I.
En doğal halini sanırım ilk defa üniversite için dil kursuna başladığım günlerde hissetmiştim. Asya’dan Afrika’ya, Amerika’dan Avusturalya’ya, Arjantin’den İzlanda’ya değişik ülkeler, kültürlerden insanlar bir dil öğrenme amacıyla biraraya gelmiş, dünyalı olmanın ayrıcalığını yaşıyor, buluşmalarda zengin mutfak, müzik ve düşünce pınarını paylaşıyorduk. Biryerli olmak ufak bir ayrıntıydı.
II.
Arjantinli genç bir gitar ustasıyla tanışmıştım, dost olduk. Bir gün eşi ve çocuğuyla evime misafir oldular. Dost muhabbetinde demlendik, gitarı eline alıp latin ritmlerine dalınca, profesyonel tango sanatı erbabı olan eşi beni dansa davet etmiş, köy kökenli, varoş eğitimli, deneme entel ruhlu olan benim elim ayağıma dolaşmış, utanarak tango ustasının talebesi olmaya maruz kalmıştım. Arjantinli gitarist dostumun söylediğimiz türkülere gitarıyla eşlik etmesinin demi hala kulaklarımda. Muhabbette gitar ustası babanın oğlunu gitar ritmlerine motive etme tarzı eğitim uzmanı mesleğimde aktardığım önemli örneklerdendir.
III.
90’lı Yıllarda, üniversite sonrası, sosyal hizmet uzmanı olarak çalıştığım mülteci yurdunda yurt ortamını rahatlatmak için kültür günleri düzenliyorduk. Bir gün Kürtler günü , bir gün Somalililer, bir gün Arnavutlar günü, ....... Mutfağı ve müziğiyle, kültürleri tanıtma ve eğlenme amaçlı yapılan bu etkinliklerden birinde, Kürtler gününde, akşamın ilerleyen saatlerinde, Afrikalı gençler bana gelip, kendi müziklerini dinleyip dans etmek için müzik aletine kendi kasetlerini koymalarına izin verilmediğini söylemişlerdi. Ben de etkinliği bizlerle birlikte organize eden, müzik aletini idare eden ve Türkçe de bilen kürt mülteciye; arkadaşlar misafir, misafirler de eğlenmek istiyor, deyince. İdareci „ My brother, I am sorry, anam sorry, babam sorry, diyerek ortamı rahatlatıp, Kürtler de Afrikalılar ile birlikte dans etmeye başlayınca yine o evrensel duygunun keyfini yaşamıştım.
IV.
Köln’de, renkli üniversite yıllarımda arada bir arkadaşlarla gittiğim, öğrencilerin uğradığı bir çokkültürlü müzik mekânında, bar önünde ileri yaşta bir alman müşteri Almanca Kölsch ağzıyla garsona yabancıların fazlalığından rahatsız olduğunu anlatan birşeyler söyleyince, Köln doğumlu, yunan kökenli arkadaşımız Kölsch ağzıyla „ Benim babam da bu devlete vergi veriyor, kim yabancı?, diye sormuş ve yabancı gördüğü gencin Kölsch konuşmasından utanan ileri yaştaki alman bizlerden özür dilemek zorunda kalmıştı.
V.
Eğitim uzmanı olarak ailelere danışmanlık yaptığım 90’lı yılların ikinci yarısında annesi italyan babası alman olan sorunlu bir çocukla ilgileniyordum. Çocuk konuşmalarda benim Türkçe/Zazaca aksanlı almancamı komik buluyor ve iletişimi mizaha dönüştürüyordu. Görevimi yerine getirmek için bir yöntem aradım ve çocukla, becerebildiğim kadar, İtalyanca aksanıyla konuşmaya başladım. Ben İtalyanca aksanıyla konuşmaya başlayınca çocuk da bana Türkçe aksanlı Almancayla cevap veriyor ve muhabbete bir mizah tadı katıyor, sohbetimizden keyif aldığı için de görüşmeleri kaçırmıyordu. O günlerde bir daha anladım ki, dil bir iletişim köprüsü, hayatın sınırı değil.
21. Yüzyılda hayatı dil, din ve milliyet sınırlarıyla yaşayanlara acısam mı, gülsem mi, bilemiyorum.



ben kültürümüze, dilimize, tarihimize, inancımıza, doğamıza sahip çıkmayalım demiyorum. Benim çalışmalarımı bilenler, tüm bu değerlerimize ne kadar sahip çıktığımı da bilirler.