“Şehirlerin modernleşmesinde en büyük pay camilerindir.”
Bu sözler Tunceli İl Jandarma komutanlığında cami temeli atan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a ait. Bayraktepe Cami’nin önemine vurgu yapan Erbaş şu açıklamalarda bulundu: “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerindir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler. Kur’an ile tanıştıracaklar onları ve Peygamber Efendimizin ahlakını onlara anlatacaklar. Vatanımızı, vatan sevgisini anlatacaklar. Bayrak sevgisini anlatacaklar. Askerliğin ne olduğunu, şehitliğin ne olduğunu, gaziliğin ne olduğunu hocalarımız burada çocuklara anlatacak.”
Bir kere Tunceli halkının yüzde 99’u Alevi ve ehlibeyt sevgisi ve bilinciyle donanmış bilgiye sahip. Onlar, Kuran’ı da peygamber ahlakını da 12 imam sevgisi ve Hz. Hüseyin’in duruşunu, Hace Bektaş’ın felsefesini ve Pir sultan’ın direncini, Düzgün Baba’nın kerametini bilip, yaşamlarını güzel ahlak ve “eline biline diline sahip çık” düsturundan almaktadırlar.
Bunlar için camiye gerek yoktur gerekli olan nedir Ali Erbaş biliyor musun? Diyanete verilen devasa pay ve senin altında olan lüks makam arıcının maliyetinin karşılanması için ayrılan bütçeden, o bölgeye askeri yatırımlar dışında yapılmayan İstihdam yatırımları ve laik eğitim yatırımlarının olmamasıdır. Sen kim medeniyet kim? Camiye dönüştürülen Ayasofya’nın minberinde elindeki Kılıçla mı medeniyet nutku atacaksın?
Ülkede yaklaşık 90 bine ulaşan cami sayısına baktığımızda medeniyetin neresindeyiz? Kadın cinayetleri, çocuk istismarları, rüşvetçilik, adam kayırmacılık, nepotizm, çocuk gelinler, anayasa tanımamazlık, hukuksuzluk işsizlik, açlık, sefalet, eğitimin kalitesizliği vb. ülkede almış başını gidiyor. “Vatan” “ Bayrak” diyerek vatanın topraklarını yabancılara vatandaşlık uğruna satanlara ne dediniz? Yine camileriyle dolu bir sürü İslam ülkelerinin Avrupa ve Amerika karşısındaki durumları ortada…
İşte ondandır ki Medeniyetlerin doğuşu, insanlık tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır. İlk şehirler ve imparatorluklar, tarımın gelişmesiyle birlikte ortaya çıkmış ve insanların yaşam biçimlerini kökten değiştirmiştir. Mezopotamya, Mısır ve Çin gibi farklı bölgelerde ortaya çıkan medeniyetler, birbirlerinden farklı özelliklere sahip olsalar da, hepsi de insanlığın gelişimine katkıda bulunmuştur. Hukuk, Felsefe, Sanat, Bilim, Demokrasi, mühendislik Ticaret, Yazım kültürü bunlar birer medeniyet unsurlarıdır. Bu saydıklarımı süreç içinde ilerleten toplumlar ve devletler medeniyete ulaşmada epey yol katetmişlerdir.
Aslında Cumhuriyetin kurulması ile kendilerini Kemalist ideolojinin ardına saklayan asker sivil bürokrasi unsurları “Dış düşman” tehlikesini bertaraf etmede ve “topyekûn muasırlaşma hamlesi gerçekleştirmede” yegâne çözüm olduğuna inanılan “ulusal kimlik oluşturma”, “tek-tipleştirme”, “Misak-ı Milli’yi yabancı dinî ve etnik kimliklerden arındırarak Türkleştirme” siyasetlerinin güdülebilmesine imkân veren ve buna bağlı olarak halkı gerçeği görmekten uzak kimlik, din (mezhep) ve kültürlerle yoğrulduğuna atıf yaparak “cahil, geri, hurafeci, bilinçsiz, eşkıya, hırsız, gayrı medeni, terbiye edilmesi gereken” gibi pozitivist terkiplerle tanımlayan “medenileştirme” politikaları, tüm yapıp etmeleri meşrulaştıran temel unsurlar olarak dönemin siyasetlerine damga vurmuştur.
Resmi tarih yalanlarından biri de Dersimlilerin okul yapımına, dolayısıyla medeniyete karşı olduklarıdır. Varsayalım ki okul yapımına karşı çıktılar ve okumak istemediler. Peki, bu bir toplumu yok etmek için gerekçe yapılabilir mi? Oysa o coğrafyada muazzam bir kültürel birikim vardı. Üretimden ticarete, kültürden eğitime kadar köklü bir yerleşik yaşam, bir medeniyet vardı. Gerek İslamist Osmanlı, gerek Irkçı İttihat ve Terakki ve devamında da Türk/İslamist Cumhuriyet bu Kızılbaş/Alevi ve Hıristiyan halkların medeniyetini yakıp, yıkıp yok ettiler.
İzzetin Çalışlar’ın aktarımından Cumhuriyet’ten çok önce orada okulların var olduğunu, keza Cumhuriyet döneminde de çoğunlukla halkın kendi olanaklarıyla okullar yaptığını ve küçümsenmeyecek bir okullaşma ve eğitim düzeyi olduğunu görüyoruz. İşte belgesi; “Osmanlı döneminde 1891 yılında Dersim’de 170 talebeli 6 medrese ve 750 talebeli 9 ilk mektep…”
“1935’te Tunceli ili kurulduğu zaman il genelinde 18 ilk mektep vardır ve talebe sayısı 1.412’dir. 1936 yılından itibaren köylerde bile okullar vardır. Nazimiye, Mazgirt, Türüşmek, Dervişcemal, İncik, Şahsik, Türktaner ve Ovacık’ta toplam 8 okul bulunmaktadır ve bu okullarda küçümsenmeyecek oranda kız öğrenci vardır.” (İzzettin Çalışlar, Dersim Raporu.)
Başka halkların medeniyetlerini “medeniyet götürme” adı altında ırkçı ve İslamist zihniyetle yıkan ve talan eden milletler asla medeni olamaz ve bunların medeniyet adına söz söyleme hakları da.
Genelde Türkiye’de özelde Dersim’de cami ile medeniyet gelmez gelse gelse Türk İslam felsefesinin asimilasyoncu anti laik uygulaması gelir zaten 22 yıllık uygulama da bunun kanıtıdır.
Sonuç olarak;
Bilimsel, laik eğitim sistemi, medeniyeti ileriye götüren bir araçtır; bilgi, beceri ve değerlerin aktarılmasıyla toplumun gelişimini sağlar.
Bilimsel araştırmalar, teknolojik ilerlemeyi sağlayarak medeniyeti geliştirir ve insanlığın yaşam kalitesini artırır.


