Ortam gergin ve gittikçe gerginleştiriliyor.
Neler oluyor Allah aşkına!
Siyasette bel-altı vuruşlar ve sokak dili egemen.
Kutuplaştırıcı söylem ve düşmanca tavırlar o biçim.
Bu söylem, bu icraat, bu tarz hoş değil.
Ülkede sorunlar kat kat, dağlar kadar…
Ekonomi gözler önünde…
İşsizlik ve enflasyon oranları TÜİK’in insafında
Yetkililere göre “Avrupa bizi kıskanıyor”muş.
Avrupa’da raflar bomboş imiş
Oysa bizim ekonomimiz sapa-sağlam, resmen uçuyor-muşuz!
Avrupa kıskançlıktan hoplayadursun,
Ülkede siyaset alanına dinamit atan, atlayan holiganlar çıktı.
Yalakalıktan geçinmeyi alışkanlık edenlerin sayısı belli değilken
Sosyal dokuyu, toplumsal barışı bozucu söylemler.
“Alevilere kız vermeyin.” Diyen diplomalı cahiller de neyin nesi?
Uçuyoruz resmen!
Hayırdır beyler, savaş hali mi yaşıyoruz!
Bu telaş, bu tedirginlik, tehdit hangi psikolojinin sonucu acaba?
Ülkeye yazık ediliyor.
Fay hatlarıyla oynamayın lütfen!
Yazıktır, günahtır, ayıptır.
Yaptıklarınızla, söylediklerinizle hangi Cennete gideceksiniz?
Ne olacak sonuçta
Yanmaz kefen mi, verilecek…
Ya da ülkenin biriken sorunları mı çözülecek.
Ağa kim, paşa kim, bizi yöneten kim, el insaf!
Çözüm merkezindekilerin, sorunlardan şikâyetçi olması, anlaşılmazdır.
Rastgele insanları teröristlikle suçlamaları, anlaşılmazdır.
Fıkra bu ya!
Köyün ağası, kasabaya gittiğinde, köyün arabasının ön koltuğuna oturur.
Bir alışkanlık olmuştur, ne de olsa ağa.
Bir gün, geldiğinde ön koltuğun dolu olduğunu görür.
Hem bozulmuş duruma, hem de küplere binmiştir.
Ama ağaya yer veren de yok.
Ağa, zorunlu olarak en arka koltuğa gider ve oturur.
Karizma çizilmiştir, artık ön koltukta görünmeyecektir.
Araba hareket etmeden, şoföre seslenir, der ki
Ulan köpoğlu, köye kadar geri geri gideceksin, der.
Önde görünmenin, ön koltukta olmanın verdiği haz başkadır.
“Avrupalı güvenle sokağa çıkamaz” denmişti bir zaman
Şimdi de bizi kıskanan Avrupa söylemi.
Geçelim bunları…
Uçan Dolar’dır, Paramız pul olmuş.
Geçinmek için ip cambazı gibi olmaktır gerekiyor.
Zamlar sağanak gibi yağarken, kanatlanmış bir ekonomi…
Tezat bir durum!
Erken seçim mi var, acaba?
Sahaya atlayan gayrı-resmi figüranlara bakılırsa öyle görünüyor.
Suçlamalar, aşağılamalar, ötekileştirici söylemler, seçimi çağrıştırıyor.
Ama bıkkınlık geldi bize. Sıkıldık resmen!
Siz kazanacaksınız, siz palazlanacaksınız diye, bizi germeyin.
Siz bakan olacaksınız, başkan olacaksınız diye bizi düşmanlaştırmayın.
Bırakın bu ayrıştırıcı, kamplaştırıcı dili de, rahat edelim.
Amerika’nın dostluğunda mahrum kaldık, bari kendimiz dost kalalım…
Demokrasi sözcüklerle değil, yaşanarak var olur.
Şu seçimi oylayalım, âmâ biri birimizi oymayalım…
Ağaya her şey beleş olmasın!
Demokratik bir yarış mı, seçim mi referandum bilemem.
Bildiğim, koşullarımızın gittikçe geriye doğru gittiğidir.
Koşulların eşit olması gerekir.
Rab bana, hep bana demokratik değil, teokratik olur.
Eleştiri demokrasilerin olmazsa olmazıdır.
Ama tahammül ettiğimiz yok.
Zor dostum zor.
Sorunlar gittikçe çoğalıyor.
Bindiğimiz araba ise, gerisin geri gidiyor.
Nereye acaba?


