Adı “Yeni Parti” ama parti kurucularının hepsi yeniyi değil, eski alışkanlıklarını, geleneklerini hatta düşüncelerini aynen koruyup, el ele verip, kurdukları hatta kurdukları değil, sadece isim değişikliğiyle Yeni Parti’ye geçmiş oldular. Her ne kadar parti tüzüğü ve programı henüz hazırlanmadıysa da, parti ileri gelenlerin eylem ve hareketlerinden anlıyoruz ki, bu partinin de yeniyle, yenilikle hiçbir bağı ve düşünce geliştirmesi olmayacaktır. Belki bu konuda bazılarınız, bu kanıya nereden vardınız diye bana sitem edebilirsiniz, olabilir.
Yeni veya yenilik kavramların sözlük anlamlarına baktığımızda, kabaca şunu söyleyebiliriz. Eskiyen, yıpranan veya yetersiz kalan bir durumu daha iyi hale getirmek için, bir nesnenin, düşüncenin veya sistemin ilk defa ortaya çıkmasını sağlamak için gerekli koşulların ve altyapının hazırlanması gerekir. Bunu yapmadıkları gibi, ilk harekete geçiş şekli olan topluca camiye gidilerek Cuma namazını kılmak oldu. 19. ve 20. Yüzyılın değerleriyle 21. Yüzyılda politika yürüttüğünüz de, toplum sizde bir yenilik beklemeyecektir. Zaten böyle bir politika 24 yıldır bugünkü iktidar eliyle yürütülmektedir. Bu politikanın sonucudur ki, milyonlarca işsiz, yoksul ve yine milyonlarca emekli hayatın ve yaşamın dışına itilmiş durumda!
Yeni Parti’nin görevi, Türkiye toplumunun ihtiyaçlarını ve sorunlarını iyi belirlemesi ve bu sorunların çözümünü demokratik usul ve yöntemlerle gerçekleştirmesi olmalıdır. Bu sorunlar basit sorunlar değil. Yüz yıldır çözülemeyen ve Türkiye toplumunu her alanda kuşatmış olan ve Türkiye’yi adeta muhafazakâr, hatta gerici bir pozisyona iten bir yönetme anlayışıyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu sorunların en başında Kürt sorunu gelmektedir. Bu sorun yüzyıldır Türkiye’yi meşgul etmekte, son 40 yılı ise savaş ve çatışma ortamıyla geçmiştir. Bu süre içinde hem insan kaynağı ve hem de her türlü doğal yaşam yok edilmiştir. Bu kaybolan değerlerin bilançosu parayla, pulla ölçülemez. Bu nedenledir ki Türkiye bugün dünyanın en geri bırakılmış bir ülkesi ve yine dünyada en kötü yönetilen ülkesi olmuştur.
Türkiye’yi bu çıkmazdan kurtarmanın yolu ve yöntemi vardır ve olmalıdır. Şüphesiz, bu sorunların çözümünde Yeni Parti’yi odak olarak göremeyiz. Hele hele toplumsal hareketini camiden başlatan bir siyasi hareket, bu çağın toplumuna hiç güven veremez. Geçmişte bu tür uygulamalar çokça tekrarlanmış, ancak bir sonuç alınamamıştır. O nedenle bunları tekrarlamanın toplumda bir karşılığı yoktur. Yeni Parti genel başkanı Sayın Özgür Özel, her defasında şu sözleri çokça tekrar etme gereği duymuştur. “Ben bir bahçıvanın torunuyum ve iki felsefe öğretmeni anne, babanın oğluyum. Çocukluğum hep yoksulluk içinde geçmiş ve eğitimim hep yatılı devlet okullarında geçmiştir” Bu ifade tarzı, kendisinin emekçi bir aileden geldiğini ifade ediyorsa da; kendisi bugün Türkiye’nin en büyük burjuva partisinin (Yeni Parti) genel başkanıdır.
Aslında Özgür Özel, geldiği aile konumunun kadir kıymetini bilmiş olsa, bugün bulunduğu yeri emekçi halklar için bir fırsata dönüştürebilir mi? Neden olmasın, zaten Anadolu’nun bütün kentlerinde yaptığı mitinglerde önemli kalabalıklar toplamış ve toplumda bir umut yaratmıştı. Fakat CHP’nin geçmiş tarihinde, şimdi ise Yeni Parti’ye geçiş sürecinde yapılanlara ve verilen mesajlara baktığımızda “eski tas eski hamam” umutsuzluğu devam edeceği gibi görünüyor.
Oysa günümüz Türkiye’sinde toplumun ihtiyaç ve beklentileri oldukça artmış ve bu ihtiyaçların acilen çözümü beklenmekte. Bu beklentilerin en başında, Kürt sorununun eşit yurttaşlık temelinde demokratik çözümü bekleniliyorken; aynı zamanda Türkiye ekonomisinin aşırı derecede tahrip edilmesi, toplumun ezici çoğunluğunda büyük yoksullaşma ve işsizliği beraberinde getirmiş oldu. Türkiye’de bu acı tabloyu yaratan ve topluma dayatan bugünkü iktidarın kendisidir. 24 yıldır iktidarda olan AKP iktidarı, son 10 yıldır “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı altında tek adam yönetimi olan Tayyip Erdoğan ve çevresindeki bir avuç oligarkla aynı zamanda zor ve şiddet kullanarak Türkiye’yi yönetmeye devam ediyorlar.
Türkiye’nin bugünkü iktidar eliyle düşürüldüğü bu çıkmazın içinden kurtarılması gerekiyor. Bunun da tek bir yolu vardır. Bu yol, demokrasi güçlerinin bir araya gelerek yürüyecekleri üçüncü yoldur. Bu yolun bileşenleri Demokratik Kürt Siyasi Hareketi, Devrimci ve Sosyalist Hareketler, Meslek Odaları, (TMMOB, TTB) Ekolojik ve Çevreci Kuruluşlar, Demokratik Sendika ve Konfederasyonlar ve de muhalif yerel örgütlenmeler gibi… Bu güçler önemli bir çalışmanın içine girdiklerinde, göreceklerdir ki çok önemli bir potansiyele sahip olduklarını göreceklerdir. İşte yeni Parti, yani Özgür Özel yönetimi gerçekten bugünkü iktidarın gitmesini istiyorlarsa ve bu konuda samimiyseler tek yapacakları şey, Türkiye’nin Demokratik Güçleriyle seçim işbirliğine girmeleri olacaktır. Yoksa konuşulanların hepsi lafügüzaf olacaktır.
Muzaffer Yallı/muzyalli@gmail.com


