
Bu iktidar hiçbir sorunu çözemez, çözmeye de niyeti yoktur. Aksine, bu iktidar var olduğu sürece bu ülkede sorunlar daha da büyüyecektir. Bu iktidarın var olma nedeni kamuoyu nezdinde yok olmuştur. Varlığını sürdürebilmesi için sürekli çatışma ve sorunlar yaratarak, ülkeyi bir gerilim ve kaos ortamında tutmaya devam ediyor. Daha düne kadar “Kürt de, Kürt sorunu da yoktur, terör sorunu vardır” diyen iktidar güçleri, “ya gelip devlete teslim olacaklardır, ya da silahlarıyla birlikte toprağa gömüleceklerdir” kesin bir ifadeyle kötü niyetlerini Türkiye kamuoyuna açıklamışlardı. Nasıl oldu da bu kadar kısa sürede bu niyetlerinden vazgeçmiş gibi görünerek, Kürt sorunun çözümünü gündemlerine almış oldular.
Burada samimiyet ve ciddiyet aramak mümkün değildir. Pragmatist-faydacı bir yaklaşım ve kurnazlık var olduğunu görmemiz gerekiyor. Kürt sorununun çözümü konusunda gerek Kürt tarafı olsun, gerekse Türkiye kamuoyunda çeşitli çevrelerde olsun, açıkça niyetlerini samimi bir şekilde ortaya koymuş oldular. Bu çevrelerin içinde biraz daha çekingen ve tutucu davranan CHP’nin bile, bu konudaki yaklaşımını olumlu olarak değerlendirmek pekâlâ mümkün.
AKP-MHP iktidarı, bir yanıyla Kürt sorununu çözme taktiğiyle Kürtleri oyalamaya devam ederken, diğer yanıyla anakent şehir belediyelerine kayyımlar atayarak, belediye başkanlarını ve yönetici kadrolarını tutuklatarak, toplum üzerindeki baskı ve terörünü artırmaktadır. Bu haksızlıkları protesto eden halk kesimlerine ve özellikle gençlere karşı fütursuzca saldırı ve tutuklamalarına devam ediyor. Sosyal medya paylaşımları ve bazı basın organlarında çıkan haber ve eleştiri yazılarından dolayı tutuklanıp veya ev hapsine mahkûm edilenler üzerinden, topluma bir gözdağı ve korku ile birlikte iktidarın baskı ve sindirme politikalarını sürekli olarak gündemde tutmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin bu iktidar dönemi, özellikle son 15 yılı hep bu ahval içinde günümüze kadar süre gelmiştir. Bu daha böyle devam edecek mi?
Elbette hep birlikte hayır diyoruz ve de demeliyiz. Bugün, bu iktidarın baskıcı, talancı ve ayırımcı politikalarına karşı gelen binlerce insanımız cezaevlerindeyken ve milyonlarca insanımız iktidarın haksız uygulamalarına karşı alanlara ve sokaklara çıkmışken, deyime uygun olarak, artık “gemileri yaktık” bu yoldan geri dönüş yok diyoruz. Günlerce alanlara çıkan, toplumun her kesiminden milyonlarca insanımızın bir disiplin içinde bir dayanışma örneğini sergilemesi; iktidarın vahşi uygulamalarına karşı toplumun üzerindeki korku ve sessizliği yırtıp atmıştır.
Ayrıca Özgür Özel’in bu eylemlerde gösterdiği performansı belirtmek gerekiyor. Bu performansı, CHP’den ziyade Özgür Özel’in kişiliğinde var olduğunu, ama sonuçta CHP’nin genel başkanı olması sıfatıyla, CHP’nin tarihinde bugüne kadar hiç olmayan böyle bir eylem girişiminde bulunması, elbette Türkiye’nin aydınlık geleceğine önemli katkılarının olacağını önemsemeliyiz
Bu iktidarın, artık Türkiye’yi yönetemeyecek hale geldiğini ve dolaysıyla halk desteğinin yüzde 30’un altına düştüğünü kamuoyu araştırmaları belirtmektedir. Yani azınlık bir iktidar durumuna düşen bugünkü yönetici kadro, ülkeyi babalarının çiftliğiymiş gibi hoyratça kullanmakta ve yönetmeye devam etmekteler. İşte 23 yıllık iktidarları dönemi boyunca Türkiye’yi getirdikleri yer, dünyanın her yönüyle en geri kalmış 10 ülkesinin yanına koymuş oldular. Ülkemizde işsizliğin, yoksulluğun, talanın, yağmanın büyük boyutlara ulaştığı ve bu durumun normalmiş gibi toplum tarafından adeta kanıksanır hale geldiğini; buna tepkisel davrananların ise tutuklanarak etkisiz hale getirildiğini hep birlikte sosyal hayatımızda yaşıyoruz ve görüyoruz.
Bu iktidarın, halkın üstüne yüklediği bunca ağır yaşam koşullarını, baskıyı ve ayrıştırıcı politikaları artık taşıyamayacağını, daha birkaç hafta öncesi milyonlara varan sayıda insanlarımızın sokaklara ve alanlara çıkarak ve haykırarak; bu iktidarın ve de bu düzenin artık değişmesinin gerektiğini ve zamanın çoktan geçtiğinin manifestosunu yazdılar. Bu manifesto Türkiye halkının her kesimince kabul gördü. Taşıdıkları her renkten bayraklar, flamalar, kartonlara yazılmış ilginç sözlerden ( ANNE DİRENMEYE GİTTİM, GELİCEM! ) anlıyoruz ki bu iktidarın ömrü bitmiştir. Maalesef direnmeye giden gençlerimizin birçoğu evlerine, annelerine geri dönemediler. Onlar şu anda cezaevlerin soğuk hücrelerinde hapis edilmişlerdir.
Tüm bu kötülüklerin ve zorbalığın sebebi ve bugünkü sonuçlarını doğuran bu iktidardan kurtulmanın yolunu, sokaklara ve alanlara çıkan halk göstermiştir. Bu baskıcı ve otoriter rejimden her yönüyle zarar gören ve rahatsız olan bütün toplum kesimlerin bir araya gelerek, en demokratik haklarını kullanarak alanlara çıkmalı ve tüketimden-üretimden gelen güçlerini kullanarak boykot eylemlerini geliştirmelidirler. Halkın bu tepkileri yaygınlaştıkça, iktidarında bir erken seçime zorlanması ortamı doğmuş olacaktır. Tabi böyle bir sürecin sağlıklı ve demokratik bir şekilde yürüyebilmesi için; bütün toplum kesimlerinin üzerinde mutabık kalacağı demokratik bir anayasa ve demokratik bir cumhuriyetin esaslarını belirleyen bir protokolün imza altına alınması olmalıdır.
Burada Kürt siyasi hareketin tavrı ve duruşu çok önemlidir. AKP-Erdoğan iktidarının bugüne kadarki uygulamalarından gördüğümüz, başta Kürt sorunu olmak üzere hiçbir sorunu çözemediğini ve çözmek istemediğini, aksine bu sorunlarından beslenip iktidarını sürdürmeye devam edeceğini görmemiz gerekiyor. Dolayısıyla:
Ya hep beraber ya da hiç birimiz.
Kurtulmak yok tek başına
Yumruktan ve zincirden.
Ya hep beraber ya da hiç birimiz.
BERTOLT BRECHT


