Sabah haberlerini bir televizyon kanalından izlerken, günlerdir Ankara Kurtuluş Parkı’nda açlık grevinde olan 110 maden işçisinin, Enerji bakanı ile yapmak istedikleri görüşmeye izin vermeyen çevik kuvvetin, işçileri ablukaya alarak hareket etmelerine bile izin vermediklerini dakikalarca izlemiş oldum.
Önce içine düşürüldüğümüz bu durumdan ötürü, bir insan olarak çok üzüldüm ve utandım. Bu maden işçileri, Eskişehir’de Doruk Madencilikte yıllardır çalışan işçilerdir. Aylardır çalıştıkları işyerinden maaşlarını, mesai ücretlerini ve işten atılan arkadaşlarının tazminatlarının ödenmediğini; başvurdukları her yerden bir sonuç alamadıklarını, dolayısıyla son çare olarak bu durumu protesto etmek için Eskişehir’den Ankara’ya yürüyerek, yetkili bakanlarla bu sorunlarını görüşmek istediklerini, ancak polis barikatlarıyla karşılaştıklarını belirtiyorlar.
Doruk Madencilik, Yıldızlar SSS Holding AŞ bünyesinde madencilik sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu görüyoruz. Yıldızlar SSS Holding AŞ’nin, Sebahattin Yıldız tarafından 2005 yılında kurulduğunu ve halen bu holdingin sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğunu öğreniyoruz. Sebahattin Yıldız, AKP’nin özelleştirme furyasından yararlanırken, özellikle enerji ve madencilik sektöründeki özelleştirmelerden elde ettiği imkânlarla adını duyurmuş ve geleceğin en büyük holdinglerinden biri oluvermiştir. Holdingin sahibi Sebahattin Yıldız’ın, maden özelleştirmelerinden büyük servetler edindiği, 2004-2013 yılları arasında binlerce sayıda maden arama ruhsatı alarak, 10 binlerce kilometrekarelik alanda faaliyet gösterdiği ifade edilmekte.
Peki, bu holding ve sahibi Sebahattin Yıldız bu kadar büyük bir ekonomik gücü elinde tutarken, neden çalıştırdığı işçilerin maaşlarını, mesai ücretlerini ve işten çıkardığı işçilerin tazminatlarını ödemiyor, bu insanları neden açlığa ve çaresizliğe muhtaç eder hale getiriyor. Sömürünün de bir adabı ve ahlakı vardır. Sen bir işveren olarak çalıştırdığın işçinin daha verimli bir artı değer yaratması için, hem vicdanen hem de yasal olarak onun haklarını ödemekle ve korumakla sorumlusun. İş hukukunda işverenin işçiye karşı bazı sorumlulukları var ve aynı şekilde işçinin de işverene karşı sorumlulukları var. Taraflardan biri bu sorumluluktan kaçtığı zaman, cezai işlemlere muhatap kalırlar veya bu ısrarını sürdüren işyerinin ruhsatı iptal edilir.
Ama maalesef o dönemler çoktandır geride kaldı. Bu dönem AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan dönemidir. Bu dönemde yasa, hak, hukuk diye bir şey yok. Güç kimde ise onun hakkı ve hukuku geçerlidir. Erdoğan iktidarı, tarafını çoktandır zenginden yana koyduğunu ve buna göre devletin bütün olanaklarını bu kesimlerin hizmetine sunduğunu nerdeyse bilmeyen yoktur. Ama bizim sendikacılarımız bu durumdan habersizlermiş gibi görünüyorlar. Hadi diyelim ki Türk-İŞ ve HAK İŞ’i anlayabiliriz. Bu sendikalar, AKP’nin gölgesinde sendikacılık oyunu oynuyorlar. Peki, DİSK’i (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) nereye koymalıyız. Diğer iki konfederasyonun adından biliyoruz ki, biri muhafazakâr, diğeri de milliyetçi camiaya sırtlarını dayayarak işçi haklarını oportünist tavırlar sergileyerek işverenlerin hizmetine sunuyorlar.
DİSK, İşçi sınıfı mücadelesinde devrimci ve ilerici fikirleri savunarak, demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek ve oradan sosyalizme varmanın bir aracı olarak kurulmuştur. DİSK’in tarihinde, 15-16 Haziran işçi direnişi, 1 Mayıs 1977 büyük Taksim mitingi ve DGM’leri dize getiren direniş eylemleriyle tarih yazmıştır. Peki, bugünkü DİSK ne yapıyor, adını bile duymuyoruz. Onca işçi kıyımları, azgınca sömürü altında tutulmaları, yangınlarda ve göçüklerde kitle halinde can vermeleri, bunların hiçbiri maalesef DİSK’i bugüne kadar ilgilendirmemiştir. O nedenledir ki, üyelerin birçoğunu kaybederek, o eski mücadele azmini yitirmiştir.
Ama ne pahasına olursa olsun DİSK, o maden işçilerinin yürüyüşünde ve Ankara Kurtuluş Parkında yanında olmalıydı. Bu maden işçilerinin haklı mücadelesini, Yıldızlar SSS Holdingin insafına ve iktidarın keyfi tutumuna bırakmamalıydı. İşçi haklarını savunmakta yetersiz kalan sendika yöneticilerinin derhal istifa etmeleri gerekiyor. Hiçbir sendika yöneticisi hak etmediği o koltukta oturmamalıdır. Bu keyfi tutumlar, işçi ve halk düşmanı Yıldızlar SSS Holding gibi işverenleri ve arkasındaki güçlerin meşruiyetini onaylamak ve daha uzun süreler yönetimde kalmalarını sağlamak demektir.
Geçmişteki DİSK’in yöneticileri sınıf mücadelesini büyüttükleri için ya öldürülmüştür ya da uzun yıllar cezaevlerinde tutulmuşlardır. Evet, o günkü mevcut koşullarla bugünkü koşullar çok farklılaştı diyebiliriz. Ama bugün işçi sınıfı mücadelesindeki bu büyük sessizlik; devrimci bir tutum alıyorum demek değildir. Bugünkü iktidarın arkasında hizalanıyorum demektir.
Muzaffer Yallı/muzyalli@gmail.com