1 Mayıs tarihi acı olaylarla doludur. 1886 yılında Amerika’nın Chicago kentinde bir fabrikada çalışan 40 000 işçi, günlük çalışma saati olan 12 saatin, 8 saate indirilmesi için greve çıktılar. Patron, grevi bastırmak için sokaktan topladığı çetelerle-polis işbirliği sonucu işçilere ateş açarak 4 işçinin yaşamını yitirmesine yol açar. Saldırılar işçilerin mücadelesini durdurmaz, aksine daha da körüklemiş olur. ABD ve Kanada’da sendikaların birlikte örgütlediği mücadele, 1 Mayıs 1886’da yaklaşık 350 bin işçiyi greve çıkarır. Bu durum işveren ve hükümet çevrelerini oldukça rahatsız etmiştir. 1 Mayıs sonrası işçiler üzerindeki baskılar ve işten atmalar yoğunlaşırken, olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında idam istemiyle dava açılır.

Yapılan yargılamada 4 işçi önderine idam cezası verilir. Albert Persons, Adolph Fıscher, George Engel ve August Spıes, 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik işgünü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam edilirler. Albert Persons’a özür dilemesi halinde affedileceği söylenmesi üzerine, mahkeme karşısında tarihe geçecek şu sözleri söyler. “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım” der. İşçi önderlerinin cenaze törenine yüz binlerce işçi katılır. ABD’de yaşanan bu olaylar, uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdi II. Enternasyonal’in 1889 yılında Paris’te düzenlediği kongrede, Amerikan işçilerini desteklemek amacıyla dünya genelinde gösteriler düzenlenir. 1890 yılından başlamak üzere, 1 Mayıs’ı “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan edilir.

Türkiye’de ise, 1 Mayıs kutlamaları hep yasaklarla geçiştirildi. 1 Mayıs 1920’de işçiler, Haliç’ten başlayarak, Karaköy üzerinden Beyoğlu’na kadar yürüyerek Bağımsız Türkiye pankartını taşırlar. Daha sonra 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn kanunuyla birlikte, başta 1 Mayıs kutlamaları olmak üzere, demokrasiyi önceleyen birçok etkinlik yasaklanır. Bu yasaklara rağmen küçük çapta da olsa, yer yer gizli şekilde kutlamalar yapılır. Devlet, bunun da önüne geçmek için uzun yıllar 1 Mayıs’ı bahar ve kır bayramı olarak geçiştirir!

Türkiye’de ilk kitlesel 1 Mayıs kutlaması 1976 yılında Taksim Meydan’ın da yapılmış oldu. O mitinge birçok sinema sanatçısı, gazeteci, aydın kesimler ve başta DİSK olmak üzere birçok sendika örgütleri katılmış oldular. Kutlamalar çok coşkulu ve özgür bir ortamda geçti. Bir sonraki 1977 yılı 1 Mayıs’ı, çok daha kitlesel ve her kesimden önemli katılımların olduğu ve Taksim alanının tıka-basa dolduğu görkemli bir mitinge dönüştü. DİSK başkanı Kemal Türkler kürsüde konuşmasını yaparken, birden alanın dört bir tarafından kitlenin üzerine yapılan silahlı saldırı ile birlikte, polis panzerlerinin gazlı ve tazyikli suyla alana girmesiyle, alanda bulunan 700 bin civarındaki kitle panik halinde dağıtılmış oldu. Kitle, Taksim’in civar mahallelerine kadar polis araçlarıyla püskürtülürken, yer yer çatışmalar geç saatlere kadar devam etti. Bu katliamın bilançosu 34 ölü ve yüzlerce işçi yaralanmış oldu.

1886 yılı, Chicago işçilerinin direnişi ve 4 işçi önderinin idam edilmesi. Yüz yıl sonra Türkiye’de, 1977 yılı 1 Mayıs kutlamasında Taksim’de kitlenin üzerine yapılan silahlı saldırı sonucu 34 işçinin katledilmesi, uluslararası egemenlerin hiç değişmeyen karakteri oluyordu. Daha dün, Doruk Madencilik işçilerinin yaşam hakkını ve mücadelesini elinden almaya çalışan [ZORBA] işverenin ve hükümetle işbirliği, işçilerin bütün haklarına çökmek istemeleri, işverenlerin yüz yıldır devam eden sömürü politikalarının hiç değişmediğini bize göstermektedir.

Doruk Madencilik işçileri, Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Koyunağılı Köyünde ikamet eden yurttaşlarımızdır. Türkiye’de taşımalı eğitimin başlamasıyla birlikte, eğitimde ortaya çıkan sorunlarla birlikte; Koyunağılı köyünde birçok yurttaş çalışmak için Mihalıççık ilçesine gitmek zorunda kalırlar. Mihalıççık ilçesi, madencilik ve jeotermal enerji bakımından zengin bir bölgedir. Doruk Madencilik işçileri, yaşamlarını sürdürmek için metrelerce yerin altında her türlü riski (ölümde dahil) göze alarak yıllarca çalışmaya devam ederler. Tıpkı yüz yıl öncesinin Chicago işçilerinin çalıştırıldığı koşullardaki gibi, çalışmaya zorlanırlar. Uzun saatli mesailer, patronun isteği üzerine işçilere rağmen, sürekli izine çıkarmalar, mesai ücretlerinin ve maaşlarının düzenli ödenmemesi, işten çıkarılan işçilerin tazminat haklarının ödenmemesi gibi ortaçağ koşullarını andıran çalışma koşulları hep devam eder.

Sonuç: 21. Yüzyılın Türkiye’sinde her şeyini yitirmiş, insanca yaşama koşullarından uzaklaşmış, devletin bile güvence sağlamadığı ve sahip çıkmadığı bu işçiler, Mihalıççık’tan yola çıkarak, Ankara’ya doğru yürüyüşe geçtiler. Günler sonra çıplak bedenleriyle ve ellerinde baretleriyle Ankara’nın göbeği Kurtuluş parkta oturma eylemine geçtiler. Tek istekleri, kendilerini bu hale koyan [ZORBA] işverenden alacaklarını almak için, Enerji bakanı veya hükümet temsilcileriyle görüşmekti. Ama iktidar çevreleri bu işçileri umursamadı, görmezlikten geldiler. Günlerdir Ankara’nın orta yerinde, gece-gündüz, sıcak-soğuk demeden çıplak bedenleri ve sarı baretleriyle çıkardıkları seslerle Türkiye’nin gündemine oturdular. Nihayet iktidar, bu işçilerin direnişini ciddiye almış olmalı ki, üç bakan temsilcisiyle işçilerle masaya oturmak zorunda kaldılar.

İşte bugün 1 Mayıs, Doruk Madencilik işçilerinin bu kararlı ve yılmaz mücadelesini ve aynı zamanda Chicago işçilerin bize bıraktığı bu mücadele mirasını, kitlesel bir katılımla 1 Mayıs alanlarına çıkarak hep birlikte kutlamalıyız.

YAŞASIN 1 MAYIS, YEK GULAN PİROZ BE

Muzaffer Yallı/muzyalli@gmail.com