Gülistan’e kotya? Gülistan nerede? Bu acıyı kim bulaştırdı bu kentte? Kimin bu et ve kemik kokusu? Şu sıvazlanan sessizlik. Gölgeye kurulmuş üç maymun. Görmedim, duymadım, bilmiyorum.

Gülistan nerede? Onca zaman dağ taş, göz kaş, ağrı, acı, kurt, kuş sebil edilmiş çığlıklardan. Bu sessizlik bu umarsızlık ne de boğucu ne de ifrit ve tiksinç. Dağ kendini görmeye utanır, vadi seyretmeye korkar ve kulaklarda derin bir işitme merakı. Anadır o, ana; kemik de olsa verin der, verin de alıp bir mezar yeri vereyim kızıma. Aylardır Pepuk kuşu gibi yankılanır sesi Dersim’in dağlarında. Nerede kızımın taze ot kokusu ile örülmüş gençliği? Şimdi burada; bu seyitler yurdunda kan revan bir sorunun cevabını aramaktadır bir ana.

Sahi nerededir Gülistan Doku? Bu eli koynunda kız kardeş. Bu titreyen sokaklar ve kaç mevsimi başında paralamış bir anne üşüyor bu mevsimde. Anneler öyle kolay vazgeçer mi evladının ölüsünden yada dirisinden? Berfo ana o ulu çınar, o yaşlı bilge öldüğü güne kadar inleye inleye oğlunun kemiklerini istemedi mi? Kim vazgeçirebilir bir anneyi evladını aramaktan? Kim soğutabilir irin akan alev almış yarasını.

Sahi Gülistan Doku nerede? Aylardır gözleri çürüdü suya baka baka, aylardır bir ses, bir nefes, bir haber için kulakları eridi bir annenin. Taş olsa çatlar, toprak olsa kururdu. Kim bırak git artık bu kenti, burada sana göre bir haber yok, çek git artık yoksa bu acı ve bu kahırla öleceksin burada diyecek te vazgeçirecek bir anneyi evladını aramaktan?

Kayıp kızının uğruna çoktan vazgeçmiştir bir anne hayatından. Ondandır ki artık onu ürkütmüyor, acıtmıyor hiçbir zorluk. Aylardır dizine vurduğu ellerinin içi patlamıştır çaresizlikten. Aylardır ağıt yakan sesinde ölüm çiçekleri filizlenmiştir. Aylardır aradığı kızının olmayan cesedine mezar yapmıştır bedenini, ölüsünü bekleyen mezar.

Sahi Gülistan Doku nerede?