Türkiye’de siyasi ortam oldukça kirlenmiş durumda. 24 yıllık Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan iktidarı devlet yönetiminde elde ettiği güçle, kendisine rakip olan her kişiyi veya her kurumu etkisiz hale getirmek için her türlü oyuna ve kumpaslara başvurmaktadır. Sayın Selahattin Demirtaş’ın 10 yıldır cezaevinde tutsak edilmesi, bu durumun en somut örneğidir. Şimdi de seçimlerde kendisine rakip olarak gördüğü CHP’yi ve genel başkanı Özgür Özel’e yönelik akla gelmeyecek kumpaslar kurarak CHP’yi kuşatma veya bölmeyi esas almıştır. Bu işe soyunan cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yıllarca CHP’nin genel başkanlığını yapmış olan [Dersimli Kemal] Kemal Kılıçdaroğlu’nu yanına alarak operasyonlarını açıktan sürdürmektedir. Dersim’den hain ve işbirlikçi pek kolay çıkmaz ama çıktımı en hası çıkar.

Dersim tarihinin en hain ve işbirlikçi ve de en hazin olayı, Koçgiri katliamından kurtulup Dersim’e sığınan Alişer ile eşi Zarife Hatun’un kafalarının kesilerek, o zamanın bölge askeri komutanı olan Abdullah Alpdoğan’a teslim edilmesi olayıdır. Bölgede (Ağdat) yaşanan bu hazin olay, büyüklerimiz tarafından şöyle anlatılırdı. Alişer Efendi ve Zarife Hatun Dersim’e ilk geldiklerinde belli bir süre Ovacık’ın muhtelif yerlerinde kendilerini sevenler tarafından korunurlar. Ancak hükümet güçlerinin takibi artınca, Seyit Rızan’ın bölgesi olan Ağdat tarafına geçerler. Seyit Rıza bu iki önemli misafiri korumasına alır. Dersim merkezden Ovacık’a doğru gelirken Venk köprüsüne girişte, karşı tarafta bulunan yüksek kayalıkların en üst zirvesinde (Sultanbaba dağının uzantısı) saklanırlar. Oraya hiçbir devlet gücünün ulaşması mümkün olmadığı gibi, devlet bu saklanma olayından habersizdir. Ancak Seyit Rıza’nın yeğeni ile birkaç avanesi güvenilir kişiler olarak bilindikleri için, bu saklandıkları yerin bilmelerinden sakınca görülmemiştir. Daha sonra, zaman içerisinde bu kişilerin fikirleri değişir ve devlet güçleriyle işbirliğine girerek, bir teneke altın karşılığında bu cinayeti işlerler.

İşbirlikçi olmanın çok değişik yöntemleri vardır. Yukarıda anlatılan olayla Kemal Kılıçdaroğlu ile ne gibi bir ilişkisi ve benzerliği vardır diye düşünebilirsiniz. Fakat burada en önemli olgu, işbirliğine soyunan kişi veya kişilerin iktidar-devlet gücüyle giriştikleri işbirliğidir. Günümüzün iktidarı olan ve 24 yıldır bu ülkeyi anti demokratik yöntemlerle yönetmeye çalışan Tayyip Erdoğan iktidarının, Türkiye’yi ne hale getirdiğini hepimiz bilmekteyiz ve bütün olumsuzluklarını toplum olarak yaşamaktayız.

Geçmişte 13 yıl ana muhalefet partisinin (CHP) genel başkanlığını yapan Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan için “Türkiye’nin başına bela olmuş biri” olarak görürken, şimdi bu “bela” adamın politikasının yörüngesine girerek, kendi partisini bölmeye ve dağıtmaya soyunmuş durumdadır. Başarılı olur mu? Pek ihtimal dâhilinde değil ama oynadığı rol çok kirli bir oyun ve bu oyunun başrol oyuncusu olmuştur. Daha şimdiden bazı basın yayın organlarında ve sosyal medyada çıkan haberlerde, Özgür Özel ve bazı arkadaşlarının dokunulmazlıkların kaldırılıp cezaevine konulacağı dedikoduları dolaşıma sokulmuş durumda.

İktidarın bu kirli oyun ve kumpaslarına karşı, Türkiye toplumunun her kesiminde önemli tepkilerin oluştuğunu belirtmiş olalım. Bu önemli toplumsal kesimlerden olan, sosyalist ve emek güçlerinin, meslek örgütlerinin, liberal ve dindar çevrelerin; son zamanlarda Özgür Özel’in ülkenin birçok yerinde düzenlediği protesto mitinglerine katılım sağladıklarını görmekteyiz. Bu, Türkiye’nin aydınlık geleceği için çok önemli bir duruş ve monarşi heveslilerinin döşeyecekleri yolu şimdiden önünü kesmiş gibi görünüyorlar. Bu önemli halk dayanışmasının büyümesi çok önemli olmakla birlikte; böyle bir toplumsal potansiyelin var olması, Türkiye’nin aydınlık geleceğine dair olan umutları büyütüyor. Dolaysıyla iktidarın Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu kirli ilişki ve kumpasların içine dahil ederek, CHP ve Özgür Özel’e karşı uygulamaya koyduğu böl ve parçala oyunu, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul görmemiş ve ters tepmiştir.

Hele, hele sonradan “Dersimli Kemal” olan, aslında Dersim’le hiç gönül bağı olmamış Bay Kemal Kılıçdaroğlu, çalışma hayatı ve yaşamı boyunca devletin yüce menfaatleri için çalışmıştır. Hiçbir zaman devletin ezdiği, yok saydığı ve ötekileştirdiği toplum kesimlerinin sorunlarını dert edinmemiştir ve tarafı olmamıştır. Artık kendisinin de açıkça ifade ettiği gibi, 24 yıldır toplumun başına “bela olmuş” bu iktidarın tarafına geçerek; “Türkiye’nin artık batı ile değil bundan sonra yönünü Osmanlı’nın eski topraklarına ve Ortadoğu’ya çevirmelidir” diyerek, nasıl gerici bir kimliğe sahip olduğunu da açıklamış oluyordu. Toplumsal muhalefetin, bu monarşi heveslilerinin, heveslerine ulaşmasına izin vermeyeceğine dair, halkın gösterdiği tepkiler çok önemlidir. Bu tepkilerin daha da büyümesi için, bütün muhalif güçlerin birlikte hareket etmesi, Türkiye’de faşizmi geriletip, demokrasinin önünü açmış olacaktır.

Muzaffer Yallı/muzyalli@gmail.com