14.04.2026 tarihinde Şanlıurfa’da bir lisede yaşanan saldırının ardından ertesi gün Türkiye Kahramanmaraş’ta bir okulda meydana gelen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği silahlı saldırı ile sarsıldı.

Öğrencilerin okullarına yaptıkları silahlı saldırıları olaylarının, bizler dönem, dönem özellikle ABD’de meydana geldiğini başta sosyal medya olmak üzere görsel ve yazılı basından görür ve okurduk.

Yeri gelmişken bunu yazmak gerekir; geçmişte ülkemizi yönetenlerin “Küçük Amerika Olma Hayali” Sanırım bu iki olayla gerçekleşme yolunda...

Bize ne oluyor? Toplum olarak nereye gidiyoruz? Çocuklarımızı bu duruma, hangi olgular hangi ruh hali onları bu duruma getiriyor ve ne yapmalıyız ki bu tür olaylar bir daha olmamış olsun diye sormakta fayda var.

Okullardaki şiddet eğilimi ve Milli Eğitim yapısı arasındaki ilişki, sadece bireysel davranışlarla değil, aynı zamanda sistemin işleyişi, müfredat ve toplumsal dinamiklerle de yakından bağlantılı çok boyutlu bir meseledir.

Bu durumu birkaç ana başlık altında görebiliriz:

1. Eğitim Sisteminin Yapısal Etkileri

Milli Eğitim yapısındaki bazı temel unsurlar, dolaylı yoldan şiddet eğilimini besleyebilen bir zemin oluşturabilir:

Sınav Odaklılık ve Rekabet: Eğitim sisteminin büyük ölçüde akademik başarıya ve merkezi sınavlara odaklanması, öğrenciler üzerinde yoğun bir kaygı ve baskı oluşturur. Kendini sadece notlarıyla ifade edebilen veya başarısızlık hissi yaşayan çocuklar, bu stres ve yetersizlik duygusunu saldırganlık yoluyla dışa vurabilir.

Sosyal-Duygusal Öğrenmenin Eksikliği: Müfredatın yoğunluğu nedeniyle empati, öfke kontrolü, çatışma çözme becerileri gibi "yaşam becerilerine" yeterince zaman ayrılamaya bilmektedir. Bu becerilerden yoksun büyüyen çocuklar, sorunlarını iletişim yerine fiziksel veya sözel şiddetle çözmeye yönelebilir.

Kalabalık Sınıflar ve Rehberlik Hizmetleri: Özellikle büyükşehirlerdeki kalabalık sınıflar, öğretmenin her öğrenciyle bireysel bağ kurmasını zorlaştırır. Ayrıca, okul psikolojik danışmanlarının (rehber öğretmen) öğrenci sayısına oranla yetersiz kalması, risk grubundaki çocukların erkenden fark edilmesini engelleyebilir.

  1. Şiddetin Türleri ve Yeni Boyutlar

Günümüzde okullardaki şiddet sadece fiziksel kavgadan ibaret değildir:

Akran Zorbalığı: Bir veya daha fazla öğrencinin, kendilerinden daha güçsüz gördükleri bir öğrenciye karşı sistematik olarak uyguladığı baskıdır.

Siber Zorbalık: Okul duvarlarını aşan bu durum, sosyal medya üzerinden hakaret, dışlama veya ifşa şeklinde gerçekleşir. Milli Eğitim'in dijital okuryazarlık ve etik eğitimlerini bu yüzden müfredata daha entegre hale getirmesi kritiktir.

  1. Çözüm Yaklaşımları ve Milli Eğitim'in Rolü

Şiddeti azaltmak için sistem düzeyinde yapılabilecek bazı iyileştirmeler şunlardır:

Disiplin Yerine "Onarıcı Adalet": Sadece cezalandırmaya odaklanan bir disiplin anlayışı, çocuğu sistemin dışına itebilir ve öfkesini artırabilir. Bunun yerine, hatanın telafi edildiği ve mağdurun duygularının anlaşıldığı "onarıcı adalet" modelleri okullarda uygulanabilir.

Okul-Aile İş Birliği: Milli Eğitim Bakanlığı'nın aile eğitimlerini (ASEP gibi programlar) daha yaygın ve zorunlu hale getirmesi, okulda verilen şiddet karşıtı eğitimin evde de desteklenmesini sağlar.

Değerler Eğitimi ve Sanat/Spor: Çocukların enerjilerini ve duygularını sağlıklı bir şekilde boşaltabilecekleri sanat ve spor faaliyetlerinin "seçmeli" olmaktan öte, eğitimin merkezine alınması şiddeti azaltan en güçlü etkenlerden biridir.

Sonuç

Okullardaki şiddet, sadece okulun içinde çözülebilecek bir sorun değildir. Ancak Milli Eğitim yapısı; daha kapsayıcı, sınav baskısından uzak ve bireyin duygusal gelişimini de akademik gelişimi kadar önemseyen bir modele evrildikçe, şiddet eğiliminin azalması beklenebilir. Okulun sadece bilgi aktarılan bir yer değil, bir "yaşam alanı" ve "güvenli liman" olarak tasarlanması öğrenciler arasında kolektif birlikteliği, dayanışmayı artıran sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere kanalize edecek uygulamaları hayata geçirecek faaliyetler birer asıl çözüme giden yol olarak hedefe konmalıdır.

Yine; Evde, işyerinde, trafikte, maçta, siyasette kısaca hayatın her aklanında büyükler arsında görülen kavga, şiddet görüntüleri, gibi eğilim ve davranışlar çocukların rol modeline dönüşebiliyor. Kesinlikle bunlardan kaçınmak da gerekli ve zorunlu bir durumdur.

Çetin DÜZCE

İKTİSATÇI