Karanlık her zaman ışıksızlık değildir.
Bazen fazla ışıktır kör eden.
Bir saray düşün.
Yüksek duvarlı. Mermerden. Soğuk.
Ve o sarayın en yüksek salonunda bir taht.
Tahtın üstünde güç.
Arkasında bayraklar.
Yanında kalabalıklar.
Ama asıl mesele şu:
Tahtın gölgesinde bir şey daha var.
Kutsal.
Kutsal, karanlığı dağıtmak için doğar.
Fakat iktidarın yanına konduğunda gölge üretmeye başlar.
Çünkü güç ışığı sever.
Işık büyüdükçe gölge de büyür.
Din, insanı içindeki karanlığa karşı uyarır.
Siyaset ise dışarıdaki düşmana karşı.
Birisi “kendini aş” der.
Diğeri “rakibini aş”.
Birisi nefsle savaşır.
Diğeri muhalifle.
Ve bir gün bu iki savaş aynı cephede birleşirse,
Gerçek savaş kaybolur.
Kutsal, sorgulanamaz olduğunda değil;
Sorgulanamaz gücü koruduğunda tehlikelidir.
Çünkü güç maske takmayı sever.
En sağlam maske ise kutsaldır.
Bir maskeyi eleştirebilirsin.
Ama kutsalı eleştirmek?
İşte orada kalabalık susmaz.
Güç, kutsalın arkasına saklandığında görünmez olur.
Görünmeyen güç ise en sert olandır.
Ve sert olan merhameti unutmaya meyillidir.
Tarih bize şunu fısıldar:
Kılıç kutsallaştığında,
Kan da meşrulaşır.
Sorun din değildir.
Sorun, gücün kendini Tanrı’ya yakın göstermesidir.
Çünkü Tanrı’ya yaklaşma iddiası,
İnsanlardan uzaklaşma riskini taşır.
Taht yükseldikçe kalp küçülüyorsa,
Orada bir şey ters gidiyordur.
Kutsalın en büyük düşmanı ateizm değil;
Araçsallaşmadır.
Ve belki de en karanlık an,
Gücün kendini iyilik olarak tanımladığı andır.
Çünkü kötülük bağırarak gelmez.
Dualarla gelir.


