En kolay şey, başkasına "hırsız" demektir…
En zor olan ise, kendi cebindeki çalıntıyı görmektir.
Adaleti dillerinden düşürmeyenler, adalet kendi kapılarını çalınca hukuku eğip bükerler.
Hırsızlığa lanet okurlar; ama hırsız kendi saflarındaysa onu "dava adamı" ilan ederler.
Başkalarının yanlışını mikroskopla arayanlar, kendi yanlışlarını dağ kadar olsa bile görmezler.
Kendi günahlarını "zorunluluk", başkasının hatasını ise "ihanet" diye yazarlar.
Bir başkasına "liderine biat ediyor" diye hakaret ederler.
Sonra aynı ağız, kendi liderinin her sözünü kutsal bir emir gibi alkışlar.
Sorgulamayı ihanet, düşünmeyi suç, itaati ise fazilet sayarlar.
Ne acıdır ki…
Hakikat artık ölçü değil, taraf olmuştur.
Vicdanın rengi yoktu; insanlar ona parti rozeti taktı.
Ahlakın bayrağı yoktu; insanlar onu seçim afişine çevirdi.
Oysa hırsızın partisi olmaz.
Yolsuzluğun ideolojisi olmaz.
Adaletsizliğin tarafı olmaz.
Yanlış, sen yapınca doğruya dönüşmez.
Doğru da düşmanın söyleyince yanlış olmaz.
Unutmayın…
Parmağınızla başkasını suçlarken üç parmağınız sizi gösterir.
Ve aynaya bakmaktan korkanlar, ömürleri boyunca camı suçlar.
İnsanlığın en büyük felaketi; hırsızların çoğalması değil,
Onları alkışlayanların çoğalmasıdır.
Adaletin ölümü, zalimlerin gücünden değil;
İyi insanların kendi zalimlerini savunmasından başlar.
Önce aynaya bak…
Çünkü vicdanını kaybeden, kazandığını sandığı her şeyi çoktan kaybetmiştir.