İktidarların muhalifle imtihanı, aslında iktidarın karakterini gösterir.

Muaviye dönemine baktığımızda karşımıza yalnızca bir iktidar mücadelesi değil, muhalefeti etkisizleştirmek için kullanılan farklı yöntemlerin de görüldüğü bir siyasî tablo çıkar.

Yöntemler değişiyordu.

Kimi susturuluyordu.

Kimi tutuklanıyordu.

Kimi sürgüne gönderiliyordu.

Kimi ekonomik baskıyla yalnızlaştırılıyordu.

Kimi iktidara bağlılığını ispatlamaya zorlanıyordu.

Ve bazen bütün yollar aynı kapıya çıkıyordu:

Muhalifi ortadan kaldırmak.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Hücr b. Adî hadisesidir. Hücr ve arkadaşları, Kûfe'de iktidarın uygulamalarına ve Hz. Ali aleyhindeki propagandaya karşı çıktılar. Tutuklandılar, Şam'a gönderildiler ve Muaviye döneminde Hücr ile bazı arkadaşları idam edildi.

Burada asıl mesele yalnızca bir kişinin öldürülmesi değildir.

Asıl mesele, muhalefetin suç haline getirilmesidir.

Çünkü bir iktidar, kendisine yöneltilen sözü cevaplamak yerine sahibini susturmaya başladığında, artık siyaset yapmıyor; itaati örgütlüyor demektir.

Tüccarsan ekonomik gücün hedef alınabilir.

Siyasetçiysen makamından uzaklaştırılabilirsin.

Önde gelen bir kabile mensubuysan çevrenden koparılabilirsin.

Sözün etkiliyse zindana gönderilebilirsin.

Teslim olmazsan sürgün gelebilir.

Ve bütün bunlar yetmezse ölüm kapıya dayanabilir.

Böyle bir düzende insanın suçu ne yaptığı değil, iktidar karşısında ne söylediği olur.

Tarih bize şunu da gösteriyor:

Muhalefeti ortadan kaldırmak, muhalefetin düşüncesini ortadan kaldırmaz.

Bir insanı susturabilirsiniz; fakat onun itirazını tarihten silemezsiniz.

Birini zindana atabilirsiniz; fakat söylediği sözü zindana kapatamazsınız.

Birini sürgüne gönderebilirsiniz; fakat fikrinin gideceği yeri belirleyemezsiniz.

Bir insanı öldürebilirsiniz; fakat tarihin hafızasındaki soruyu öldüremezsiniz:

“Neden susturuldu?”

İktidarların en büyük yanılgısı da burada başlar.

Muhalifi yok ederek gücünü kanıtladığını sanan iktidar, aslında kendi korkusunu gösterir.

Çünkü güçlü iktidar eleştiriden korkmaz.

Güçlü iktidar, farklı düşünenden ürkmez.

Güçlü iktidar, tüccarın ticaretinden, âlimin sözünden, siyasetçinin itirazından, sıradan insanın sorusundan korkmaz.

Asıl korku, itaat ile meşruiyeti birbirine karıştıran iktidarın korkusudur.

Ve tarihin değişmeyen dersi şudur:

Muhalefeti susturmak, iktidarı büyütmez. Sadece sessizliği büyütür.

Sessizlik ise her zaman rıza değildir.

Bazen sadece korkunun başka adıdır.