Cumhuriyet, acaba kimsesizlerin kimsesi mi yoksa kimsesizlerin yabancısı mı? Cumhuriyetin idaresinde bulunanlar Cumhuriyetin işleyişini hangi yönde yerine getiriyorlar? Laik, sosyal ve hukuk devletinin gereği olan sosyal adaleti, adil gelir dağılımını, bilimsel ve eşit eğitimi, basın özgürlüğünü, parasız eğitim ve parasız sağlığı, adil yargılamayı, dini inançlara eşit davranmayı, eşit bölgesel kalkınmayı sağlıyor mu? Yada nepotizmden adam kayırmacılıktan kaçırıyorlar mı? Ve ülkenin kaynaklarını 3 yada 5 yandaşa peşkeş mi çekiyorlar?
Kendilerine han hamam vatandaşa din iman mı telkin ediyorlar. Yine kendilerine çok yüksek maaşlar ve huzur haklarını hak görürlerken emekli ve çalışanları açlık sınırı altında geçinmeye ikna etmenin çabasına mı giriyorlar? Gerçekten laik ve demokratik bir cumhuriyette bunların olmaması gerekir ki Cumhuriyeti meydana getiren cumhur mutlu ve özgür yaşamayı hak etsin ve kendilerini kimsesiz ve güvensiz hissetmesin.
Hedef 1923’ten beri bazı kazanımların üzerine her yönüyle demokratik bir cumhuriyete gidilmedikçe gerisi lafı güzaf olarak kalır ve ülkenin dar gelirli vatandaşları basta olmak üzere bu ülkenin emekçileri, Alevileri, Kürtlerı, azınlıkları, dezavantajlı insanları çözümsüzlük içinde yaşamak için çabalayıp duracaklar; cumhuriyete olan sempati ve algıları hüsran olarak kalacaktır. O yüzden tekrar diyorum ki hedef 1923’ün kazanımları ile demokratik cumhuriyet olmalıdır.
Ve cumhuriyet imtiyazsız, hâkim zümresiz, eşitlikçi, adalet yüklü, özgürlükçü, hakkaniyetli olmalıdır ki anlamı olsun.