Evet, geçici de olsa mümkün olabilir! Bu tarz yönetme şekli ancak demokrasiden uzaklaşmış yönetimlerde olabilir. İktidarların uygulamalarından rahatsızlık duymaya başlayan toplumların gösterdiği tepkilere karşı, iktidar güçleri bazı önlemler almaya çalışırlar. Bu önlemlerin bir kısmı toplumların duyduğu rahatsızlıkları gidermeye yönelik olurken; bazıları da bu rahatsızlıkları çözmek yerine bastırmayı ve bu sorunları daha da ağırlaştırarak, içinden çıkılamaz bir hale dönüştürmüş olurlar. Bugün bizim ülkemizde yaşanılanlara baktığımızda, maalesef her şeyin bir karmaşa içinde olduğu; adaletin, hukukun ve ahlaki değerlerden uzaklaşıldığı bir atmosferi yaşadığımızın farkındayız.
Bu, içinden çıkılamaz bir durum mu? Elbette değil ama demokrasiden hayli uzakta olduğumuzu belirtmiş olalım. Zira toplumsal örgütlülük oldukça zayıf ve de yetersizdir. Tabi böylesi bir durumda, iktidar istediği fırsatı elde etmiş ve arzu ettiği baskı ve otoriter iktidarını sürdürme imkânını elde etmiş demektir. Kimi çevrelerin dillendirdiği ve bekledikleri gibi, bu iktidarı gelecek seçimlerde değiştirebileceklerini pek gerçekçi bulmadığımı belirtmek istiyorum. Baskıcı ve otoriter rejimler doğası gereği iktidarlarını sürdürmek için, büyük kabahat ve tahribatlar yaratarak yönetimlerini sürdürmeye devam ederler. Dolaysıyla yarattıkları böyle bir otoriter rejimi seçimler yoluyla elinden alınmasını istemezler. Sürdürebildikleri kadar bu antidemokratik rejimlerini sürdürmeye devam edeceklerdir.
Bu nedenle, muhalefet partileri ve özellikle kendisini ana muhalefet partisi olarak gören Yeni Parti’nin, alışıla geldiği muhalefet etme anlayışını bırakarak, Türkiye’nin demokratikleşmesini ön gören siyasi yaklaşımlar ve perspektifler geliştirip, topluma sunması ve kabul görmesini sağlaması gerekiyor. Özellikle diğer muhalefet partileriyle ortak konularda ortaklaşarak, yeni demokratik bir anayasanın ve elbette ki demokratik bir Türkiye’nin kurulmasının mümkün olabileceğinin altyapısını birlikte hazırlayarak; Türkiye’deki her toplumsal kesimin kendilerini eşit ve özgür yurttaş olarak görebildiği bir toplumsal düzeni birlikte oluşturmalarının mümkün olabileceğinin güvencesini topluma verebilmelidirler.
Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmiş yüz yılı, artık içinde bulunduğumuz 21. Yüzyıl toplumunun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzakta bir yerde durmaktadır. Toplumun her kesiminin belirli rahatsızlıkları ve bazı konularda duydukları endişelerin ve kaygıların giderilmesinin mutlaka gerekli olduğu; bu çağın, her toplumsal kesimin ihtiyaçlarının belirlenmesi hususundaki gerekli altyapı çalışmalarının yapılarak, yeni bir anayasa ile güvenceye alınması, dolaysıyla yeni bir toplumsal düzenin inşasının yolu da açılmış olacaktır. Yoksa eski hamam eski tas deyiminde olduğu gibi, bu köhne ve soygun düzeni sür gitsin devam edecektir.
Ülkemizde çözüm bekleyen birçok sorun var olmakla birlikte, bugün ülkemizin en önemli sorunların başında Kürt sorununun demokratik çözümü gelmektedir. İki yıla yakın bir zamandır bu alanda devletle yapılan görüşmelerde, devletin dolaysıyla iktidarın ağır aksak ve gönülsüzce yaklaşımlar içinde olup; ciddiyetsiz ve oyalamaya yönelik tavırlar sergilenerek kamuoyunun ve Kürt tarafının beklentilerini boşa çıkarmaya çalışmaktadır. Ana muhalefet partisinin de bu konuda oportünist tavırlar içinde olması gibi, iktidar partisinin keyfi hareket etmesini sağlamaktadır. Bu sorun çözülmeden kimse demokrasinin geleceği beklentisi içinde olmasın. Demokrasinin önündeki engellerden en önemlisi Kürt sorununun çözümsüzlüğüdür.
Bugün Türkiye halklarının en büyük şanssızlığı, güçlü ve toplumu yönlendirecek ilerici ve sosyalist hareketlerin olmayışıdır. 12 Eylül 1980 Askeri darbesinin estirdiği fırtınadan dağılan ilerici-sosyalist çevreler, maalesef bir daha toparlanamadılar. Sosyalist hareketlerin çekildiği veya boşaltılan alanların ne yazıktır ki, bugün dinci ve muhafazakâr çevrelerin denetimine geçmiş olduğunu belirtmiş olalım. Bu politik tercih, emperyalizmin ve Türkiye’deki egemen çevrelerin tercihi olduğunu ayrıca belirtelim.
Uluslararası güçlerin tercihi olan bugünkü iktidar, 24 yıldır keyfince, meşrebince bu ülkeyi dinsel angajmanlara uygun şekilde yönetmeye devam etmektedir. Bu yönetme tarzı-şekli, zaten içi boş olan cumhuriyeti de bir kenara iterek, bunun yerine tek adam rejimi olarak nitelendirdiği “Cumhurbaşkanı Yönetim Sistemi” ile 9 yıldır Türkiye’yi yönetmektedir. Anayasayı, meclisi, demokratik kurumları yok sayarak bir ülke yönetilebilir mi? Evet, antidemokratik rejimlerde olabiliyor.
Zaten tek adam yönetiminin son zamanlardaki uygulamalarına baktığımızda, karanlığa doğru gidişin ayak seslerinin arttığını görmekteyiz. Birçok alanda baskıların, göz altıların ve tutuklamaların arttığını ve özellikle muhalif basın ve çevrelerin baskı altına alınma girişimleri pekte hayra alamet değil. Yarın bu baskıların daha da artabileceğini ve muhalif kesimlerin buna karşı tutum geliştirerek, güç birliklerine gitmeleri önem kazanıyor.
Muzaffer Yallı/muzyalli@gmail.com