Bir kentin adını kullanmak kolaydır. Zor olan, o kentin tarihini, hafızasını ve ruhunu taşımaktır. Bugün "Dersim Kültür ve Doğa Festivali" adıyla düzenlenen etkinlik tam da bu çelişkinin içinde duruyor. Adında Dersim var; ancak içeriğine, programına ve temsil anlayışına baktığımızda, Dersim'in kendisini görmek her geçen yıl daha da zorlaşıyor.

Dersim, yalnızca doğal güzellikleriyle anılacak bir coğrafya değildir. Bu topraklar yüzyılların ortak yaşam kültürünü, Alevi inancını, Kırmanckî ve Kurmancî dillerini, ağıtlarını, direniş geleneğini ve büyük acılarla yoğrulmuş toplumsal hafızasını taşır. Böyle bir coğrafyanın adına düzenlenen bir festival, önce bu değerlere sahip çıkmak zorundadır. Aksi hâlde "Dersim" ismi, yalnızca kullanılan bir markaya dönüşür.

Ne yazık ki uzun yıllardır gördüğümüz tablo budur. Festival, Dersim'in kültürünü görünür kılmak yerine, onu giderek silikleştiren bir anlayışın temsilcisi hâline gelmiştir. Dersim'in sanatçıları, kültür emekçileri, araştırmacıları ve yerel dinamikleri çoğu zaman ikinci plana itilirken, festival giderek kimliksiz, hafızasız ve her yerde yapılabilecek sıradan bir etkinliğe dönüşmektedir.

Bu durum yalnızca kötü bir organizasyon meselesi değildir. Daha derin bir sorunun yansımasıdır. Çünkü bir halkı dönüştürmenin en etkili yollarından biri, onun kültürel hafızasını aşındırmaktır. İnsanlar önce dillerinden uzaklaştırılır, sonra tarihleriyle bağları zayıflatılır, ardından kendi değerlerini yabancı ve önemsiz görmeye başlar. İşte kültürel yabancılaşma böyle başlar.

Geçmiş festivaller bunun sayısız örneğini verdi. Dersim'in gerçek sorunları konuşulmadı. Kültürel mirası yeterince sahiplenilmedi. Hafızayı diri tutacak paneller, üretimler ve tartışmalar yerine, günü kurtaran etkinlikler tercih edildi. Eğlence öne çıkarıldı, kültür ise giderek dekor hâline getirildi.

Oysa Dersim'in ihtiyacı, kendisini unutturan değil; kendisini yeniden hatırlatan festivallerdir. Munzur'u yalnızca manzarasıyla değil, yaşamın kaynağı olarak anlatan; ana dilini yalnızca nostalji olarak değil, yaşayan bir değer olarak sahiplenen; bu coğrafyanın acılarını ve direnişini cesaretle konuşabilen festivallerdir.

Bir festival, halkını temsil etmiyorsa; o halkın sesini, kültürünü ve hafızasını yansıtmıyorsa, adına ne yazarsa yazsın temsil iddiasını kaybeder. Bugün Dersim Doğa ve Kültür Festivali'nin karşı karşıya olduğu temel sorun da budur. Dersim'i temsil etmek yerine, Dersim'i yalnızca bir isim olarak kullanmaktadır.

Dersim'in adı, herhangi bir etkinliğe meşruiyet kazandıracak bir etiket değildir. O isim, bedeller ödenerek korunmuş bir tarihin adıdır. O isim, sürgünlerin, yasakların, direnişlerin ve yeniden ayağa kalkma iradesinin adıdır. Bu nedenle Dersim adına konuşan herkesin, önce o tarihe ve o hafızaya karşı sorumluluğu vardır.

Dersim'in festivale değil; kendi kültürel kimliğini cesaretle savunan, halkın söz sahibi olduğu, yerelin iradesini esas alan gerçek bir kültür buluşmasına ihtiyacı var. Aksi takdirde her yıl tekrarlanan bu organizasyonlar, Dersim'in kültürünü yaşatmak yerine onu tüketen birer gösteriye dönüşmeye devam edecektir.

Çünkü bir halk, önce kültürünü kaybeder; ardından hafızasını. Hafızasını kaybeden toplumlar ise zamanla kendilerini de kaybeder. Dersim'in buna tahammülü yoktur. Ve Dersim'in adı, içi boşaltılmış organizasyonlara değil; kendi özüne sahip çıkan bir kültürel direnişe yakışır.