1927 nüfus sayımında, Türkiye nüfusun 13 milyon 648 bin 270 kişi olduğu belirlenmiştir. Bu sayıya göre köyde yaşayanların toplam nüfusun yüzde 78’ine, şehirler ise yüzde 22’sine tekabül ettiği görülmüştür.
Türkiye’de göç alan tek şehir 1950 yılına kadar başkent Ankara’dır. Ülke genelinde asıl göç hareketleri ise 1950 sonrası başlar. Bu göçlere gelmeden önceki sürece baktığımızda; sanayi üretimlerinde 1929 krizi gibi bir duraksama yaşamak istemeyen ABD, sanayi pazarını canlı tutmak için bir takım tedbirler aldı.
II. Dünya Savaşı sonucunda barışın korunması için daha önce denenmemiş yollara başvurulmuş, askeri önlemlerin dışında sosyal ve ekonomik önlemlerde alınmıştır. II Dünya savaşı döneminde sanayisi yüzde 70 oranında artan Amerika, savaş sonrası geçişleri sorunsuz geçirmek için ihracatını 3 milyardan 8 milyara çıkarma hedefine girmek zorunda kalmış bu mevcut şartlarda pek olası olmamaktaydı. Dünya ekonomik düzenini belirleyen koşullar II Dünya savaşı sonrası Bretton-Woods toplantısıyla belirlenmiş oldu. Türkiye de bu toplantıya katılarak tavrının batıdan yana olduğunu belirlemiş ayrıca da Birleşmiş Milletlerin oluşumunu sağlayacak olan San Fransisco toplantısına katılabilmek için Mihver devletlere 23 Şubat 1945 tarihinde savaş ilan ederek böylelikle BM anlaşmasına imza atan ülkeler arasında yer almış oluyordu. Dolayısıyla artık Amerika’nın güdümüne girme süreci başlamış oluyordu. Yunanistan iç savaşında Komünistlerin direnişi Amerika’yı telaşa düşürmüş ve bu gidişatın dünyanın dengelerini bozacağı kaygısı yaratmıştır.
12 Mart 1947 tarihinde Amerika başkanı Truman yaptığı konuşma ile iç savaş içindeki Yunanistan ve Sovyet tehdidi altında olduğunu söyleyen Türkiye yetkililerinin ısrarlı sebebiyle Türkiye’ye yardım arzusunda olduğunu belirtip meşhur Doktrinini yaratır ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye çok partili hayata geçme dayatması ile ( Buradaki Çok Partili Hayatta Sosyalist ve Komünist Partilere yer yok) İsmet İnönü’yü bu yönde karar almasına vesile oluyor.
Ve CHP’den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti, 7 Ocak 1946'da kurulduğu yıl yapılan seçimlerde azınlıkta kalıp 4 yıl sonra yapılan seçimlerde 14 Mayıs 1950’de birinci çıkarak 27 yıllık tek parti dönemini sona erdirir. Sırasıyla 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanır ve 10 yıl boyunca iktidar olur. Demokrat Parti iktidara geldikten sonra Amerika’nın patronluğu altında Kapitalist sistemin kendisine biçtiği rol doğrultusunda görevini yerine getirir. Amerika’nın azgelişmiş ve gelişmekte olan müttefiklerine yaptığı Marshall Yardımı ve bu çerçevede hibe edilen tarım makineleri Türkiye’nin iktisadi, kültürel ve toplumsal yapısı üzerinde önemli sonuçlar ortaya çıkartır böylelikle; köylere kara yolunun yapılması, köyü kentle tanıştırıp kente taşıyan önemli bir faktör olmuştur. Kent yaşamının kırsal kesimde yaşayanlar tarafından öğrenilmesi kırdan kente göç isteği arttırmıştır. Radyonun Anadolu’ya yayılması, böylelikle iletişim kanallarının canlanmasına neden olmuş. Kente olan ilgiliyi de arttırmıştır. Bunların dışında kırsalda meydana gelen toprak paylaşımının mevcut nüfusa yetecek ürünün azalmasını da beraberinde getirmiştir. Türkiye’de 1940 yılında toplam traktör sayısı 1.066 iken 1950’den sonra hızla artarak 16.585’e, 1955’de ise 40.000’e çıkarken tarımdaki makineleşmenin, insan gücü ihtiyacını azaltması kırsalda işsiz kalan nüfusu kente doğru zorlamıştır. Bu göç hareketi Türk belediyecilik ve yerel yönetimler tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Kente gelen nüfusa yerleşim yeri açmak, bu yerleşim yerlerine altyapı hizmeti sunmak belediyenin görev ve sorumluluğuna girmiş ve belediyecilik hizmetleri niteliği ve niceliği bakımından artış göstermiştir.
Göçün hızlı bir şekilde gerçekleşmesi planlamaların yapılamamasına, yapılan planların hayata geçirilememesine sebep olmuştur. Dolayısıyla bu durum beraberinde,
Çarpık kentleşme, alt yapı yetersizliği oluşturdu.
Belediyelerin önemi ve iş yükünü arttırdı.
Kır-Kent nüfusundaki hızlı değişim yatırımların kente kaymasına yol açtı.
Konut sıkıntısı ve gecekondulaşma ortaya çıktı.
Eğitim, sağlık gibi hizmet alanlarında kentler mevcut nüfusu taşıyamayacak hale getirdi.
Yerli halk ve göç edenler arasında kültürel sorunlar ortaya çıkardı.
Kentlerde ekonomik anlamda hızlı büyüme ve iş kollarında çeşitliliği arttırdı.
Bütün bunları üstüne oy uğruna yapılan popülist uygulamalarla siyasilerin gecekondulaşmaya göz yumması ve art arda gelen imar afları ile oluşan kent rantı bu gün yaşadığımız deprem gerçeğinden ne kadar uzak olduğumuzu göstermektedir. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin sonucunda göz önüne serildi ki 100 yıllık cumhuriyet tarihinde en çok belediyecilik yönetiminde bulunan Ak Parti’nin Belediye başkanları belediye kaynaklarını ne kadar hoyratça kullandıklarını Türkiye kamuoyuna göstermiş oldular.
Bunlardan en çok göze çarpan ise bir futbol sahası büyüklüğündeki makam katı ile tefrişatı ve banyosuyla Sancaktepe Belediyesi binasıdır. Binayı yaptıran belediye başkanının eleştirilere karşılık “gecekondu kafası” demesi olmuş oldu ki oraya harcanan kaynaklar ile gecekondudan oluşan yapılar kentsel dönüşüme sokularak olası depreme karşı dayanıklı hale getirilirdi yada çarpık kent görüntüsünden o ilçe kurtarılıp modern bir kent yapısına kavuşturulurdu. Önemli olan yapılan haklı eleştirilere “gecekondu kafası” deyip geçmemek kenti gecekondu görüntüsünden çıkarmayı becerecek samimi adımlar atabilmek.
Sonuç olarak Amerika’nın yerli işbirlikçiler yoluyla ülkemize dayattığı program ve o programın 1950 yılından beridir getirdiği uygulamaların yarattığı çarpık kentleşmelerin mimarlarının ve mirasçılarının laf ebeliği.
Kentleşme toplumda yapısal değişime neden olduğu gibi kentlileşme de toplumsal tutum ve davranışlardaki değişim ve dönüşümü ifade etmektedir. Bu süreç içinde göçmenler kentle bütünleşmeye çalışmakta, bir bakıma kent ortamında yeniden toplumsallaşmaktadırlar. Temelde bir kültür değişmesini ifade eden kentlileşmenin, kentlerde ortaya çıkacak etkileşimle beraber kent kültürünü geliştirmesi, kentte yaşayanların uyum içinde olması, birçok fiziksel, ekonomik ve toplumsal öğenin bir araya gelerek toplumun örgütlenmesi ve bilinçlenmesine kaynaklık etmesi beklenmektedir dense de bizde kentin köyleşmesi durumu yaşanmaktadır. Örnek Yerel yöneticileri teşvikleri ile mantar gibi çoğalan yöre dernekleri…


