Bir toplumun vicdanı, en çok nasıl konuştuğunda ortaya çıkar. Kimi zaman bir cümlede, kimi zaman bir şakada, kimi zaman da sosyal medyada yapılan sıradan görünen bir paylaşımda... İşte tam da bu nedenle kadınlara yönelik hakaretler, aşağılayıcı söylemler ve çirkin mizah anlayışı yalnızca bir söz meselesi değildir; aynı zamanda bir insanlık meselesidir.

Ne yazık ki günümüzde kadınlar hâlâ cinsiyetleri üzerinden küçümsenmekte, dış görünüşleri üzerinden yargılanmakta ve kimi zaman alay konusu yapılmaktadır. Daha da üzücü olanı, bu davranışların bazı çevrelerde "mizah" adı altında normalleştirilmeye çalışılmasıdır. Oysa bir insanın onurunu zedeleyen hiçbir söz komik değildir. Bir kişinin varlığını, kimliğini veya cinsiyetini hedef alan ifadeler kahkaha değil, utanç üretir.

Kadınların başarıları yerine dış görünüşlerinin konuşulduğu, fikirleri yerine cinsiyetleri üzerinden değerlendirildiği bir dünya adil değildir. Tarih boyunca bilimden sanata, eğitimden siyasete kadar sayısız alanda iz bırakan kadınlar, çoğu zaman emeklerinden çok maruz kaldıkları önyargılarla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Bir diğer tehlikeli nokta ise kadınların ırkçı söylemlerin hedefi hâline getirilmesidir. Bir kadını yalnızca kökeni, dili, ten rengi ya da ait olduğu kültür üzerinden aşağılamak, iki katmanlı bir ayrımcılığın kapısını açar. Hem kadın olduğu için hem de farklı bir kimliğe sahip olduğu için saldırıya uğrayan insanlar, toplumun en ağır önyargılarıyla yüzleşmek zorunda kalır. İnsanlık onuru ise hiçbir ayrım gözetmeden korunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki dil, yalnızca iletişim aracı değildir; aynı zamanda değerlerimizin aynasıdır. Kadınları aşağılayan sözler, aslında toplumun kendi saygınlığını da eksiltir. Çünkü bir toplum, kadınlarına gösterdiği saygı kadar güçlüdür. Bir annenin, bir kız çocuğunun, bir öğrencinin, bir çalışanın, bir sanatçının ya da bir bilim insanının onurunu korumak; insan olmanın en temel sorumluluklarından biridir.

Artık hakareti mizah, ayrımcılığı fikir özgürlüğü, nefreti ise eleştiri olarak göstermeye çalışmaktan vazgeçmeliyiz. Kadınların rencide edilmediği, aşağılanmadığı ve ötekileştirilmediği bir dil kurmak hepimizin görevidir. Çünkü daha adil bir gelecek, önce kullandığımız kelimelerde başlar.

Saygının olmadığı yerde eşitlik, eşitliğin olmadığı yerde ise gerçek bir toplumsal huzur mümkün değildir.