Biraz tuz verin ne olur. Bir kaç avuç olsun. Tuz istiyorum tuz. Şu yarama basacak, basıp ağrısının kahrına dalacak kadar tuz. Ben, böyle bu gözler, bu kulaklar ile duya duya göre göre heder olmuş ben. Şimdi alıp kendimi karşıma, şöyle bağıra çağıra “neden desem, neden be adam neden?” İşe yarayan bir şey söyleyin bana ne olur. Bu acıyı azaltacak bir şey verin, bir şey deyin, bir şey bulun, bir şey gösterin ya da bir şey yapın artık! Biraz tuz verin ne olur. Biraz tuz verin de basıp şu acılı kalbimin çatlaklarına ve Diyar diyar gezeyim genç ölümler ahına.
Bu kaçıncı feryadı yüreğimin, bu kaçıncı ana yangını ve evlat acısı böyle derbeder, heder ve iki ucu zehirli ok misali. Bir silah sesine ah düşüren o sesi beyaz kadının feryadı ile seslensem dağınıza, taşınıza, ovanıza ve kentinize. Nedennnn??? “Neden oğul neden vurdun kendini?” Böyle kan revan, böyle yok girdabı acı sarmalı. Başını bağlasınlar senin oğul, başını siyah bezler örtüsü, başını anne ağıdı baba acısı. Sen ki henüz yirmisinde dağ çiçeği, kaya kınası. Sen ki ömrünün baharı ve muradına yetişememiş sen…
Söyle oğul bu kalbimin kıyımı, bu kara zindan bu kör olası sesim çığlık çığlık. Bir daha soruyor kanlar içinde yatan oğluna anne; “Neden yaptın oğul neden kıydın kendine?” Boğulan sesi ile acıları kıra kıra cevap veriyor annesine Diyar; “Çok borcum vardı anne çok borcum vardı. “Niye söylemedin kadasına belasına öldüğüm niyeee?” diyerek basıyor çığlığı kanlı gövdesine oğlunun.
İlk göz ağrısı rahminin çiçeğe durmuş yaşam filintasına. Çaresizlik koluna girmiş siyah kelepçe gibi sarıyor ellerini. Dayan diyor Diyarım dayan. Ama nafiledir bu kan kırmızı çığlık. Gece çoktan karaya kesmiştir. Çağırın derler, çağırın bacısını çağırın da ilk karayı o sarsın ablasının alnına. Kolay mıdır öyle ömrünün narçiçeğini dökmek? Kolay mıdır kan içinde evlada ah vah etmek? Siyah; simsiyah bezden karalar giydirmek alnının ortasına?
Kimin borcu var kime? Kim bu genç bedenlere borçlu? Kim alacaklısı umuda sırt dönmüş şu sabahların? Namlunun ucu ölüm ardı yas oğul. Sen böyle ömrünü harcayan sen bilmez misin ki yaprak döker annen. Hangi taş konuşur söyleyin, hangi ağaç tutuşur, hangi bulut yanar ve hangi su kanar Diyar’ın derdine. Geçip gidiyor çocuklarımız birer ikişer bu ölüm tırpanının ucundan. Var mı sesiniz; var mı? Bizi yiyip bitirdi bu sıska suskunluk, bu uyku tozu, bu insanın yozu. Biraz tuz verin ne olur. Biraz tuz istiyorum sizden. Hayat dilimde söz kesiği. Anlata anlata tükettim kendimi. Bir avuç tuz verin basayım kapanmak bilmez şu yaralarıma. Biraz tuz ne olur...