etkiler. Bu etkiye örnek olarak “cadı” kavramının yaygın çağrışımını gösterebiliriz. Cadı kavramını iyilik ile bağdaştıran bir yetişkin çoğunluktan söz edebilir miyiz, yada, cadı kavramının kötülükle birlikte algılanmasını masallarla içselleştirdiğimizi reddedebilir miyiz?

Çocuk ile anne, baba arasındaki ilişkiyi belirleyen öncelikli yargılar güven, sevgi ve saygıdır. Ve verdiği sözü tutmayan anne, baba, çocuğunun ona ve kendisine güvenini zayıflatır, sevilmediği duygusuna kaptırır ve giderek çocuğun anne, babasına saygısını azaltır. Güven, sevgi ve saygı eksikliği ile büyüyen çocukların ömür boyu bilinçli bir yetişkin olma zorluğu yaşadıklarının kanıtları psikoloji/psikiyatri araştırmalarında yeterince mevcuttur.

Konunun bilimsel değerlendirmesi bir yana, asıl önemli yanı, çocuğumuzla kurduğumuz iletişimin çocuğun gelişimi, kişiliğinin oluşumundaki etkileridir. Çünkü biz söylediğimiz yalanlarla çocuğumuza da yalan söylemeyi öğreterek, onun da bize yalan söylemesini teşvik ediyoruz. Ve yalan üzerine kurulu bir anne, baba ve çocuk ilişkisi aynı zamanda çocuğun hayatla yalan üzerine kurulu bir bağ oluşturmasına zemin hazırlıyor, taki bu yalanlar gerçek hayatın çelmesine takılana kadar.

Çocuklarla iletişimin biçimi elbette yetişkin insanlar arası iletişimden farklıdır. Bu noktada önemli olan çocuklarla iletişimde, anlamalarının zor olduğunu düşündüğümüz konular da dahil, mümkün mertebe gerçeğe en yakın biçimi/dili kullanabilmek ve çocuklara tutamayacağımız sözler vermemektir.

Çocuklar için hayatı sırlar yumağına dönüştüren, yalanlarla kurulu bir iletişimin çocukları ömür boyu gerçeği öğrenme tutkusuna esir ettiğinin örnekleri „Aile Sırları“ üzerine yapılan psikoloji araştırmalarında yeterince mevcuttur.

Unutmayalım ki; gerçekler inatçıdır ve çocuklarımız, istisnalar dışında, bizden uzun yaşarlar.

Sözü Can Yücel’in dizeleriyle bağlayalım, "ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi".