6 Nisan, öldürülen gazeteciler günü. İttihat ve Terakki yönetimini eleştirdiği için 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü’nde Serbesti Gazetesi yazarı Hasan Fehmi kurşunlanarak öldürülür. O günden, günümüze kadar gelen 117 yılda 124 gazeteci ve yazar [faili belli] devlet güçleri tarafından sokak infazlarıyla ve gözaltında kaybetme saldırılarıyla yaşamlarını yitirdiler. Saldırıların odağında muhalif olan Türk, Kürt ve Ermeni gazeteci ve yazarların bulunduğu görülüyor.
Yıl 1908, İttihat ve Terakki yönetimi ve yıl 1923, Cumhuriyet hükümetlerinin yönetme anlayışının hiç değişmeden, günümüze kadar gelen 117 yıllık süreç. Bu her iki yönetme anlayışının muhalif kesimlere karşı uygulamış olduğu baskı ve şiddet politikaları hiç durmadan günümüze kadar devam edegelmiştir. 124 gazeteci, yazar ve aydının yanında on binlerce insanımızın katledilmesi ve sürgüne, göçe zorlanması, bu 117 yıllık rejimin ana karakteristik özelliği olmuştur. Bir ülke yönetimini düşünün ki, kendi aydınını ve ilerici kesimlerin gelişmesini engellemiş ve bu kesimlerin sağlayacağı büyük yararlardan ülkeyi mahrum bırakmıştır. Ve sonuçta ülkenin bugün geldiği yer, her bakımdan “fakru zaruret” bir duruma getirilmiş olmasıdır.
117 yıllık sürecin iki önemli aşamasına dikkat çekmek, bu sürecin tamamını anlamak bakımından önemlidir. Birincisi, İttihat ve Terakki dönemi, ikincisi ise, 2002-2026 ve hala devam eden AKP dönemi. İttihat ve Terakki’nin 1908 ile başlayan ve 1913 yılında yönetimi tamamen ele geçirdikten sonra, Almanya’nın etkisinde hareket ederek, Rusya ve Kafkaslara yönelik işgal girişimlerini başlatmış olmasıdır. Ancak bu işgal girişimi başarısızlıkla sonuçlanır ve 10 binlerce askerin soğukta donarak ölmesine neden olur. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu başarısızlığın sorumlusu olarak; Ermeni, Süryani ve Rumları sorumlu tutarak, bu milliyetlere karşı katliam girişiminde bulunarak yaklaşık 1,5 milyon insanın ölümünden sorumlu olur. Daha sonra, bu cemiyet yöneticilerinin I. Dünya savaşında aldığı yenilgiden dolayı, diğer önde gelen İttihatçılarla birlikte yurtdışına kaçarken, gıyabında yapılan yargılamada idama mahkûm edilmiş olurlar. Ancak Mustafa Kemal yönetimi tarafından İttihat ve Terakki yöneticileri affedilirken; Enver Paşa’nın Bolşeviklere karşı Basmacı Ayaklanmasını yönetirken öldürülür.
İkincisi, Cumhuriyetin son 24 yılını yöneten AKP’nin, birçok konuda karşı olduğu bu Cumhuriyeti, kendi anlayışına göre biçimlendirerek yönetimini hala sürdürüyor olmasıdır. Bu Cumhuriyet, baştan özürlü olarak doğduğu içindir ki, AKP gibi bir karşıtını yaratmış ve 24 yıldır bu cumhuriyetin başında ve Cumhuriyetin bütün kurumlarını ve kazanımlarını ortadan kaldırmaya devam etmektedir. İttihat ve Terakki yönetimi, o dönemde yayılmacı bir politika yürütürken, AKP yönetimi ise, emperyalist ülkelerin ülkemize dayatmış olduğu sömürgeci ekonomik politikaları uygulamaya devam etmektedir. Halkın tüm tüketim ürünlerini kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde ithal ederken, sağlıksız olan bu ürünlerle halkın sağlığını ve yaşam kalitesini bozmakta ve tehlikeye atmaktadır.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen halkın bir tepki vermemesi veya adeta kanıksaması, edilgen bir toplum olduğumuzun apaçık bir sonucu mudur?
24 yıldır toplumun aynı yönetici kesim tarafından yönetilmesi, içinde bulunduğumuz çağın ihtiyaçlarına ters düşmektedir. Bu durum ancak faşist rejimlerde mümkün olabilir. Diyebiliriz ki, dünyadaki paralel gelişmelerde bu olumsuz politikaları beslemektedir. Zira ABD’nin başındaki deli ve bunak birinin her an dünyanın başına bir bela açacağı korkusu, dünya halklarını oldukça korkutmaktadır.
Dünyamız bugün, maalesef haydutların, delilerin ve aşırı milliyetçilerin, dünya ülkelerin birçoğunda yönetimde olduğu bir süreci yaşamaktadır. Dünyanın iki önemli siyasi ve işgalci gücü olan ABD ile ırkçı İsrail Devleti, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme gayretleri peşindeler. ABD’nin başkanı Trump ile İsrail başbakanı Netanyahu birlikte, özellikle başta İran olmak üzere ve Lübnan’ı haftalardır havadan füzelerle bombalayarak haritadan silmek istediklerini dünya kamuoyuna açıklamış oldular.
Hedefleri arasında, petrol kuyuları, limanlar, köprüler, kara ve demiryolları vardır. Ancak İran halkları sokağa çıkarak hedeflenen bu yerler üzerinde insan zincirleri oluşturarak, haydutlara ve zorbalara karşı vatanlarının nasıl savunulacağının onurlu direnişlerini ortaya koymuş oldular. İran halkının bu onurlu duruşu, emperyalist haydutları geçicide olsa geri adım attırarak ateşkesi yapmak zorunda bırakmıştır. Bu onurlu duruşu selamlarken, bütün ezilen ve sömürülen halklara örnek olması gerektiğini belirtmiş olalım.
Muzaffer Yallı / muzyalli@gmail.com