Bazı günler vardır; takvim yapraklarından kopup gitmez. Aradan yıllar geçse de zaman onları eskitemez. Çünkü o günler, sadece bir tarihten ibaret değildir; bir milletin vicdanına kazınmış derin bir sızı, ortak hafızasına düşmüş ağır bir gölgedir.

Bugün, o gölgenin adını yeniden fısıldıyoruz.

Bir otelin duvarlarına yükselen alevler, aslında yalnızca taşları ve ahşabı yakmadı. İnsanların umutlarını, sevinçlerini, hayallerini ve yarına dair sözlerini de küle çevirdi. İçeride kalan her can, geride tarifsiz bir sessizlik bıraktı. O sessizlik hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor.

Ateşin dili yoktur derler. Oysa o gün yükselen alevler, nefretin nasıl yakıcı olabileceğini anlattı. İnsan, insana kıydığında yalnızca canlar gitmez; güven de eksilir, kardeşlik de yaralanır, toplumun vicdanı da kanar.

Acının inancı, mezhebi, kimliği olmaz. Gözyaşı, hangi yanağından süzülürse süzülsün aynı tuzluktadır. Bir annenin evlat acısı, bir babanın sessiz çığlığı, bir çocuğun yarım kalan gülüşü birbirinden farklı değildir. Hepsi insan olmanın ortak kaderinde buluşur.

Geçmişi değiştiremeyiz. Ama geçmişten öğrenebiliriz. Çünkü unutmamak, yalnızca hatırlamak değildir; aynı acıların yeniden yaşanmaması için vicdanı diri tutmaktır. Hafıza, intikamın değil; adaletin, yüzleşmenin ve barışın kapısını araladığında anlam kazanır.

Toplumlar, acılarıyla büyür; fakat onları inkâr ederek değil, onları paylaşarak, birbirinin yarasını sararak güçlenir. Farklı düşüncelerin, farklı inançların, farklı hayatların bir arada yaşayabilmesi; medeniyetin en büyük sınavıdır. O sınavı kaybettiğimiz her gün, aslında hepimiz biraz eksiliriz.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, küller arasından yükselen en güçlü çağrının "bir daha asla" olduğunu duymalıyız. Hiçbir fikir, hiçbir öfke, hiçbir ayrılık; insan hayatından daha kıymetli değildir. Çünkü bir can söndüğünde yalnızca bir ömür değil, o ömrün yazamadığı şiirler, söyleyemediği türküler ve kuramadığı hayaller de toprağa düşer.

Bazı yaralar kabuk bağlar; ama izi silinmez. O iz, bize her zaman daha merhametli olmayı, birbirimizi dinlemeyi ve insanı her şeyin üzerinde tutmayı hatırlatmalıdır.

Ve belki de en büyük dua şudur:

Bir daha hiçbir şehir, hiçbir meydan, hiçbir bina; insan çığlıklarıyla anılmasın. Hiçbir anne evladını ateşe uğurlamasın. Hiçbir çocuk, nefretin karanlığında büyümesin.

Çünkü insanlık, ancak birbirinin acısını kendi acısı sayabildiği gün gerçekten insan kalabilir