Bazı acılar vardır; üzerinden yüzyıllar geçse de dinmez. Bazı isimler vardır; yalnızca bir isim değil, bir vicdan, bir adalet ve bir duruş olur.

Ali böyledir. Hüseyin böyledir. Ehl-i Beyt böyledir.

Ali olmadan Aleviliği anlatmaya kalkmak, onun ruhundan bir parçayı eksiltmektir. Çünkü Ali, Alevi gönlünde yalnızca tarihsel bir şahsiyet değil; adaletin, mertliğin, mazlumun yanında durmanın ve zulme boyun eğmemenin sembolüdür.

Kerbelâ yalnızca tarihte yaşanmış bir olay değildir. Kerbelâ, insanın vicdanıyla yüzleştiği yerdir. Hüseyin'i anlamak; mazlumun yanında durmayı, haksızlığa boyun eğmemeyi anlamaktır.

Yıllar, asırlar geçti; ama Hüseyin'in acısı hâlâ Alevi gönlünde tazedir. Bir deyiş duyulduğunda, bir sazın teline dokunulduğunda, Yedi Ulu Ozan'ın nefesi yükseldiğinde insanın yüreğinde başka bir kapı açılır. Çünkü o deyişlerde yalnızca söz yoktur; Ali sevgisi, Hüseyin'in acısı, Ehl-i Beyt bağlılığı, insanlık ve hakikat vardır.

İşte bu yüzden Aleviliği yalnızca bir siyasi kimliğe, bir kültürel etikete veya seçim sandığındaki bir oya indirgemeyin.

Alevilerin kimliğini siyasetin örtüsü yapmayın.

Acılarını oy hesabınıza katmayın.

İnancını siyasi projenize basamak etmeyin.

Alevileri birbirine düşürerek, birini diğerinin karşısına koyarak siyaset yapmayın.

Çünkü Alevilerin yüzyıllardır taşıdığı acı, sizin seçim dönemlerinde kullanacağınız bir propaganda malzemesi değildir.

Alevinin lokması bir partinin malı değildir.

Cemi bir siyasetçinin kürsüsü değildir.

Deyişi, nefesi, sazı ve inancı hiçbir siyasi hesabın aparatı değildir.

Ey siyasette karnı doyanlar, makam ve mevki sahibi olanlar...

Bir gün aynaya bakın ve kendinize dürüstçe sorun:

Alevileri gerçekten mi seviyorsunuz, yoksa Alevilerin oyunu mu seviyorsunuz?

Eğer gerçekten samimiyseniz, Alevileri bölmeyin. İnançlarını kullanmayın. Acılarını siyasetinize malzeme etmeyin.

Ali'yi sadece kürsülerde anmayın; adalet gerektiğinde hatırlayın.

Hüseyin'i sadece matem günlerinde anmayın; mazlumun yanında dururken hatırlayın.

Kerbelâ'yı yalnızca bir yas olarak değil, bir vicdan olarak görün.

Çünkü Kerbelâ'nın sorusu bugün de karşımızda duruyor:

“Hakkın yanında mısın?”

Aleviler sizden çok şey istemiyor.

İnançlarına saygı gösterin.

Onları bölmeyin.

Acılarını kullanmayın.

Kimliklerini seçimden seçime hatırlamayın.

Ve eğer Aleviler üzerinden siyaset yapıyorsanız, artık açık yüreklilikle söyleyin:

Kimin adına konuşuyorsunuz? Kimin hesabını yapıyorsunuz? Kime hizmet ediyorsunuz?

Çünkü Alevinin gönlü, sizin siyasi hesaplarınızdan daha büyüktür.

Ali'siz Alevilik düşünülemez. Hüseyin'siz Kerbelâ anlatılamaz. Ehl-i Beyt sevgisi olmadan Alevi gönlünün kapısını çalamazsınız.

O kapı siyasetle değil, samimiyetle açılır.

Bırakın artık Alevilerin yakasını.

Alevi kendi inancını, kendi vicdanını, kendi yolunu özgürce yaşasın.

Siz de siyasetinizi yapın.

Ama Alevinin acısından kendinize koltuk, inancından kendinize örtü, kimliğinden kendinize güç devşirmeyin.

Çünkü Kerbelâ'dan geriye yalnızca bir yas kalmadı.

Bir vicdan kaldı.

Ve o vicdan hâlâ soruyor:

“Sen hangi taraftasın?”