Bu günlerde sosyal medyada çokça paylaşılan bir görüntü sanırım çok kimsenin dikkatini çekmiştir.

2024 yılı Ağustos ayında, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde gerçekleşen Hace Bektaş Veli’nin Hakk’a yürüyüşünün 753. yıldönümü anısına düzenlenen 61.Ulusal ve 35.Uluslararası Hace Bektaş Veli Anma etkinliklerinde, dönemin ve geçmiş dönemlerin siyasi dinamikleriyle birlikte protokolde yaşanan bu detay kamuoyunda ve medyada geniş yankı uyandırmış, protokol kuralları ve siyasi nezaket tartışmalarını beraberinde getirmişti.

Kılıçdaroğlu'nun törende yaptığı "ihanet" ve "menfaatperestlerden arınacağız" çıkışı ile bu protokol krizi birleşince, olay siyasi bir simge haline gelmişti.

O görüntüde sırasıyla Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu yan yana oturmuşlardı ve Kemal beyin önünde olmayan, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun önüne konulan bir sehpa ve o sehpanın üzerine konulan su şişeleri görüntüsü her yönüyle nezaketsizlik ve terbiyesizlik olarak ifade edilecek görüntülerdi…

Hadi diyelim ki bu protokolün Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ile alakası yok, onlara sorarım siz de hiç mi ahde vefa, büyüğe saygı, onur diye bir anlayış yok! Nezaketen insan o sehpayı ve suyu Kılıçdaroğlu’nun önüne kendi eliyle koyardı. İnsanlık, hoşgörülü olmak, erdemli olmak bunu gerektir. Kaldı ki suyun bu coğrafyada Alevi canlar için ne kadar kutsal olduğu gerçeği de varken…

Dönüp baktığımızda o sehpa çok şeyi ifade ediyor…

Kemal Beyin yanında bulunup gereğini yapmayanları unutmak mümkün değil, tarih bunu affetmeyecektir.

Yapılan eleştirilere Kimileri “Alevicilik yapmayın” diye yazıyorlar. Mesele Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması da değil. Hatta mesele Alevilik, Sünnilik de değil. Mesele, insanlık meselesidir. İnsanlıktan nasibini almamışsan Alevi olsan ne yazar Sünni olsan ne yazar.

Buna gerekli tepki konmadığı içindir ki; belli bir kesimin yani Alevi toplumunun travması olmuş sözleri pankarta yazarak, "Biz Yakarsak Söndüremezsiniz" ve o pankart altında miting yapmak Özgür Özel için doğal sayılır…

O sehpanın anlamı; tarihsel olarak Kerbela’dan başlayarak Dersim’dir, Maraş’tır, Çorum’dur, Sivas’tır, Gazi’dir…

Bildiğimiz bir gerçek var ki; Hace Bektaş Veli felsefesi ile Kendisine sehpa ve bir bardak su çok görülen Kılıçdaroğlu’nun siyasi söylemleri ve konuşmaları, sıklıkla evrensel insan hakları, adalet, eşitlik, hoşgörü ve toplumsal barış paydasında kesişmektedir.

Kılıçdaroğlu, genel başkanlığı döneminde ve sonrasındaki anma törenlerinde Hace Bektaş Veli'nin öğretilerini Türkiye'nin güncel siyasi ve toplumsal meselelerine uyarlayarak sıkça vurgulamıştır.

Hacı Bektaş Felsefesinin Temel Taşları ve Kılıçdaroğlu'nun Vurguları

“Bir Olalım, İri Olalım, Diri Olalım": Kılıçdaroğlu, bu temel Bektaşi düsturunu toplumsal birlikteliğin, kucaklaşmanın ve kutuplaşmadan kaçınmanın anahtarı olarak tanımlar. Ayrıştırıcı dilden uzak durulması gerektiğini savunurken bu felsefeyi referans gösterir.

İnsanı Merkeze Alan Adalet Anlayışı: Hace Bektaş Veli’nin "Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir" ve "Her ne arar isen kendinde ara" anlayışı, Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşleri ve hak-hukuk söylemlerinin de felsefi zeminini oluşturmuştur. İnsanın erdemli ve vicdanlı bir yaşam sürmesinin toplumsal barışı getireceği fikri işlenir.

• "İncinsen de İncitme": Bu ilke, siyasi arenadaki sert tartışmalara karşı barışçıl bir duruşun simgesi olarak ele alınır. Kılıçdaroğlu, farklılıkların birer zenginlik olarak görülmesi ve kimlikler üzerinden yapılan siyasetin yerine "iyi insan" tanımının konulması gerektiğini bu felsefeyle bağdaştırır.

Arınma ve Dayanışma: Hacıbektaş dergahının "zorluklara karşı bir sığınak ve aydınlanma merkezi" olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, toplumsal ve siyasal yapıda menfaatperestlikten, kötülükten ve haksızlıklardan arınarak erdemli bir yolda yürümek, nepotizmden uzak durarak, yetim hakkı yemenin kamu kaynaklarının iç etmemenin, gerektiğini ifade etmiştir.

Bitirirken; Yolumuzun Bilim, İrfan ve İnsanlık Sevgisi Üzerine Kurulması dileklerimle…