{ "@context": "http://schema.org", "@type": "NewsArticle", "mainEntityOfPage": "https://www.dersimekspres.com/yazi/ruzgrin-surgunleri-kendi-issizligina-dokulen-insanlar-275.html", "headline": "Rüzgârın Sürgünleri: Kendi Issızlığına Dökülen İnsanlar", "datePublished": "2026-10-06T17:33:00Z", "dateModified": "2026-10-06T17:33:00Z", "description": "", "author": { "@type": "Person", "name": "HÜSEYİN KAYA" }, "publisher": { "@type": "Organization", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3", "logo": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/logo/1ee0fbefe4.png", "width": 110, "height": 22 } }, "image": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/user/72b1e539fe22caf9729d99308755d1e7-417fdb0a7e03187975d3.jpg", "width": "800", "height": "800" } }

Rüzgârın Sürgünleri: Kendi Issızlığına Dökülen İnsanlar

HÜSEYİN KAYA

06-10-2026 17:33

Zaman, adımlarını iyice yavaşlatıyor şimdi; sanki dünya, üzerindeki tüm sesleri dindirip kendi derin sessizliğini dinlemek istiyor.

Gökyüzü, rengini yitirmiş eski bir fotoğraf gibi duruyor tepemizde. Mevsimlerden sonbahar, yani takvimlerin değil, ruhun o en tenha, en kuytu dönemi.

Doğanın, üzerinden birer birer çıkardığı o renkli elbiseler, sokaklarda ağır ağır esen rüzgârın insafına bırakılıyor. Ayaklarımızın altında ezilen her kuru yaprağın çıkardığı o tekdüze, o hüzünlü ses, aslında zamanın acımasız akışını ve insanın o kaçınılmaz yalnızlığını fısıldıyor yüzümüze.

Ağaçlar, dallarındaki son sığınaklarını da rüzgâra teslim ederken, bize ait olan o büyük gerçeği hatırlatıyor: Doğarken de, eksilirken de yapayalnızız. Dalından kopan, havada asılı kalan ve nereye düşeceğini bile bilmeden rüzgârın kollarına bırakılan o tek bir yaprağın yavaşlığı, bizim de içimizde susturduğumuz o derin sürgünün hikâyesidir. Gitmek mi daha büyük bir yalnızlıktır, yoksa bir dalın ucunda, sıranın sana gelmesini beklemek mi?

İşte tam da bu yüzden, sonbaharın getirdiği o puslu keder, insanın kendi yalnızlığına tuttuğu en berrak aynadır. Sokaklar tenhalaştıkça, yağmur damlaları pencerelere daha yavaş vurmaya başladıkça, insan kalabalıkların içinden çekilip kendi içine, o en korunaklı ama en yaralı odasına sığınır. Göç eden kuşların gökyüzünde bıraktığı o belirsiz çizgilerde, hayatımızdan sessizce çıkıp gidenleri, yarı yolda bıraktığımız ya da bizi bırakan o eski gölgeleri ararız. İçimize çöken bu yoğun, bu ağır hüzün, aslında geçip giden zamana yakılmış lirik bir ağıttır.

Biz de o sonbahar ağaçları gibiyizdir; kalbimizde biriktirdiğimiz anıları, hiç unutulmayacak sanılan isimleri ve zaman aşımına uğramış eski hayalleri, tıpkı o sarı yapraklar gibi ruhumuzun dallarından aşağı bırakmak zorunda kalırız. İçimizdeki yaprak dökümü öyle yavaş, öyle gürültüsüz gerçekleşir ki, kimse o sessiz fırtınanın kopardığı can kırıklarını fark etmez.

Ancak bu derin yalnızlık ve ağır tempo, aslında ruhun kendi kendini onardığı asil bir inzivadır. Ağaçlar yapraklarını bir son bahanesiyle değil, yeni bir başlangıcın bilgelik uykusuna yatmak için dökerler. İnsanın sonbaharı da böyledir; kendi yalnızlığının soğuk sularında yıkanmayan bir ruh, kalabalıkların sahte sıcaklığında asla olgunlaşamaz. Gözyaşlarıyla ıslanan o kimsesiz, o soğuk toprak, yarın içimizde yeşerecek yepyeni, daha dirençli umutların tohumlarını saklar bağrında.

Şimdi bırakın rüzgâr o yavaş, o yorgun melodisiyle pencerelerinizi dövmeye devam etsin. Bırakın yapraklar sokakların yalnızlığında kendi sessiz ölümlerini dans ederek kutlasınlar. Bu hüzne sırtınızı dönmeyin, onu sarıp sarmalayın göğsünüzde. Çünkü kendi yalnızlığının lirik sonbaharını yaşamayanlar, başkalarıyla açacak olan ilkbaharın coşkusunu asla tam anlamıyla anlayamazlar.

DİĞER YAZILARI İKTİDARIN MUHALEFETLE İMTİHANI 01-01-1970 03:00 Alevi Kendisini Ne Zaman Tanımlayacak? 01-01-1970 03:00 Ne Olacak Bu Alevilerin Hali? 01-01-1970 03:00 Bırakın Artık Alevilerin Yakasını 01-01-1970 03:00 Munzur'un Sessizliği 01-01-1970 03:00 Adı Dersim, Ruhu Nerede? 01-01-1970 03:00 Önce Aynaya Bak! 01-01-1970 03:00 Ateşin Gölgesinde Kalan Vicdan 01-01-1970 03:00 KERBELA'NIN ÇÖLÜ HÂLÂ YANIYOR 01-01-1970 03:00 Kerbela 01-01-1970 03:00 Kadına Yönelen Sözün Ağırlığı 01-01-1970 03:00 Munzur'a Yaslanan Düşler 01-01-1970 03:00 Eleştiri Kültürü ve Toplumsal Olgunluk 01-01-1970 03:00 ALEVİLER 01-01-1970 03:00 Aleviler Neden Bir Araya Gelemiyor? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Gerçek: Saldırgan Kim, Hedef Kim? 01-01-1970 03:00 SAVAŞ ÇÖZÜM MÜ? 01-01-1970 03:00 Tahtın Gölgesindeki Kutsal 01-01-1970 03:00 Kimiz Biz? 01-01-1970 03:00 Bu Savaş Kime Yarar? 01-01-1970 03:00 Rengini Yitiren Bir Yıl 01-01-1970 03:00 Yüreğimiz Bir Bağ Bozumu 01-01-1970 03:00 Zaman Susmalarımızı Susturuyor! 01-01-1970 03:00 GÜZ MEVSİMİ BİR YOLCULUKTUR 01-01-1970 03:00 Suriye’deki Alevi Katliamları ve Uluslararası Sessizlik 01-01-1970 03:00 Alevileri Seçilmiş Kurban Görmek 01-01-1970 03:00 Zulme Baş Kaldırışın Yeridir Kerbela 01-01-1970 03:00 ALİ DOSTLARI VE HER DÖNEMİN YEZİTLERİ 01-01-1970 03:00 Biz Aşığız Kör Değiliz 01-01-1970 03:00 Ortadoğu Gerçekliğini Kavrayamamak 01-01-1970 03:00 TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR? 01-01-1970 03:00 Zihinsel Temizlik Adına Zihinleri Kirletenler 01-01-1970 03:00 Bir Yer Varmış! 01-01-1970 03:00 Farklılıklarımızı büyüterek yaşıyoruz 01-01-1970 03:00 BEN KERBELAYIM 01-01-1970 03:00 İdeolojik kalıplar ve dinsel milliyetçilik 01-01-1970 03:00 Bize Ali Gerek! 01-01-1970 03:00 Fincancı Katırları… 01-01-1970 03:00 Tarihi Gerçekleri Kirletmek 01-01-1970 03:00 Sıkıldık Resmen 01-01-1970 03:00