{ "@context": "http://schema.org", "@type": "NewsArticle", "mainEntityOfPage": "https://www.dersimekspres.com/yazi/nostalji-198.html", "headline": "Nostalji", "datePublished": "2026-01-11T18:38:00Z", "dateModified": "2026-01-11T18:38:00Z", "description": "", "author": { "@type": "Person", "name": "Muzaffer YALLI" }, "publisher": { "@type": "Organization", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3", "logo": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/logo/1ee0fbefe4.png", "width": 110, "height": 22 } }, "image": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/user/ddb7520958f02eff075c53376420fea6-cce416da666f18a0be06.jpg", "width": "800", "height": "800" } }

Nostalji

Muzaffer YALLI

11-01-2026 18:38

Nostalji, geçmişe duyulan özlem, geçmişe ait yaşanmış olayları yeniden anımsama ve o duyguları yeniden yaşayabilmektir. Ben, bugün yine rutin sabah yürüyüşümü yaparken, bir saat boyunca hep geçmişe ait yaşadıklarımı yoğun bir şekilde tekrar yaşamış oldum. Yani o günlerin yaşanmışlıklarını, bugünün yaşadıklarımızla karşılaştırmaya çalıştım. O günlerin, bugünlere göre her bakımdan çok daha rahat olduğunu söylemek mümkün. Bu düşünce sadece benim düşüncem değil, o kuşaktan arkadaşlarım ve dostlarımla zaman zaman da olsa bir araya geldiğimizde; yaptığımız sohbetlerde, o dönemin farklı ve iyi yanları hep konuşmalarımızın esasını oluşturuyordu. Sizlere bu farklılıkları kendi yaşanmışlıklarım üzerinden anlatmaya çalışacağım.

1969 yılı Haziran ayında okulu bitirdikten hemen sonra, Temmuz ayında benim de ilk tercihim olan Ankara’ya tayinim çıkmış oldu. Temmuz ayında Ankara’ya giderek, depo tayinimin yapılmış olduğu okula giderek ilk maaşımı almış oldum. Depo tayini: O yıl Ankara’nın gerek dışarıdan atanan, gerekse Ankara içinde yer değiştirmek isteyen görevlilerin tümünün atamalarının yapıldığı yer/okul demekti. Buradan Ankara’nın tüm ilçe ve köylerine kadar atanacak görevlilerin sayıları belirlendikten sonra, ihtiyaçlara göre atamalar yapılmış oluyordu. Benim de atamam Ağustos ayının sonuna doğru Ankara’nın Haymana ilçesinin bir köyüne yapılmış oldu.

Tabi ben veya biz diyelim artık, 1969 Temmuz ayında ilk maaşımızı alırken çok sevinmiştik. O ana kadar 2,5 lira, 5 lira, 10 liralardan fazla aylık harçlık görmemiş olan bizler; o anda 564 lira gibi çokça bir paraya sahip olmuştuk. Maaşımızı alıp Ankara’dan memleketimiz olan Dersim’e dönerken, Elazığ’da birkaç gün kaldığımızı hatırlıyorum. Çünkü terzileri gezmiştik, birinde anlaşıp takım elbise yaptırmıştık. Ve bu terziyle 3 yıl boyunca yazlık kışlık giysilerimizi satın almaya devam ettik. O zamanlar henüz hazır giyim yoktu.

Sonra memleketimiz Ovacık’a geçtik. Orada bazı arkadaşlarımızla buluşup Munzur Gözelerine giderek ilk maaşlarımızla ziyafet çektik. Bolca rakı ve yemek yediğimizi hatırlıyorum. Şimdiki o mum yakılan kayalıkların arasından şelaleyi andıran bolca bir su akıyordu. Bizler o şelalenin altında dakikalarca durarak sarhoşluğumuzun geçeceğine inanıyorduk. Tabi o zamanlar Munzur Gözeleri, şimdiki bazı muhafazakâr kesimler gibi koruma altına alınmamıştı. O zamanki Alevi-Kızılbaş inancı ve kültürü daha naif ve özgündü. Şimdiki gibi korumacılık yoktu. Gerek yöre halkı olsun ve gerekse dışarıdan gelenler olsun çok rahat hareket edebiliyorlardı. Hiç kimse ötekine bunu yapma, bu günahtır, ayıptır gibi sınırlayıcı ve baskıcı anlayış ve görüşler asla yoktu.

12 Eylül Askeri Darbesiyle birlikte buralarda bir kültürel erozyon ve geriye doğru yeniden bir yapılanma başlatıldı. 12 Eylül’ün otoriter rejimi, uzun yıllar Dersim’i hep ayrı bir politik atmosfer içinde yönetmeye çalıştı. Güvenlikçi yönetim anlayışı coğrafyanın her noktasında kendisini operasyonlarla, karakollarla ve bu yetmezmiş gibi en yüksek tepe noktalara kadar gözetleme kuleleri kurarak, toplumu adeta gözaltına almışlardı. Bu baskıcı ve ayırımcı politik uygulamalar, toplumun bazı kesimlerini korkutmuş olmalı ki, kendi özgün ve kültürel değerlerinden uzaklaşarak, kendisine dayatılan yozlaşmış bir ortamı belki de farkında olmadan desteklemiş oluyordu. Bu olumsuz etkilenme, Munzur Gözelerinin fiziksel dokusunun bozulmasına ve toplumun belirli kesiminde buraya dair soyut kavram ve düşünceler üreterek, yeni bir bakış açısı getirilmeye çalışıldı. Ayrıca İl Özel İdaresinin Munzur Gözelerinin doğal dokusuna yönelik yapmış oldukları bu fiziksel düzenlemelerle birlikte, bazı çevrelerinde bu doku bozukluğunu adeta desteklercesine; bu güzelim doğa parçasını salt bir inanç merkezi olarak görüp, diğer etkinliklerin yapılmasını engelleyen bir takım yasak uygulamalara gittiler. Oysa Munzur Gözelerinin bütün insanlığın malı olduğunu görmek istemiyorlardı.

Evet, tekrar esas konumuza dönersek eğer, 564 lira o zamanın koşullarına göre iyi bir paraydı. Bu parayla şimdiki şartlara göre daha çok mal ve hizmet satın alabiliyorduk. Bütün ihtiyaçlarımızın tamamı olmasa da, yüzde seksenini rahatlıkla karşılıyordu. Oysa bugünkü koşullarda, senelerdir dostlarımızla haftada bir sefer de olsa, bir araya gelip bir restoranda yemek yiyemez olmuştuk. 12 milyon işsizin olduğu ülkemizde, bir de 16 milyon emeklinin perişan halini birlikte düşündüğümüzde, bu sayı toplam 28 milyon işsiz ve sefalet içinde yaşayan bir topluluk demektir. Bir araya gelip örgütlenip, haklarını söke söke alacaklarına; sabah akşam televizyon kanallarında ağlayıp sızlayıp, buna rağmen “Allaha şükürler olsun” deyip kaderlerine razı olduklarını ve dolaysıyla kendilerini bu duruma düşüren iktidar çevrelerine de farkında olmadan cesaret vermiş oluyorlardı.

1980 yılına kadar Ankara, Muş Ve İzmit’te geçen meslek hayatım, 80 askeri darbesiyle birlikte sonlandırılmış oldu. Cezaevi ve 8 yıla varan siyasi (141, 142. Md) yargılamalardan sonra önüm(üze)e yeni bir yaşam biçimi dayatılmış oldu. Birlikte yargılanmış olduğum bir yoldaşımla birlikte İzmit’te bir tabela dükkânı açmış olduk. 3 yıl boyunca tabela, bez afiş, serigrafi yaz, bas işlerinden sonuç alamayınca, evimi İstanbul’a taşımak durumunda kaldım. Eşimle birlikte bir ilaç fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladık. İki yıl kadar sonra iyi bir iş imkânıyla, başka bir işyerine personel müdürü olarak gittim. Bu işyerinde uzun yıllar bu görevde çalıştıktan sonra SSK emeklisi olarak yeni bir hayata başlamış oldum.

Emeklilikte biraz rahat edebilir miyiz diye düşünürken hatta sevinirken; hayatımız boyunca çektiğimiz acı, tatlı yaşam koşullarımızı (refah düzeyi), bugünkü iktidar eliyle aylık gelirimizin 1.83’ü bizden çalınmış oldu. Bu iktidar, bu ülkede görmediğimiz ve yaşamadığımız bütün sıkıntıları acımasız biçimde bizlere dayatmış oldu. Ama diğer tarafta ise, ülkenin bütün zenginliklerini ve gelir kaynaklarını bir avuç sermayedarın hizmetine sunmuş oluyordu. Bu da yetmezmiş gibi, ülkeyi emperyalist tekellerin pazar yerine dönüştürdü. Bu nedenledir ki ülkemiz her alanda fakirleşti ve geri kalmış yoksul ülkeler kategorisinde yerini almış oldu.

Sonuç olarak, bizlere yapılan tüm bu haksızlıklara ve kötülüklere karşı ağlamak, yalvarmak yok, “Allaha şükürler olsun” deyip kadere razı olmakta yok! İçine düşürüldüğümüz bu kötü yaşam koşullarında, bizlerinde kabahatimizin olduğunu bilmemiz gerekiyor. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin, her tarafı kahvelerle dolu ve bu kahvelerin içi yoksul ve işsiz insanlarla dolup taşıyor. Ama herhangi bir etkinlikte bu insanlarımızı bir arada göremiyoruz.

Fransız devriminin ayağı çıplakları gibi sokağa çıkıp başımızı gökyüzüne doğru baktığımızda, o zaman göreceğiz ki işler değişmeye başlayacaktır.

Muzaffer yallı / muzyalli@gmail.com

DİĞER YAZILARI Kirli Siyasetin İşbirlikçisi Olmak 01-01-1970 03:00 Hans ile Hasan 01-01-1970 03:00 Mayıs, Anma ve Hatırlamaların Yapıldığı Ay 01-01-1970 03:00 1 Mayıs İşçi ve Emekçilerin Bayramı 01-01-1970 03:00 Doruk Madencilik İşçilerinin Direnişi ve Yalnız Bırakılmaları Üzerine 01-01-1970 03:00 Yusuf Tekin, milli eğitim bakanı 01-01-1970 03:00 Edilgen Bir Toplum Olmak 01-01-1970 03:00 Memleketin Halleri 01-01-1970 03:00 Füze Savaşları 01-01-1970 03:00 Toplumun Umursamazlığı Tehlikeyi Büyütüyor 01-01-1970 03:00 Çürüme! 01-01-1970 03:00 Ortaçağ Barbarlığı Değil İnsanlık Kazanacak 01-01-1970 03:00 Ortak Acı, Ortak Gelecek 01-01-1970 03:00 Önce Demokrat Olabilmek 01-01-1970 03:00 Türkiye Bugünkü Zihniyet Döngüsünden Çıkabilir mi? 01-01-1970 03:00 Eşit Yurttaşlık Hakkı 01-01-1970 03:00 12 Eylül Rejiminin 45. Yıl Dönümü ve Yarattığı Sonuçlar 01-01-1970 03:00 "2024'ü Emekliler Yılı Olarak İlan Ediyorum" 01-01-1970 03:00 Türk, Kürt, Arap Fantezileri Üzerine... 01-01-1970 03:00 Dersim/Ovacık’ta Bir Yasak Bölge 01-01-1970 03:00 1 Mayıs Seremonisi 01-01-1970 03:00 Köy Enstitülerin Kuruluş Yıldönümü ve Eğitimin Dinselleştirilmesi 01-01-1970 03:00 Kürt Sorununun Çözümünü Bu İktidardan Beklememeliyiz? 01-01-1970 03:00 Yanlış İliklenen Düğmenin Sonuçları 01-01-1970 03:00 Kürt Sorununda Tavrımız ne olmalıdır? 01-01-1970 03:00 Kurtulmak Yok Tek Başına* 01-01-1970 03:00 Sesimi Duyan Var mı? 01-01-1970 03:00 Dünyayı ‘Haydutlar’ mı Yönetecek? 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’DEKİ YOZLAŞMANIN DERSİM’E ETKİLERİ 01-01-1970 03:00 ARIZALI BİR CUMHURİYETİN 101. YILI 01-01-1970 03:00 NE YAPMALI(YIZ) 01-01-1970 03:00 HAKKÂRİ (CÖLEMERK) HALKI’YLA DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAK 01-01-1970 03:00 NEWROZ ALANLARINDAN 1 MAYIS ALANLARINA… 01-01-1970 03:00 12 MART 1971 ASKERİ DARBESİ'NİN 53.YIL DÖNÜMÜ! 01-01-1970 03:00 Köy boşaltmalarından İliç'e, delik deşik edilen coğrafyamız! 01-01-1970 03:00 YÜZ YILDIR AYNI ANLAYIŞLA BELEDİYELERİ YÖNETMEK! 01-01-1970 03:00