Hans, Türkiye’de daha çok siyasi polemiklerde Türkiyeli olmayan yabancı kişi, çevre veya kurumlar için kullanılan bir tanım. Toplum algısında Hans, biraz da küçümsenir veya ötekiymiş gibi gösterilir. Türkiye’de faaliyette bulunan birçok yabancı firmalardan biri olan, İsveçli otomotiv yan sanayi devi olan Autoliv adlı firma, işyerini kapatıp Türkiye’den çekilirken, işten çıkardığı 2 bin 200 çalışanına kıdem ve ihbar tazminatlarının yanı sıra, bir de 12 brüt maaş tutarında özel ikramiye ödemesini yapar. Hans’ın, bir işveren olarak çalıştırdığı işçisinden büyük servetler elde ettiği muhakkak. Ama aynı zamanda Hans, çalıştırdığı işçilerin yasadan doğan bütün haklarını ödemekle sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Hatta özel ödemeler yaparak işçilerin daha verimli çalışmalarını teşvik etmiştir.
Bizim Hans pardon Hasan ne yapmıştı. Hasan, yani Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik, çalıştırdığı işçilerin maaş ve mesai ücretlerini düzenli ödemediği gibi, bu duruma itiraz eden işçileri haksız bir şekilde iş akdini sonlandırarak tazminatsız olarak işten çıkarmıştı. Türkiye’deki işverenlerin bu keyfi işçi çalıştırma ve işten çıkarma tutumuna karşı, devlet yetkililerinin ve sendikaların hiçbir tepki göstermemeleri, bu gibi işverenlerin yasa ve hukuk tanımaz şekilde işçiye hiç acımadan vahşice sömürme ve gerektiğinde keyfi bir şekilde işten çıkarma imkânını sunmuş oluyorlardı.
Hans kurnaz ve bilinçli bir işverendir. İşyerini, uzun vadede kendisine iyi olanaklar sunması için, gerekli plan ve programlar yaparak iş hayatını bu zemin üzerinden sürdürmektedir. Dolayısıyla iş hayatının en önemli ve vazgeçilmez unsuru olan işçilerle her zaman iyi ilişkiler ve diyalog içinde olmak, bu durumun kendisine her zaman avantajlar sağlayacağının farkındadır.
Elbette Hans’ın böyle hareket etmesi, işyerinde kazandığı servetini işçileriyle paylaşır anlamı çıkarılmamalıdır. Hans, işyerindeki çalışma hayatını uzun vade de planlarken, bunun düzenli ve güven içinde sürdürebilmesi için gerekli olan altyapı koşulların iyi hazırlanmış olmasıdır. Hans, kurduğu işyerinde çalıştırdığı işçileri, elbet sömürerek bir artı değer elde etmektedir. Bunu yapmadığı takdirde bir servet veya sermaye birikimine sahip olamaz. Ama bu artı değere sahip olmanın bir yasal sınırı ve ölçüsü vardır ve olmalıdır. Hans bu ölçüler içinde hareket etmektedir.
Peki, Hasan yani bizim işverenimiz ne yapmaktadır. Hasan çok kaba, kibirli ve doyumsuz bir işverendir. İşyerinde çalıştırdığı işçilere insan gözüyle bakmaz. Bu işçiler Hasan’ın gözünde birer makine parçası gibidirler. Bu işçiler yemez-içmezler, uyumazlar, aile yaşamları yoktur ve barınma, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların Hasan’ın hiç umurunda değildir. Bu işveren, çok kısa sürede zengin olmak ve istediği yere gelmek içinde, iktidar çevreleriyle iyi ilişkiler içine girmeye çalışır. Bu olanağı elde etti mi, Hasan’ın artık yapmayacağı hiçbir şey yoktur.
Son çeyrek asırdır ülkemizde bu tarz işverenlerin sayıları artarak, ekonomik gücün büyük oranda sahibi oldular. Bunların iktidar çevreleriyle kurdukları iş ilişkileri nedeniyle, halk arasında yandaş iş adamları diye nitelendiriliyorlar. Bunlar inşaat, enerji, madencilik ve medya sektörlerinde faaliyet gösteren ve kamu ihalelerinde aldıkları devasa paylarla büyüyen ve öne çıkan holdinglerdir. İktidar eliyle yürütülen dev projelerin büyük kısmı bu holdinglere verilmektedir. Devlet ihale kanunu bu holdingler için bir anlam ifade etmez. Bu holdingler arasında en çok bilinenleri Cengiz, Limak, Kalyon, Kolin ve Makyol gibi şirketlerdir. Her biri, bir iktidar gücüne sahip olup, ülkenin bütün zenginliklerini ve varlıklarını fütursuzca yağmalamaya devam ediyorlar.
Türkiye ekonomisi bir krizin içindedir. Bu krizi yaratanların en başında bugünkü iktidar ile yandaş iş çevreleridir. Türkiye milli gelirin yüzde 35-40’ı bugün bu kesimin eline geçmiş durumda. Türkiye nüfusunun yüzde biri olan bu kesim (860 000 kişi) çok küçük bir azınlıktır. Bu azınlık grup,(oligarşi) Türkiye’nin siyasetini, ekonomik düzenini ve uluslararası her türlü ilişkiyi kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda düzenlemektedirler.
Ülkemizde günden güne artan yoksulluğun, işsizliğin, milyonlarca insanımızın açlık sınırın altında bir yaşama mahkûm edilmesi, bu ekonomik düzenin yarattığı bir sonuçtur. Bu durumu fırsata çeviren bazı uyanık çevrelerde, milyar veya trilyon dolarlarla kaptı-kaçtı işler çevirmekteler. Birçok basın ve medya organlarında konu olan şu haberi duymuşuzdur, “Adana merkezli yasa dışı bahis ve kara para soruşturmasında yaklaşık 100 milyar TL ve 2 milyar dolarlık şüpheli hareket tespit edildi” Bu bahis ve kara para aklama işlerin oyuncuları hükümete yakın çevrelerdir.
Bu iktidarın Türkiye’yi yönetecek gücü ve etkisi oldukça zayıflamıştır. Türkiye, böyle bir iktidar tarafından yönetilmeyi hak etmiyor. Bütün muhalif partilerin ve toplumsal yapıların ayrı ayrı kulvarlarda politika yapmalarının da bir anlamı kalmamıştır. Dolaysıyla birleşik bir muhalefet cephesinin oluşturulması artık çok önemli hale gelmiştir. Birleşik muhalefet cephesi, demokratik bir anayasayı hazırlayarak kamuoyuna açıklamalı ve Türkiye’yi seçime götürmeye zorlamalıdır.
Not: Timur Soykan’ın Esra Işık’la yaptığı söyleşi videosunu You Tube üzerinden izlemelerini öneririm. Esra Işık gibi aydın düşünceli ve mücadeleci gençlerin çoğalması umuduyla.
Muzaffer Yallı/muzyalli@gmail.com