Bu topraklar ortak acıların çokça yaşandığı topraklardır. Bu ortak acıları paylaşan toplumsal kesimlerin genel yapısı, farklı etnik kimlikte ve farklı kültürel değerlere sahip olmalarıydı. Bu farklılıklar, bu toplumsal kesimlerin bir arada yaşamasına engel değildi. Ancak geçen zaman içerisinde bu farklı toplumsal kesimler içinde sayısal çoğunluğa sahip olan ezen ulus milliyetçiliği, bu çoğunluk olma üstünlüğünü diğer toplum kesimleri üzerinde baskı ve şiddete dönüştürerek, kimilerini kırımdan geçirdi, kimilerini ise sindirerek susturmaya çalıştı. Bu toplumsal kesimlerin bazılarını şöyle yazmak gerekirse, Kürtler, Ermeniler, Alevi-Kızılbaşlar, Çerkezler, Rumlar, Lazlar, Süryaniler, Romanlar gibi daha da sıralamak mümkün. Peki, bu toplumsal kesimlerin varlığından bugün söz edebilir miyiz? Kürtler ve Alevi-Kızılbaşlar dışında bu kesimlerin varlığı ancak geçmiş tarih kitapların sayfalarında görmek olası!
Anadolu topraklarına sonradan gelip yerleşmiş olanlar; çeşitli entrikalar, güç devşirmeler, talan ve yağmacılıkta başarılar elde ederek, tarihte ulaşabilecekleri en üst aşamaya gelebilmişlerdi. Ancak dünyada gelişen bilim ve teknoloji karşısında tutunamayan bu kaba kuvvete dayalı yönetme anlayışı sonuçta çözülerek dağılmış oldu. Geride kalmış olanlarla birlikte Anadolu toprakları üzerinde yeniden toparlanarak, yorgun ve bitkin bir güç olarak varlığını korumuş oldular
Yıl 1923, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte bu toplumsal kesim, eski alışkanlıklarını daha da bir üst yapıya taşıyarak, üstün ırk olma fobisi üzerinden diğer toplumsal kesimler üzerinde acımasız uygulamalara girişti. Daha önceleri Ermenilerin “defterleri dürülmüştü” şimdi ise sıra diğer etnik kimlik, inanç ve azınlık kimliklerin halli gerekiyor politikası, yakın tarihe kadar gündemde tutulmuş oldu. Cumhuriyet tarihi hemen hemen bu etnik ve azınlık kimliklerin asimilasyonu, baskılanması ve Türkçülük kimliği ideolojisi içinde eritilmesi politikaları hep günümüze kadar etkisini azaltmış olsa da devam ede geldi.
Günümüz koşullarına baktığımızda toplumsal gelişmelerin varlığı pekte iç açıcı değil. Anadolu’nun o renkli kimliklerinden hemen hemen bahsetmek mümkün değildir. Sadece varlığını bin bir güçlüklere rağmen hala korumuş olanlar Kürt ve Alevi-Kızılbaşlardır. Bu toprakların esas renklerinden olan Çerkezler (ki kurtuluş savaşında batı cephesi, Çerkez Ethem’in komutasındaki Çerkeşlerden oluşan Seyyare Taburu ile korunmuştu) Lazlar, Rumlar, Romanlar, Pomaklar, Süryaniler gibi kimlikler maalesef uygulanan baskı ve asimilasyon politikalar karşısında tutunamadılar. Çoğu bu toprakları terk etmek zorunda kaldılar veya az sayıda kalanlar ise, bireysel olarak varlıklarını çekingen ve mağduriyetler içinde ancak sürdürebildiler.
Cumhuriyet tarihinin bütün bu arızalarına karşı varlıklarını koruyabilen Kürtler ve Alevi-Kızılbaşlar; artık kimlik, inanç ve kültürel değerlerini anayasal güvence altında, eşit, özgür ve insanca yaşamak istediklerini dünya aleme ilan etmiş oldular. Bu haklı istek ve taleplerini aynı zamanda sömürülen, işsiz bırakılan ve yoksullaşan bütün halk yığınlarıyla birlikte bir araya gelerek, kendilerine bu haksızlıkları ve kötülükleri yapan çıkarcı, menfaatçi ve aynı zamanda milliyetçiliğe karşı tutum alarak, mücadele içinde olacaklarını belirtmişlerdir. Bunun en açık ve somut örneği, Kürt siyasi hareketin onlarca yıldır kararlı şekilde, bütün kötülüklere ve kötü niyetli yönetimlere karşı, verdikleri mücadele sonucunda haklılıklarını ve varlık nedenlerini dosta düşmana sonuçta kabul ettirmiş oldular.
Kürtler, verdikleri bu mücadele karşısında artık önemli bir toplumsal güç olduklarını gördüler ve kavradılar. Bunun içindir ki, öteden beri varlığını ve kimliğini inkar eden devlet güçleri de Kürt varlığını artık kabul ederek; bir masa etrafında bir araya gelerek, birlikte bu topraklarda insanca ve eşit haklara sahip yurttaşlar olarak, nasıl bir ortak yaşam ve gelecek kurabilecekleri üzerine görüşmeler başlatılmış oldu. Umarız ki, bu görüşmeler herkesin birbirinin haklarını gözeterek ve bütün toplum kesimlerini de kapsayacak şekilde bir demokratikleşmeye doğru evirilebilir. Bu sorunun sağlıklı şekilde yürüyebilmesi için, daha çok toplumsal desteğe ve duyarlılığı gerektirir.
Yoksa kenarda el ovuşturan, zaman zaman da olsa sağa sola parmak sallayan bu aşırı milliyetçi kesimler; ne Kürt sorununun çözümünden yanalar, ne de sahip oldukları imkânları ve bu imkânları sağlayan düzenlerinin değişmesinden yanalar. Bütün bu kötülükleri besleyen yapının (düzen) ve bu kötülüklerden çıkar sağlayan kötü niyetli kişi ve yönetimlerden kurtulmanın tek yolu, ortak mücadele ve ortak geleceği birlikte kurmaktan geçer.
Yeni senenin herkes için iyi geçmesi dileklerimle.
Muzaffer yallı / muzyalli@gmail.com