Hayat, ucu bucağı görünmeyen bir deniz gibidir. Bu denizde yol alırken fırtınalarla karşılaşmak, dalgalarla boğuşmak kaçınılmazdır. İşte tam da bu anlarda, insanın arkasını yaslayabileceği, varlığıyla güven veren bir limana ihtiyacı olur. Benim ve ailemizin hatta sülalemizin hayatındaki o en güvenli liman, babamdı. Biz çocukları dışında diğer tüm yakın ve uzak akraba tanıdık kimler varsa babam onların sorunlarıyla ilgilenir, yardımcı olur sorunlarını çözerdi… Bendeki "Baba" kelimesi, sadece biyolojik bir bağı değil; güveni, fedakarlığı ve sessiz bir gücü simgelerdi.
Denilir ki babalar genelde sevgilerini anneler gibi her an dile getirmezler. Onların sevgisi daha çok eylemlerinde gizlidir, bu söylemin aksine benim babam sevgisini her an dile getiren bir adamdı…
Benim babam;
Sabahın erken saatlerinde bizim için hayata başlayan,
Bize daha iyi bir gelecek sunmak için çabalayıp duran,
Hastalandığımızda yatağımızın başından ayrılmayan,
Sağlıklı beslenmemiz için ekonomik şartlarını zorlayan,
Gece yatarken üstümüz açılmışsa yorganımızı örten, üşütmeyelim diye yatağımızın etrafını yastıklarla sarmalayan,
Hayatın her alanında başarılı olmamızı isteyen, biz başarılı olduğumuzda gözlerinde çakan o gurur ışığında saklıydı bu sevgi.
Benim babam da hayatı boyunca kendi kahramanlığını yazmış biridir. Duruşuyla bana ve bizlere dürüstlüğü, adaleti ve ne olursa olsun kendi ayaklarımın üzerinde durabilmeyi öğretmiştir.
18 yaşında geçirdiği iş kazası sonrası bir bacağını kaybetmesine rağmen hayattan kopmayıp 8 çocuk okutup büyüterek örnek bir kişilik olarak,
"Bir babanın çocuklarına yapabileceği en büyük iyiliği, onlara hayatın zorluklarına karşı nasıl dik durulacağını kendi yaşam pratiği ile göstermiştir."
Yaşama ilk adımlarımı atarken elimi tutan o güvenli el, büyüdüğümde de zihnimin rehberi oldu. Düştüğümde beni kaldırmak yerine, bana kendi başıma nasıl ayağa kalkabileceğimi öğretti. Onun hayat karşısındaki sabrı, zorluklar karşısında pes etmeme azmi, benim bugün sahip olduğum karakterin en sağlam yapı taşlarını oluşturuyor. Babam, benim için sadece bir ebeveyn değildi; hayatın karmaşasında yönümü bulmamı sağlayan bir kutup yıldızıydı.
Belli bir yaşımızdan sonra
Zaman akıp gidiyordu ve bizler büyürken babalarımızın saçlarına aklar düşüyordu, yüzlerindeki çizgiler derinleşiyor. O çizgilerin her birinde bizim için verilmiş bir emeğin, çekilmiş bir çilenin ve duyulmuş bir kaygının izi vardı. Benim babamdan aldığım en büyük miras; mal, mülk veya maddi değerler değil; onun bana kazandırdığı onur, erdem, vicdan, sevgi ve sarsılmaz değerlerdir.
Sonuç olarak, herkesin hayatında özel kahramanlar vardır. Benim hikâyemin başkahramanı ise babamdır. Onun gölgesinde büyümek, hayatın sert rüzgârlarına karşı her zaman korunaklı bir çatı altında olmak demekti. İyi ki babamın oğlu olmuşum.
Can Yücel’in değimiyle ben de hayatta en çok babamı sevdim
Köyde İken kasabadan köye gelişini,
Şehirde İken de akşamları eve gelişini,
Ben babamın yanımızda oluşunu sevdim.
Bana eksikliklerini sorma hayat… Babam derim tamamlayamazsın.
Babamı rahmetle ve saygıyla anarken, tüm babaların babalar günü kutlu olsun.
Çetin DÜZCE
İktisatçı


