5 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Tunceli Munzur Üniversitesi bünyesinde, "Yabancı diller ve Turizm Fakültesi" kurulmuş oldu.
Tunceli Munzur Üniversitesi'ne bağlı yeni açılan bu fakülteyle birlikte Türkiye'de Turizm Fakülteleri sayısı 58'e çıkmış oldu.
İlimizde açılacak olan bu fakültenin getirisi, götürüsü konusunda bir değerlendirme yapmadan önce turizmle ilgili genel bir değerlendirme yapmanın ve ilimizin turizm potansiyelini net olarak ortaya koymamız gerektiğini düşünüyorum.
Turizm, hepimizin bildiği gibi insanların sürekli yaşadıkları yerlerin dışına çıkarak dinlenme, eğlenme, kültürel, sağlık, spor veya iş gibi farklı amaçlarla geçici olarak seyahat etmesi ve konaklamasını kapsayan faaliyetlerin tümüne verilen addır.
Günümüz koşullarında bu faaliyetleri yapan veya yürüten kurum ve kuruluşlara da “turizmci” ismi mutlaka eklenmekte ve de öyle anılmaktadır. Bu işi yapan firma veya şirketlerin ana amaçları bu sektörel işlerden yüksek kar elde etmektir.
Kapitalist sistemde her şey karlılık üzerine kurulmuş olduğundan, yapılan faaliyetin o yöreye, o bölgeye sağlayacağı yarardan (çıkardan) önce kendi yarar ve çıkarları düşünülür; o işin doğaya, çevreye, topluma vereceği zarar hiç önemsenmez.
Kapitalizm gölgesini satamayacağı ağacı bile keser. Bu kargaşa içinde turizm çeşitlilik göstermektedir. Turizm eskisi gibi birkaç faaliyet üzerinden bu işi yürütmüyor, faaliyet alanları çoğaldıkça, o faaliyete ait yer ve coğrafyalar da değişmektedir.
Günümüzdeki turizm çeşitlerini ele alalım ve bu çeşitler üzerinden Dersim coğrafyasındaki potansiyel kaynakları irdeleyelim.
Deniz ve Kıyı Turizmi: Dersim coğrafyasında bu turizm faaliyetinin yapılacağı bir potansiyeli yoktur. Bu nedenle üzerinde durmuyorum.
Kış Turizmi: Karlı dağlar, zenginlerin kış aylarında kayak ve kış sporlarını yapmalarını amaçlayan bir turizm çeşididir.
Son yıllarda bu dalda turizm çalışmaları çok ivme kazanmıştır. Bu faaliyetler için de Türkiye genelinde kar yağışı fazla olan dağlar özellikle seçilmekte; çevre ve doğaya verdiği ve de ileride vereceği tahribatlar hiç dikkate alınmadan turizm adı altında katledilmektedir.
Dersim coğrafyasında kış turizminin yapılmasına en uygun yer de Munzur Dağlarıdır. Munzur Dağları en başta Munzur Nehri'nin ve onlarca irili ufaklı derenin kalbidir. Bu dağlar olmasa kar yağışı da olmaz.
Kar yağışı olmazsa, su kaynakları da olmayacaktır.
Tüm bilim insanları diyor ki 2050 yılına kadar küresel ısınmalar sonucunda, dünya genelinde çölleşme hızla yayılacak, su kaynakları kuruyacak, insanlar içme suyuna dahi ulaşamayacaklarından göçler başlayacak.
Evet, bunu bilim insanları söylüyor, bizler de gözle görülen bu değişimleri görüyoruz ama bunlara karşı bir önlem almak yerine olan varlıklarımızı da bilinçli veya bilinçsiz olarak yok ediyoruz.
Ovacık Munzur Dağlarında kış turizmi adı altında yapılan ve yapılacak projeleri gözden geçirmemiz ve duyarlı olmamız gerekir. Yeni kurulan turizm fakültesi sakın ola ki Munzur Dağlarını ve Munzur Gözelerini risk altına sokacak bir proje olmasın.
Kültür ve Tarih Turizmi: Dersim coğrafyasının kadim kültür ve tarihi binlerce yıla uzanmaktadır. Bu kültür ve tarihten çok kişinin fazla haz duyduğunu sanmıyorum. Bu dalda turizm çalışmalarının sağlıklı ve objektif her türlü önyargıdan uzak şekilde yapılması yararlıdır.
Sağlık ve Termal Turizm: Şifalı kaplıca sularından yararlanmak; tıbbi tedaviler almak amacıyla yapılan bir turizm faaliyetidir. Son yıllarda dünya genelinde büyük ilgi görmekte ve tercih edilen turizm dallarından birini teşkil etmektedir. İlimizde de Pertek Termal Oteli, Bağın Kaplıcaları, bu turizmin ana potansiyel kaynaklarındandır. Çok sağlıklı ve yararlı olan bu tesisler zar zor ayakta kalmaya çalışmaktalar. Pertek Termal Otel sahibinin yıllardan beri çok büyük miktarda kaynak aktardığını ve fedakarlık yaptığını biliyorum. Bu nedenle, devletin bu tür yatırımlara destek olması gerekir.
Gastronomi Turizmi: Farklı yörelerin, farklı toplumların mutfak kültürlerini ve yemeklerini tanıtmak ve tattırmak amacıyla yürütülen bir turizm dalıdır. Doğa ve çevreye sıfır zararı olan bu turizm faaliyetlerini çok doğru buluyor ve destekliyorum.
İlimizde de bu potansiyel vardır. Bunu kadim kültürle birleştirmek lazım. Örneğin zerfet (Zerefet) bu coğrafyanın en eski mutfak kültürünü yansıtan bir yemek çeşididir. Bu yemeğin o coğrafyanın kadim ürünleriyle yapılması halinde önemi artacaktır. En önemli özelliği, bu coğrafyaya ait buğdayların, su değirmenlerinde öğütülmesiyle elde edilen undan yapılması olacaktır.
Bunu yaygınlaştırmak için, ilkbahar döneminde Pertek-Mazgirt-Hozat ilçelerinde yıllardan beri ekimi yapılan ve 80-90 günde yetişen yazlık buğday üretimini desteklemek lazım.
İnanç Turizmi: Kutsal veya dini açıdan önemli ibadethaneleri ve merkezleri ziyaret etmek amacıyla yürütülen bu turizm dalı yine çok önemsediğim ve değerli bulduğum bir faaliyettir. İlimiz açısından, üzerinde en çok durulması gereken ve desteklenmesi zaruri olan bir turizm dalıdır. İlimizde Düzgün Baba, Sultan Hıdır, Ana Fatma gibi kutsal mekanlara, ruhuna ve özüne zarar vermeden destek sunulması lazım.
Yayla Turizmi: Yaz sıcaklarından kaçmak ve doğayla baş başa kalmak için yüksek yaylalara çıkmak amacıyla eskiden yerel halklar tarafından yapılan bu faaliyet son yıllarda çığırından çıkmış, para kazanmaktan başka hiç bir amacı olmayan rantçıların yoğun faaliyet gösterdikleri bir sektör haline gelmiştir.
Karadeniz yaylaları buna en güzel örnektir. Karadeniz halkı yıllarca yaylalara çıkarak hem tatil hem de hayvan besleyerek önemli bir üretim yapmıştır. Yaylalarında mutlu günlerinde çektikleri horonların görüntülerini yıllarca paylaştılar. Rantçılar boş durur mu, önce yollarla yaylaları yaraladılar, yetmedi beton binalar diktiler, yetmedi derelerin önünü kestiler. Sonuç yalalar can çekişir hale geldi. Ayder Yaylası buna örnek.
Elde kalan yaylaları da Araplar satın almaya başladı. Küresel ısınmanın en büyük zararını görecek Arap ülkeleri sulak alanlara akın etmeye başladı.
Para bol olunca basıyor Doları alıyor yaylayı. Horon çekip, “ırmağının akışına ölürüm” türküleri söyleyenler bu gidişle oynayacakları yer kalmadığından acı gerçeği anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacak.
Bu nedenle Yayla Turizmi Dersim Coğrafyası için en büyük imha projelerinden biridir. Şimdilik masumene yapılan turlar gün gelecek Ayder Yaylası'nın başına gelen gibi olacak kaygısı bende fazlasıyla var. Herkesin çok dikkatli olması ve özellikle yabancılara (il dışından gelen herkes yabancıdır) arazi satışı yapmaması, yapanları da uyarması gerekir.
Spor Turizmi: Spor yarışmalarına yönelik bir turizm dalıdır. Bu konuda şimdilik bir potansiyelimiz de yok zaten.
Turizmle ilgili bildiğim bazı başlıkları naçizane olarak anlatmaya çalıştım. Turizm fakültesinin açılmasına karar verilmiş. Bundan geri dönüş olmayacağını da biliyorum. Ama en fazından yetkililer belirtmeye çalıştığım konularda titizlik göstermelidirler.
Munzur Üniversitesi rektör ve yöneticilerine bazı önerilerim olacak.
Üniversiteler, yalnız bir öğretim kurulu değil, o kentin gelişmesine, kalkınmasına yol gösteren bir rehberdir. Bu nedenle üniversite ve üniversite bünyesindeki yüksekokullar o kentin mevcut ekonomik, sosyolojik yapısına uygun, sorunlarına çözül bulabilecek dallarda yapılandırılmalıdır.
Bu kapsamda örneklerle önerilerimi yapmış olayım.
Tunceli'de küçükbaş hayvancılık en önemli üretim kollarından biridir. Konar-göçer hayvancılık yapılan ailelerin en büyük sorunlarından biri “Çoban" bulamama sorunudur. Afganlılar olmasa çoban bulmak çok zor oluyor.
Bugün bir çobanın aylık maaşı 100 bin TL civarında. Fazla alan da var, eksik alan da. Ama ortalama 100 bir TL. Bu kadarla çalışan, bir mühendisin aldığı maaş düzeyinde ücret almaktadır. Bu rakam fazladır demiyorum demek istediğim ücret iyi ama sorun bu maaşa karşın çoban bulunamaması. Üniversite bünyesinde "Hayvan Bakımı ve Yönetimi" başlığı altında bir yüksekokul açılsa yaz aylarında da hayvan sahibi sürülerle birlikte asgari ücretle staj yapsa buradan mezun olanlara da çoban değil de “hayvan bakım ve yöneticisi” unvanı verilen bir eğitime öncülük yapılsa kötü mü olur. Sertifika sahibi bu kişilere acil gereksinim var.
Arıcılık, ilimizin en önemli tarım kollarından biridir. Pülümür'de Arıcılık Yüksekokulu'nun açılması çok yararlı olur.
Hozat-Ovacık-Tunceli üçgeninde dünyanın en kaliteli meşe ormanları bulunmaktadır. Bu ormanlarımızdan yıllardan beri yakacak dışında değerlendirilmemiştir.
İtalya, mobilya sektöründe Avrupa'da söz sahibi bir ülkedir. Mobilya sektöründeki başarısını Alp Dağları'ndaki orman ağaçlarına borçludur. Bugün tüm dünyada meşe kerestesinden yapılan mobilyalar büyük bir ilgi görmekte ve de tercih edilmektedir.
Hozat ilçemizde Mobilya ve İç Mimari Tasarımına yönelik bir yüksekokul açılmasını ve bizzat üretime katılmasının çok yararlı olacağını düşünüyor ve öneriyorum.
Peyzaj ve dış mekan düzenleme işi son yıllarda tüm Türkiye'de ilgi gören ve mezunlarının iş bulma olanağının yüksek olduğu meslek kollarından biri haline gelmiştir.
Peyzaj konusunda, bahçe bakımı konusunda kalifiye eleman bulunamıyor. Bahçe düzenlemesi, bağ-bahçe konusunda bahçıvan denilen sertifikalı eleman yetiştirecek yüksekokul açılması lazım. Uygulama okulu için Pertek-Çemişgezek ilçeleri en uyun ilçelerdir.
Yine Dış mekan süs bitkilerine bölgede büyük bir ihtiyaç var. Aynı şekilde bu dalda da yüksekokul açılabilir.
Daha benzeri çok projeler olabilir, var da. Ben bir kaç tanesini yazarak, sayın rektörümüze bir öneride bulundum. Üretime yönelik yüksekokullar açmak lazım. Laf olsun diye üretime hiçbir katkısı olmayacak yüksekokullardan kaçınmak lazım.
Son bir önerim de Sayın Tunceli Valisine olacak. Uzaktan izliyorum, çalışkan, dinamik, bir şeyler yapmak için gayret gösteren bir yönetici.
Önerim şu: Ovacık ilçesinde en büyük üretim kuru fasulye üretimidir. Eski yerli tohumlar bölgede nam salmış bir üründür. Lezzet ve aromasıyla Ovacık fasulyesi, çok rağbet görür. Ovacık Ovası kuru fasulye üretiminin merkezidir. Ova, kuru fasulye üretimine ev sahipliği yaparken aynı zamanda yeşilçekirgeye de yaşam alanı sunmaktadır.
Yaz aylarında ovayı istila eden yeşil çekirgeye karşı, en az kırk, elli yıldır tarım teşkilatı tarafından zirai mücadele çalışmaları yapılmaktadır. Yeşil çekirge fasulye bitkisinin yaprak ve çiçekleriyle beslenir. Bazen öyle zarar verir ki, fasulye bitkisinin ana dalından başka bir şey bırakmaz.
Bu zararlıya karşı yapılan mücadelede zehirli kimyasal ilaçlar kullanılıyordu. Son yıllarda bu ilaç yasaklandı. Kullanılan ilaçlar da sonuçta zehirli kimyasal maddeler içermektedir. Kullanılan bu ilaçların atıkları ister istemez sulama suyuyla veya yağmurla toprağa, topraktan da yeraltı sularına ulaşmaktadır.
Ovacık ovasının altı milyarlarca metreküp tatlı suyla doludur. Tüm coğrafyanın ve hatta komşu illerin yeraltı su kaynakları bu havzadan beslenmektedir. Bunu ben değil bilim insanları söylemekte, benim söylemek istediğim şu; yeşil çekirgeye karşı ilaçsız mücadele yöntemi. Bu yöntemler en kolayı ve getirisi çok olacak bir yöntem. Bu kaz ve hindi yetiştirmekle olabilir. Kaz ve hindi hem ot, hem de böcekle beslenen hayvanlardır. Özellikle hindi çekirge yemeyi çok sevdiğinden, bazı yörelerde tarlalara hindi palazı (yavru) salınarak çekirge mücadelesi yapılmaktadır.
Ovacık ilçemizde, 2027 yılında fasulye üretimi yapan çiftçilerimize hindi palazı, kaz yavrusu ücretsiz olarak dağıtılmalı. Bu yöntemle hem biyolojik bir mücadelede yapılarak zarar önlenmiş olacak hem de çiftçilerimize ek bir gelir kazandırılmış olacaktır.
Sayın Tunceli valimizin bu projeyi 2027 yılında uygulamaya koymasını bekliyoruz.
Tunceli Halkına müjde; böyle toplumsal kalkınmaya katkı sunucu, çevreye, doğaya, dost projelerin yaşama geçirilmesiyle verilir.


