Kayıp zamanların derinliğinde, adeta kaybolmuş masumların çığlıkları yankılanırmış bembeyaz gelinlikler giymiş dağlarında. Her karış toprağına iz bırakarak, yılları delip günümüze ulaşırmış. Munzur, başını taştan taşa vurarak ve hırçınlaşarak akarmış zalimlerin çöllerine. Sevmenin rezilce bir korku olduğu bu yerde, hayat gazeller gibi dökülürmüş gülenlerin üzerine. Mevsimler, mevsimliklerinin hakkını verirmiş. Halkı yoksulmuş ve hayatlarının her alanında ünlemler varmış. Fakirliklerine rağmen, yoksullukları güneşe gülücükler atarmış.

Garına varmamış bir trenin yolcuları gibi, ölümlerden gelip ölümlere gidiyorlarmış. Ömürlerinde hırsızlar eksik olmamışsa da dünyanın zulmüne dayanmaya çalışıyorlarmış. Suskunlukları nara atarcasınaymış; Munzur'un coşkusu gibi hırçın ve asi... Bakışlarında yıldırımlar düşüren bir bekleyiş ve eskinin tortuları varmış.

Bir yer varmış; yıldızlar göğün maviliklerinde adeta sarkarmış. Orada yaşayanların gözlerinde gelecek, rengârenk çiçekler gibi görünürmüş. Karanlık, aydın düşüncelilerden köşe bucak kaçarmış. Herkesin ağzında mutluluğu ve yaşam sevincini anlatan türküler, uzun bir ömür boyunca sürüp gidermiş. Ancak yürekleri sevdaya ve sürgünlere hapsolmuş. Adeta çığlıklarının sürgünlerinde yaşarlarmış.

Gel zaman git zaman, kirli düşüncelilerin elleri uzanmış oraya. Rahatsız olmuş olsalar da kirlenmenin yaylım ateşine tutuldukları için, nerede hata yaptıklarını düşünüp durmuşlar. Artık eski sevinçli ve neşeli günleri arar olmuşlar. Mevsimlerinin üzerine çöken hüzün ve acı, umutlarına başka fırtınalar giydirmiş. Her sabah bozgun yemiş, Munzur'un yüzü kadar berrak görünen yüzlerin yalnızlığında vurulmuşlar.

Mevsimler gelmiş, mevsimler gitmiş ve yılların emanet bıraktığı ne varsa tartışılır olmuş. Olmuş ama düşmanları, müsait yerlerine kına yakarmış. Telaşlı karanlıklarda gezinen yarasaların yarattığı korku büyüdükçe, günler kısalır olmuş bu güzelim yerde. Çareler aranmış, düşünceler ve fikirler ortaya çıkmış. Gecelerin omzuna yaslanıp sabahları bekler olmuşlar. Ama ne çare! Kışın acımasız tipisine yakalanmış gibi, bu coğrafyada hiç kimsenin kendisi olmasına izin verilmemiş. Zihinlerin yozlaştırılarak bunun devam edeceği düşüncesine kapılmışlar.