Yazımın başlığındaki Bu enflasyon Tekerlemesi Ajda Pekkan’ın Eurovision şarkı yarışmasında “Aman petrol canım petrol” şarkısının nakaratını hatırlattı. Bende bunlar 70’li ve 80’li yılların hatıralarıdır...

Yazılarımı takip eden okurlar bilirler 7 yaşıma kadar köyde yaşıyorduk. Babam, Dersim Belediyesi’nde memur olarak işe girince, Dersim merkezde Dağ Mahallesi’nde evleri olan ve çarşıda, dar sokakta bakkaliye dükkanı işleten Hıdır Köknar amcanın evini kiralayıp kiracısı olarak taşındık. Taşındığımız yıl ilkokula, Cumhuriyet İlkokulu’na kaydım yapıldı.

Ortaokul, bulunduğumuz eve yakın sayılırdı. Sırasıyla ilkokulu ortaokulu ve liseyi Dersim’de okudum. Ortaokul ve lise yıllarım Türkiye siyasi tarihinin en karmaşık yıllarına denk geliyordu. Milliyetçi Cephe (M.C) hükümetlerinin silahlı sağcı faşistleri desteklediği, ülkede yükselişe geçen ve gelişen sol muhalefetin püskürtülmesi ve engellenmesine yönelik toplumsal olayların yaşandığı; ülkenin dört bir tarafından ölüm haberlerinin geldiği, Dersim’de ise sol fraksiyonların birbirlerine üstünlük sağlamak amaçlı, Lenin’in "Sol" Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı” kabilinde bir çatışma ve şiddet ortamı şeklinde geçen günlerin hengamesinde “Çelişki baş çelişki”, “Emperyalizm sosyal emperyalizm”, “Devrim Kırdan mı kente yoksa kentten mi kıra olacak“, “Üç dünya teorisi”, Türkiye Sömürge mi? yoksa yarı sömürge mi? “Ulusların Kendi kaderlerini tayin hakkı“ vb. tartışmaları içinde bir de baktık ki lise sona gelmişiz. Bu tartışmaların arasında gerçi bazen “Zamlara ve hayat pahalılığına hayır” mitinglerinin ülkenin çeşitli bölgelerinde yapıldığını okuduğumuz gazete ve özellikle çeşitli sol dergilerde görüyorduk. Dersim’de de böyle bir miting yapıldığını anımsıyorum. Ancak liseyi bitirdiğim yılın sonuna kadar enflasyon kelimesini duyduğumu yada okuduğumu hatırlamıyorum. Galiba bu kelime günlük yaşamımıza en çok 24 Ocak 1980 ekonomik kararların uygulanmaya sokulduğu yıllardan itibaren girmiş oldu. Odur budur bir türlü gündemimizden çıkmıyor…

Enflasyon kelimesinin ülke gündemine girmesine vesile olan 24 Ocak kararlarının mimarı olan Turgut Özal’ın söylemleri olmuştur.

Özal, 1983 seçimleri öncesi propaganda afişlerinde, orta direği ortada bırakmayacağını dillendirerek hayat pahalılığını dizginleyeceğinden dem vurarak, hedefinin orta direği güçlendirmek olduğunu, çalışanların ve emeklilerin maaşlarının “kaşıkla verilip kepçeyle alınamayacağını” söyleyerek seçimde tek başına iktidar olan Anavatan Partisi ANAP) kurucusu ve genel başkanı olmuştur. Turgut Özal’ın artık TRT’nin tek kanalı, siyah beyaz televizyonunda elinde dolma kalemiyle icraatın içinden programı ile daha çok ekranlarda görünmesi ve dilinde, “ Efendim Enflasyonu İndireceğiz.”

“Enflasyonu Tek haneli duruma getireceğiz” gibi söylemlerinin olmasıyla enflasyon kelimesi çok daha duyulur olmuştu.

Turgut Özal, başbakanken kendisine enflasyonu anlatan bürokratlara “siz bana büyümeyi anlatın ben halka enflasyonu anlatırım” demiştir.

Türkiye'de ağırlıklı olarak dış kaynaklı olmayan, ülkenin yerel ekonomik politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan ilk yüksek enflasyon dönemi ise 1950'li yılların sonlarında görülmüş, 1958 yılında gerçekleştirilen devalüasyonun ardından 1959 yılında yüzde 22.6 oranına ulaşmıştır.

Yeni kurulan Cumhuriyet’in 1923 ile 1929 yıllarında sıkı para politikasına ek olarak denk bütçe politikasına dayalı politikayı başarılı şekilde tatbik etmesi sonucunda enflasyon görülmemiştir.

1950’li yıllardan sonra uygulanan ekonomik politikalar ile sonraki dönemlerde artarak gelen günümüzde ise TUİK’in bütün manipülasyonlarına rağmen ülkenin baş sorunu ve dar gelirlinin, emekçinin cebine ortak olan uygulanan tercihli ekonomik politikalar ve siyasi kararlar (Sağ ve liberal) neticesinde de bir türlü gündemimizden düşmeyen enflasyon bizlerin yaşamlarını yoksullaştırmaya, para değerimizi yabancı paralar karşısında değer kaybettirmeye, alım gücümüzü zayıflatmaya devam ediyor.

Türkiye’ de yapılacak ilk genel seçimde seçmenin hükümete sandıkta söyleyeceği söz “ Enflasyonunu da al git olmalıdır.”