4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan 38. kongrenin getirdiği değişimin tartışmaları günümüze kadar tartılıp duruldu buna bir de açılan davanın butlanla sonuçlanıp sonuçlanamayacağı beklentisi siyasi arenayı uzun süre meşgul ettikten sonra nihayet geçtiğimiz günlerde mutlak butlanla sonuçlandı.
4-5 Kasım 2023 öncesi fiili ortama dönülmüş olundu. Sıklıkla ifade edildiği şekliyle Kuruluş felsefesinden/kodlarından arınma), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarihi ve ideolojik dönüşüm tartışmalarında son derece kritik ve hararetli bir konu oldu.
Kimileri bunu, partinin 1923’teki kuruluş ilkeleri (Atatürkçülük, altı ok, ulus-devlet çizgisi) ile modern siyasetin getirdiği sosyal demokrasi, helalleşme, geniş tabanlı ittifaklar ve değişim politikaları arasındaki çelişki olarak da ifade ettiler.
CHP'nin bu "arınma" veya "dönüşüm" iddialarının merkezindeki ana hatlar baktığımızda:
1. Dönüşümün gerekçesini savunanlar "Çağdaş Sosyal Demokrasi" ile bağlantılı olarak;
Yani bu dönüşümü savunan veya uygulayan parti yönetimleri diğer çevreler (özellikle Kemal Kılıçdaroğlu dönemiyle başlayan ve sonrasına uzanan süreç), partinin kurucu kodlarını tamamen terk etmekten ziyade, onları günümüz dünyasına uyarlamayı hedeflediklerini belirtmişlerdir.
Geniş Tabana Açılma söylemi ile: CHP'nin yüzde 25'lik oya sıkışmasını kırmak için geçmişte mesafeli olduğu muhafazakar, dindar ve Kürt seçmenle bağ kurma çabası (örneğin . "Helalleşme" vizyonu).
Katı Laiklikten Özgürlükçü Laikliğe söylemiyle: Geçmişteki bazı katı laiklik uygulamalarının (başörtüsü meselesi gibi) özeleştirisini vererek, daha kucaklayıcı bir özgürlük alanını savunmak anlamına geldiğini söylüyorlardı.
2. Eleştirilerin Odağı: "Eksen Kayması"
Parti içindeki ulusalcı, gelenekselci kanat ve bazı muhalif çevreler ise bu durumu "arınma" değil, bir "kimliksizleşme" veya "eksen kayması" olarak görmüş olup. Eleştirilerini;
Anti-Emperyalist Çizgiden Uzaklaşma: Kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk'ün anti-emperyalist ve tam bağımsızlıkçı çizgisinin, küresel politikalara ve liberal söylemlere feda edildiği savunmuş
Altı Ok'un Esnetilmesi: Milliyetçilik ve devletçilik gibi ilkelerin, yeni ittifak modellemeleri (örneğin, altılı masa süreci) uğruna arka plana itildiği iddia etmişler.
Gölge Kabine ve Yeni Çizgi: Son dönemdeki "Değişim" hareketiyle birlikte ( mutlak butlan öncesi Özgür Özel dönemi), parti Avrupa tipi modern bir sosyal demokrat parti olma iddiasını sürdürürken, geleneksel taban kurucu felsefenin yapı taşı olan ulus-devlet vurgusunun zayıflayıp zayıflamadığını tartışmışlardır.
Yerel yönetimlerdeki zafiyetler: 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrası Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) açısından yerel yönetimler, hem partinin halkla doğrudan temas kurduğu en güçlü vitrini hem de siyasi rakipleri tarafından en çok hedef alınan, yapısal ve dönemsel zafiyetlerin yaşanabildiği bir alan oldu.
CHP’li belediyelerin genel yönetim performansları, bütçe büyüklükleri ve sosyal belediyecilik uygulamaları takdir toplasa da, siyaset bilimciler, şehir plancıları ve bizzat parti içi muhalefet tarafından sıkça dile getirilen temel zafiyet alanları şunlardır:
1. Bürokrasi ve Hizmet Hızı Sorunları
CHP’li büyükşehir belediyelerinde en çok eleştirilen konuların başında, projelerin hayata geçirilme hızı ve bürokratik hantallık gelir.
Altyapı ve Ulaşım Kronikleşmesi: Özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi metropollerde, nüfus yoğunluğuna bağlı olarak ulaşım, yol bakımı ve altyapı (su baskınları, kanalizasyon sorunları) gibi temel kentsel hizmetlerde yaşanan aksamalar, merkezi yönetimin medyadaki en güçlü argümanı haline gelmektedir.
Bürokratik Direnç: Uzun yıllar sonra AK Parti veya MHP’den devralınan belediyelerde, eski kadrolar ile yeni yönetim arasındaki uyumsuzluklar veya kadro değişimindeki yavaşlık, hizmetlerin gecikmesine neden olabilmektedir.
2. Finansal Baskılar ve Kaynak Yönetimi
CHP’li yerel yönetimlerin en büyük yapısal çıkmazlarından biri, merkezi hükümetle yaşanan bütçe ve yetki kısıtlamalarıdır. Ancak bu durum iki ucu keskin bir bıçaktır:
Merkezi Hükümet Engellemeleri: İller Bankası paylarının kesilmesi, dış kredi onaylarının Cumhurbaşkanlığı tarafından geciktirilmesi gibi faktörler belediyelerin elini kolunu bağlamaktadır.
Zafiyet Boyutu: Vatandaş nezdinde "mağduriyet" söylemi bir süre karşılık bulsa da, uzun vadede projenin bitirilememesi doğrudan belediyenin "iş yapabilme kapasitesinin yetersizliği" olarak algılanabilmektedir. Ayrıca bazı borçlu belediyelerde finansal risk yönetimi zayıf kalabilmektedir.
Yine gündeme gelen rüşvet ve pazarlıkları baklava kutularındaki para görüntüleri ve otel odalarında istenmeyen metres sevgili görüntüleri partinin hanesine eksi olarak yazılmaktadır.
3. "İzmir Kalesi" Rehaveti ve Aday Belirleme Krizleri
Partinin geleneksel olarak çok güçlü olduğu kıyı şeritleri ve özellikle İzmir gibi şehirlerde, "Ceketimizi assak kazanırız" algısı dönemsel bir rehavete ve zafiyete yol açabilmektedir.
Hizmet Kalitesinin Düşmesi: Rekabetin az olduğu yerlerde belediyecilik performansının düşmesi, çöp, altyapı ve kentsel dönüşüm gibi temel sorunların yıllarca çözülememesi tabanda ciddi bir hoşnutsuzluk yaratmaktadır.
Aday Belirleme Sancısı: Yerel seçim dönemlerinde liyakat ve halktaki karşılıktan ziyade, parti içi kliklerin (değişimciler, genel merkezciler, kurultay dengeleri) güç savaşına göre aday belirlenmesi, seçim sonrasında yönetim kalitesine olumsuz yansımaktadır.
4. İletişim ve Algı Yönetimi Eksikliği
CHP’li belediyelerin yaptıkları icraatları ve sosyal yardımları halka anlatma konusunda, rakiplerine kıyasla daha zayıf kaldığı sıklıkla eleştirilir.
Sosyal Belediyeciliğin Görünmezliği: Askıda fatura, kreşler, öğrenci yurtları ve anne kart gibi çok başarılı sosyal projeler üretilmesine rağmen; bu projeler ulusal medyadaki ambargolar ve belediyelerin zayıf halkla ilişkiler (PR) stratejileri nedeniyle yeterince kitlelere ulaştırılamamaktadır.
Kriz Yönetimi: Beklenmedik bir afet (sel, yoğun kar yağışı vb.) anında başkanların şehir dışında olması veya kriz anındaki koordinasyonsuzluklar, medyanın da köpürtmesiyle devasa bir yönetim zafiyeti olarak hafızalara kazınabilmektedir.
5. Sendikal Krizler ve İşçi Grevleri
Özellikle İstanbul ve İzmir’deki ilçe belediyelerinde sıkça yaşanan DİSK/Genel-İş gibi sol eğilimli sendikalarla yapılan toplu iş sözleşmesi (TİS) krizleri, partinin ideolojik bir zafiyeti gibi görünmektedir.
Sol/sosyal demokrat bir partinin işçi grevleriyle gündeme gelmesi, çöplerin toplanmaması ve sokakların kirlenmesi, hem "hizmet üretemiyorlar" hem de "kendi işçisiyle bile anlaşamıyorlar" imajı doğurmaktadır.
Özetle
Genelde CHP için "Kuruluştan Arınma" tartışması, partinin "Devlet kuran parti" kimliği ile "Modern ve sol/sosyal demokrat kitle partisi" kimliği arasındaki denge arayışıdır.
Bir taraf bunu çağın gerisinde kalmamak için zorunlu bir modernleşme ve demokratikleşme adımı olarak görürken; diğer taraf partinin tarihsel köklerinden ve kurucu misyonundan kopuş olarak nitelendirir.
Yerellerde ise CHP'nin yerel yönetimlerdeki zafiyetleri büyük oranda merkezi yönetimin finansal/bürokratik kuşatması ile parti içi liyakat-siyaset dengesinin kurulamaması arasında sıkışmaktadır. Başarılı sosyal belediyecilik örneklerine rağmen, operasyonel hız, altyapı yönetimi ve kriz iletişimi noktasındaki eksiklikler kırılganlık yaratmaya devam etmektedir.
Çetin Düzce
İktisatçı



Yazınızda sadece CHP'nin son dönemde yaşadığı kurultay süreci ve mutlak butlan kararının hukuki boyutları değil, aynı zamanda parti kimliği, ideolojik dönüşüm tartışmaları, yerel yönetim performansı ve kamuoyu algısı üzerindeki etkileri de son derece objektif bir bakış açısıyla ele alınmıştır.
Özellikle dikkat çekilmesi gereken hususlardan biri, mutlak butlan davasının siyasi ve toplumsal etkileridir.
Hukuki süreçlerin doğal işleyişi elbette tartışılmazdır. Ancak kamuoyu açısından bakıldığında, mutlak butlan davasının uzun süre gündemde tutulmasının ve karar sürecinin aylar boyunca siyasi tartışmaların merkezinde yer almasının, partiye yönelik algısal maliyetler oluşturduğu da bir gerçektir.
Bu süreç boyunca CHP'nin kamuoyu gündeminde;
Kurultay meşruiyeti,
Parti içi çekişmeler,
Liderlik tartışmaları,
Yönetim krizleri,
İdeolojik yönelim sorgulamaları
gibi başlıklarla anılması, partinin üretmek istediği siyasal gündemin önüne geçmiş ve seçmenin dikkatini temel sorunlardan uzaklaştırmıştır.
Daha da önemlisi, bu süreçten siyasi fırsat üretmek isteyen bazı çevrelerin varlığı da göz ardı edilmemelidir. Kurultay tartışmalarının sürekli canlı tutulması, partinin kendi iç meseleleriyle meşgul olduğu algısını güçlendirmiş; ekonomik sorunlar, sosyal politikalar ve yerel yönetim başarıları gibi seçmen nezdinde daha etkili olabilecek alanların geri planda kalmasına neden olmuştur.
Bu durumun etkileri yalnızca CHP seçmeni üzerinde değil, kararsız seçmenler ve CHP'ye mesafeli seçmen grupları üzerinde de farklı biçimlerde hissedilmektedir.
Araştırma perspektifiyle bakıldığında seçmen davranışlarında üç temel sonuç ortaya çıkması muhtemeldir:
Partiye sadık seçmenlerde moral ve motivasyon kaybı,
Kararsız seçmenlerde "istikrar ve yönetilebilirlik" konusunda soru işaretlerinin oluşması,
Muhalif seçmen blokunda ortak hedefe odaklanma yerine iç tartışmaların öne çıkması.
Algı yönetimi açısından bakıldığında ise, oluşan olumsuz kanaatlerin kısa sürede ortadan kaldırılması kolay görünmemektedir. Çünkü siyasal iletişimde seçmenlerin zihninde oluşan olumsuz algılar, çoğu zaman olayın kendisinden daha uzun süre yaşamaktadır.
Bu nedenle CHP açısından bundan sonraki süreçte yapılması gereken en önemli çalışma, yaşananların seçmen üzerindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle ölçmek ve gerekli düzeltici aksiyonları gecikmeden devreye almaktır.
Bu kapsamda;
* Parti içi birlik ve bütünlük algısını güçlendirecek iletişim çalışmaları,
* Kurucu değerler ile güncel sosyal demokrat politikalar arasındaki ilişkinin daha net anlatılması,
* Yerel yönetim başarılarının görünürlüğünün artırılması,
* Kararsız seçmenlerin beklenti ve kaygılarının düzenli araştırmalarla takip edilmesi,
* Kriz iletişimi ve itibar yönetimi stratejilerinin yeniden yapılandırılması,
* Parti örgütleri ile seçmen arasındaki temas noktalarının güçlendirilmesi,
* Partiye yönelik olumlu ve olumsuz algıların periyodik olarak ölçülmesi
kaçınılmaz hale gelmiştir.
Sonuç olarak; mutlak butlan kararının hukuki boyutu ayrı değerlendirilse de, siyasi ve toplumsal boyutunun etkileri uzun süre hissedilecektir. Bu nedenle süreci yalnızca bir hukuk meselesi olarak değil, aynı zamanda bir kamuoyu algısı ve siyasi iletişim konusu olarak ele almak gerekmektedir.
Bu noktada yapılacak kapsamlı kamuoyu araştırmaları, seçmen duygu analizleri ve itibar ölçüm çalışmaları, oluşan algının boyutunu ortaya koyacak ve geleceğe yönelik sağlıklı stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.
Tekrar ifade etmek gerekir ki; bu değerli yazı, yaşanan süreci yalnızca günlük siyasi polemikler üzerinden değil, tarihsel, ideolojik, yönetsel ve toplumsal boyutlarıyla ele alması bakımından son derece kıymetli ve düşündürücü bir değerlendirme niteliğindedir.
Kaleminize, emeğinize ve ortaya koyduğunuz analitik bakış açısına teşekkür ediyor, çalışmalarınızın devamını diliyorum.