Tevfik Fikret’in 1912 yılında yazdığı “Han-ı Yağma” şiiri, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki yolsuzlukları, hırsızlıkları, haksızlıkları ve devlet kaynaklarının yöneticiler tarafından nasıl acımasızca sömürüldüğünü ve yağmalandığını anlatır. Yine şöyle devam eder bir bölümü:
“Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! / Yarın bakarsınız söner bu çatırdayan ocak! Bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak, / Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…”
Bu şiir, bugünkü Türkiye’nin içine düşürüldüğü halleri ne de güzel anlatmış oluyor. Aradan yüz yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen; hırsızlık, talancılık ve yağmacılık devam etmiş ve hatta bugünün Türkiye’sinde, bu işler aleni yapılır hale gelmiş durumda!
Pr. Dr. Osman Altuğ’un “üçkâğıt ekonomisi” tespitinin ne kadar gerçekçi olduğu, bugünün Türkiye’sinde maalesef yaşamaktayız. Üçkâğıt ekonomisi, üretim ve istihdama dayanmayan, tamamen döviz, faiz ve borsa üçgeninde dönen bir ekonomik modelin, yıllardır Türkiye’de uygulanmaya konulmuş olan bir kap-kaç düzenidir. Özal döneminde uygulanmaya konulan bu model, hala bugünkü iktidar eliyle uygulanmasına, en acımasız bir şekilde devam edilmektedir.
1980 Askeri Darbesinin generalleri, ABD’nin isteği üzerine o zaman Dünya Bankasında görevli bir memur olan Turgut Özal’ı getirip, askeri hükümetin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı görevine atamış oldular. İMF ve Dünya Bankası gibi emperyalizmin ekonomik kuruluşları, hazırladıkları bir ekonomik programı Özal’ın önüne koyarak bunun uygulanmasını istediler. İşte 46 yıldır bu ekonomik model ve siyasi düzen hala devam ede gelmiştir!
Bu ekonomik model ve siyasi düzen, toplumu zapturapt altına alarak, özellikle toplumsal yapıyı bozan ve yozlaştıran, ama aynı zamanda devletin yapısal düzeni olan faşist karakterini de koruyan yapıyı kalıcı hale getirmiş oldular. Elli yıla yakın bir zamandır devam eden bu siyasal düzen, bunun 24 yılı bugünkü iktidar eliyle çok daha acımasız bir şekilde uygulamasına devam edilmektedir.
Bu üçkâğıt ekonomisi, kimi fırsatçılara soygun ve dolandırıcılık yapma zeminini yaratırken ve bu kişiler ceplerini haksız kazançlarla şişirirken; milyonlarca yurttaşımızı acımazsız şekilde sömürüp, dolandırarak yoksullaştırılmakta ve büyük bir sefaletin ve işsizliğin girdabına sürüklenmiş oldular. Bütün bunlar, bu iktidar döneminde yapılmakta ve hatta gizli-saklı bir yanı da kalmış değildir. Aleni bir şekilde batan geminin malları gibi ülke tamamen yağmalanmaktadır.
Bugünkü iktidar bu soygun düzenin baş sorumlusudur. Cumhurbaşkanının televizyonlara çıkıp halka sesleniş konuşmalarında, sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi konuşmalar yaparak halkı inandıramaz. Bugünkü fon krizinde hala birçok soru cevapsız. Bunların başında “Neden zamanında önlem alınmadı”, “Neden zamanında denetimler yapılmadı” soruları geliyor. Bürokratik yapılanmaya baktığımızda, bu sorunun cevabı oralarda bir yerde duruyor.
“Milletin hakkına el uzatan karşısında bizi bulur” süslü cümlenin arkasında gizlenmeye çalışılan büyük bir soygun ve kötülükler var. Zaten halk arasında bu söylenen sözlerin artık bir anlamı ve karşılığı yoktur. Hükümet yetkilileri neler söylüyorsa halk tersini anlıyor artık.
Bu dolandırıcıların yakınlarına baktığımızda görüyoruz ki, birileri bakan olmuş, başbakan yardımcısı olmuş, müsteşar ve cumhurbaşkanı danışmanı olmuşlar. Türkiye’nin bütün zenginliği bir avuç istismarcı, soyguncu ve vurguncu azınlık tarafından yağmalanmaktadır. Bu güruh devleti bir örümcek ağı gibi sarmıştır. Yapılan açıklamalardan ve haberlerden öğreniyoruz ki, devletin bütün kurumlarını ve bu kurumların her kademesinde, birinci derecede akrabaları, dostları ve yandaşlarıyla doluşmuşlar. Dolaysıyla devletin denetim ve kontrol mekanizmaları bunlara dokunamıyor veya soruşturma açamıyorlarmış.
Türkiye toplumunun yüzde sekseni bu olup bitenler karşısında son derece rahatsız ve tedirgin olduğu halde, tepkilerini sessiz homurtularla geçiştirmeye çalışıyorlar. Oysa gür bir sesle bu soygun düzenine karşı tepkilerini diğer sınıf yoldaşlarıyla bir araya gelerek verebilirler. Haksız kazançlarla ultra zengin olan bu imtiyazlı sınıfı iktidardan uzaklaştırmak pekâlâ mümkündür. Yeter ki örgütlü bir güç olarak bir araya gelebilsinler.
Muzaffer Yallı/muzyalli@gmail.com


